Nice baharlar görürsün. Hayatının en ince nakışlarına varasıya dek, kolayca söküldüğünü seyredersin. Yapraklarla birlikte dökülen yağmurlar, ha bire ıslatırken oyalarını, izlemek kalır geride. Sana kalan tüm dökülüşlerini seyretmektir, hayat penceresinin gerilerinden.
Sevgi dolu, ama ateş gibi yakan gözbebeklerinden, ateşte yanan göz pınarlarından, kömür karası iki nadide elmastan hangisiydi bilinmedi... Biri düşürdü toprağa ahını… Hep dudaklarının azcık gerisinde duran ahı, göze emanet şimdilik. Göz karar eyler ahın
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde bir yerlerde güzel mi güzel bir ülke varmış. Öyle ki dört bir yanından ırmaklar akar, yeşillikler yollara taşar, güneş parıl parıl parlarmış. Burada yaşayan insanlar ülkelerini çok sever, başka yerlerde yaşamak
(Hz. Meryem’e, Hz. Amine’ye ve naçizane, bana ait sızılardır)
I.
Ellerimin arasından hızla akıp giden zamanın bulunduğum noktasında, aslında tam da olmam gereken yerde, yaşadığım çağın bana müjdelediği bir oğuldur merhamet sağanaklarıyla dolu rahmimde büyüyen.
Kalabalıklar içinde kaybolup gitmiş gibi görünen hayatlarımız illa ki bazı köy, kasaba ya da şehirlerde kesişir. Bizim yaşam alanlarımızdır bu mekânlar. İçinde türlü toplulukları, okulları, çarşıları, sinemaları, tarlaları, kahvehaneleri, en önemlisi yuva diye
Tam karşıda yek pare taştan, heybetle duruyor Horhor medresesi…
Bir yanı hep hüzün, bir yanı bahar bahçe… Yemyeşil ağaçlar, çayırlar büyütmüş kucağında. Sapsarı çiçekler takınmış saçlarına, sonra çevresi apaydınlık… Zirvesine ulaşmak pek de zor değil
Önce Filistin’de bebek doğdum…
Küçücük bedenimde türlü sevgiler yoğurup, çiçek dolu hayaller büyüttüm. Annem hep ağladı. Görünüşte doğuşumun verdiği sevinçti onu ağlatan, fakat belki de büyüdüğümü göremeyecek oluşunun ihtimaliydi göz pınarlarını taşırtan…
En sondan bir önce, annemin elleri okşamıştı uzun saçlarımı. Bütün kirlerinden arındırmış, ipek gibi taramıştı. Öyle büyük bir kuvvetle atmıştı ki örgünün ilmeklerini, saç diplerimde bıraktığı sızı hala taptaze… Annemin gözlerinde donup kalmış hayallerimizin solgunluğu, sessizce dokunmuştu yüreğime.
Ay ışığı çok gerilerde kalmıştı. Gönlümün kıyım kıyım ayrıldığı o tüm vakitlerin sancıları bir araya toplanmış, öyle büyük, öyle korkunç bir kuvvetle dikilmişlerdi ki karşıma, daha ilk saniye de yenildiğimin, daha çok yenilgiye uğrayacağımın farkına varmıştım. Ay ışığı geride kalınca, tüm ışıkları çekilince kâinatın,