İstanbul Fethi’nin her yıl dönümünde, İstanbul’u düşünürüm. Fethedilişini, tarihî gelişim ve dönüşümünü defalarca araştırmaktan usanmam. Sonunda “İstanbul madde ile mânânın iç içe girdiği bir şehirdir” düşüncesine varıyorum.
Oldum olası Mart ayının bizim için millî ve manevî bakımdan bir tefekkür ayı olması gerektiğini düşünenlerdenim. Zira İstiklâl Marşı’nın 12 Mart’taki kabul yıldönümü dolayısıyla İstiklal Savaşı ve Çanakkale Savaşı’nın
Atmosferin oksijensiz yerlerinde nefes almaya çalışırken senli kelimelerim, sevgini anlatan cümlelere düşüyordu yıldızlar. Bir kara delikti zaman, yutuyordu sevdaları. Zamana yenilmeyen, yaşlı bir adamın okuduğu eski aşk satırları.
Şüphesiz her devir, insanı kendi şartları içinde yoğurur ve ister istemez, kendisi için belirleyici bir yön tayin eder. Âkif’i de bu açıdan bilmek ve milletçe Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş mücadelesi gibi bir dizi felaket çemberinden geçtiğimiz dönem içinde değerlendirmek gerekir.
Sayfa sayfa dökülüyorum. Takvimlere yazılmışım. Yaprak yaprak tutunuyorum hayata. Dalımdan düşen rakamların sürekliliğinde, çabalamaktayım. Bir vuruşlar zincirinin halkalarından tek tek geçiyorum. Önce yelkovan takip ediyor, baltalıyor ömrümü, sonra akrep... Tik, taklar arasında mekikteyim. Önce tik, sonra tak…