Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow Sürüden Ayrılma Zamanı arrow Sezgi ile bilinç arasında Risale-i Nur ve ben
Sezgi ile bilinç arasında Risale-i Nur ve ben Yazdir E-mail
Yazan Dr. Levent BİLGİ   
Wednesday, 01 August 2007

Bazen Risale-i Nur karşısında kendimi düşünüyorum da hiçbir şey bulamıyorum. Hani biri çıkıp “hadi şu her gün, dönüp dönüp her dem okuduğun Risalelerden bir şeyler anlat” derse diye korkuyorum. Susup öylece kalacağımdan korkuyorum.

Risaleler karşısında hiçbir şey bilmediğimi biliyorum!

Bilinçsizlik kılığına bürünen uzak bir bilincin soyut bir ruhla etrafımda dolaştığını hissediyorum. Uzatıyorum ellerimi yakalayamıyorum. Hiçbir zaman da yakalayamayacakmışım gibi geliyor bana.

Okuyorum, okuyorum. Ama hep unutuyorum ve bilemiyorum. Durmadan düşünüyorum. Ama hep, hiçbir şey bilmediğim sonucunu çıkıyorum. Ya bir şeyler bildiğini düşünmekten korkuyorum, ya da unutulmuş bilgiyi seviyorum. Veya unutulmayan bilginin farkında olalım veya olmayalım birer tabuya dönüşeceğinden ürküyorum.

Başka bir deyişle, her şey biliniyor ve her şey aklın menzilinde olup bitiyorsa, o düşüncenin sağlıksız, o sonucun da yapay olduğuna inanıyorum. Sezgisiz bir düşünce kalpsiz bir akıl gibidir. Nasıl akılsız bir kalp hiçbir şeyse, kalpsiz akıl da o kadar rahatsız edicidir.

Her Risale metninin bir iç aklı, iç duyumu olduğunu seziyorum. Biz Risalenin dış metni ile karşılaşıp, onu kavrayınca her şeyin bittiğini düşünüyor, artık metni anladığımızı düşünüyoruz. Ama çoğu zaman metnin iç sesini yakalayamadan geçiyoruz. Halbuki her Risale metninin bir de iç sesi, iç aklı vardır. Bu sesi hiçe sayarak yaptığımız okumalar kısır kalmaya mahkûmdur.

Said Nursi’nin muhteşem hayatının bir yönünün muhatabiyet noktasında dramatik bir manzara çizdiğini de düşünüyorum. Onun, Allah’ın bir sevgili kulu olarak ve Risalelerinin küffarla mücadele şeklinde görülen mevcudiyeti; talebelerinde ve hatta uzak duranlarda bile öyle bir sevgi seline dönüşmüştür ki; bu sel zaman zaman Said Nursi’yi de, Risaleleri de önüne katıp soyut bir muhabbet âlemine dönüştürebiliyor.

Bu hal zamanla bizim nazarımızda Bediüzzaman’ı, Risaleleri bile monoton, bildiğimiz, hep okuyup dersler yaptığımız, bilmiş olma üzerine kurulu, bir bilinçsizlik haline dönüştürüyor. Ve kendimize bildiklerimizden bir çizgi tutturup, yeni aydınlanmalar, yeni sıçramalar yapamaz hale geliyoruz. Zaten bildiğimiz veya bildiğimizi düşündüğümüz metinlere sorgulama ile yaklaşmazsak bir yenilik değil, olsa olsa bir zikir hali beklenebilir.

Risale merkezli bir sıçrama ve intibah hali hissetmeyeli ne kadar oldu? Yoksa dünya bu aydınlanma dalgalarına muhatap olamayacak kadar içine mi çekiyor bizleri? Veya kırmızı kitaplarımızı açınca beynimizin karıncalaştığını, bir uyku ve uyuşukluk halinin bize yavaş yavaş hâkim olup, damarlarımızdan beynimize doğru kaydığını mı hissediyoruz?

Bilgiden sonraki bilgisizliği seviyorum. Buna imgesel bir değer yüklüyor, ancak kavramsal bir tanım bulmakta zorlanıyorum. Kesinlikle cahilliğe bir övgü değil bu. Sadece sezgiyi sezebilme sezgisi. Ona duyulan açlık. Acıkmadan yemek yiyemezsiniz, yeseniz de bu size haz değil, işkence olur. Size besin olmaz, şişmanlatır, obez yapar.

Said Nursi’nin metnini kurarken yaşadığı heyecan, 80 yıl sonra bizler onu tekrar kurarken ruhumuza geçmiyorsa, ortada bir şeyler eksik gibidir. Veya biz o metni sadece okuyor ve yeniden kuramıyorsak ciddi bir kaybımız var demektir.

Risale metinleri, sadece akleden kalbimizle muhatap olduğumuzda, sezgilerimiz ve aklımızla ortaya çıkan bir bilinç halini gösterir. Ve bize mal olurlar. Hani Said Nursi’nin ısrarla “kendi malınızmış gibi bilin” dediği şey de bu olsa gerek.

Bu yüzdendir ki Risaleler simgesel bir dil kullanırlar. Onun dilinde mesela cüz ile cüz’i farklı şeylerdir. Kül ile küllî gibi. Bediüzzaman Sözler’de şöyle der:

“Öyle de, Sâni-i Hakîm ve Nakkaş-ı Alîm, şu âlem sarayını müştemilâtıyla beraber bedî bir sûrette yaptıktan sonra, cüz’î ve küllî, cüz ve küll her şeye bir model hükmünde, bir nizâm-ı kaderî ile, bir miktar-ı muayyen vermiştir.” (Sözler, s.180)

Bu satırlar bana israf’ı sevmeyen Bediüzzaman’ın cüz’i ve küllî kelimelerinden sonra niye cüz ve küll kelimelerini kullandığını düşündürdü nice zaman. Bunlar aynı şeylerse bir cümlede iki defa kullanılmaları abes. Ayrı şeylerse ne demek?

Şu satırlar bu farklılık fikrini ruhumda genişletti ve yeni bir heyecanın eşiğine getirdi: “Yani, cismâniyetin itibâriyle küçük, zayıf, âciz, zelîl, mukayyed, mahdut bir cüz’sün. Onun ihsanıyla, cüz’î bir cüz’den, küllî bir küll-ü nurânî hükmüne geçtin. Zîrâ, hayatı sana vermekle, cüz’iyetten bir nevi külliyete; ve insaniyeti vermekle, hakiki külliyete; ve İslâmiyeti vermekle, ulvî ve nurânî bir külliyete; ve mârifet ve muhabbeti vermekle, muhît bir nura seni çıkarmış.” (Sözler, s.324)

Şimdilerde “cüz’î bir cüz’den, küllî bir küll-ü nurânî” kelimelerinin izini sürüyorum Risalelerde. Hiçbir şey bilmeden, bilinçsizce ama akleden kalbi anlamaya çalışarak. Risaleye muhatap olmaya çalışırken, Bediüzzaman’ın sesine dokunmaya sa’y ederek.

Nedir Risale-i Nur?

Roman değil, hikâyeden uzak değil. Şiir değil, şiirsellikten ayrı değil. Klasik tefsir değil, her yönüyle ayetlerin yansıması. Hadis kitabı değil, ama her yeri Peygamber’in (asm) o yüce sözleriyle örülmüş. Kelam kitabı değil, imanî delillerin en sağlamlarıyla yapılandırılmış. Zikir değil, zikirsiz değil, ibadet değil, ibadetsiz değil. Said Nursî değil, Bediüzzamansız değil. Sosyolojisiz, psikolojisiz, tarihsiz, edebiyatsız değil. Nedir Risale-i Nur?

Hiçbir kalıba girmeyen, hiçbir etiketin altında durmayan, tuhaf/ilginç metinler manzumesi Risaleler. Ne kadar akla, ne kadar duyguya, ne kadar sezgiye seslenirler bilinmez. Bunu her okuyucu kendisi kurar. Risaleler her okuyucuyu, kendi metinlerini kendisi kurma sorumluluğuyla başbaşa bırakan eserlerdir. Her Risale okuyucunun hayatına, ruhuna, yüreğine, aklına, dününe, bugününe ve geleceğine seslenir.

Bizim Risale metinlerimiz hangisi? On sene önce öğrenip kristalleştirdiklerimiz mi, her an hayat, değişim ve gelişim fısıldayıp, bugünkü ruhumuza, aklımıza, sezgimize dokunanlar mı?


(Bu makale 5368 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Dr. Levent BİLGİ
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Büyüklerin karşısında konuşulmalı
Yavuz Bülent Bakiler: "Babam beni karşısında katiyen konuşturmadı. Bu dünyanın en büyük yanlışlarından bir tanesidir. Sus çıkartma sesini. Büyükler karşısında konuşulmaz. Aksine büyüklerin karşısında konuşmak icap eder. Kendi yaşıtlarımın arasında konuşurken yanlışlarımı bilemem ki. Büyükler beni dinlemeli ve birtakım güzellikleri bana vermeli…"
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356557