Kültürel Yaklaşım
Dostuma dostça | Dostuma dostça |
|
|
| Yazan Süleyman Beydilli | |
| Wednesday, 01 August 2007 | |
|
Yürüyorum… Bazen sessiz bazen haykırarak yüreğimdekileri… Yürüyorum bilinmeyen gecelerden bilinmez sabahlara. Yürüyorum karanlıkları yırtarak. Sen dostum, sen arkadaşım, sen sırdaşım. Seninle yürüdüğümüz yollarda yalnız başıma yürüyorum. Unutulmaya yüz tutan dostluklardan sıyrılarak senin dostluğunu anıyorum her sabah güneşe karşı. Tek ağlayan sendin bana, tek üzülen bendim sana… Yalnızlıklarımızın içinden bulmuştuk birbirimizi. Sen hüzünlü gecelerde kendini ararken ben seni arıyormuşum yalnız yüreğimde. Senin dost yüzünün samimiyeti bir güneş gibi aydınlatmış yüreğimi. Kalabalıklar arasındaki kimsesizliğimi silmiş götürmüş bir ikindi vakti. Bir ses, bir söz, bir dua, bir tebessümdür seni hatırlatan; sende bulduklarım gibi tatlı sohbetlerin doyumsuzluğu, tartışmalarımızın bilgeliği, yalnızlıklarımızın birleşimi doğurdu bu dostluğu. Şimdi ellerim titrerken biliyorum ki senin aklındayım. Beraber yürüdüğümüz yollar aklında, senin titreyen sesin benim ısrarlı vurgulamalarım aklında… Kaybettiklerini düşünüyor musun dostum? Hani nerede bebekliğindeki oyuncakların? Nerede çocukluğundaki kırmızı pabuçların? Nerede gençlik günlerin? Nerede çizgisiz yüzün? Nerede dostun? Yoksa beni de mi kaybettin? Yok yok olamaz. Biz söz verdik birbirimize değil mi! Bu dostluk kaybetmeyecek! Kaybetse de kaybetmeyecek. Biz kaybetmedik dostum. Kaybetmeyeceğiz! Senin bana öğrettiklerin bende saklı, benim sana söylediklerim sende… Biz kaybetmiş olabilir miyiz? Bir mektepmişiz birbirimize şimdi daha iyi anlıyorum. Aramızdaki mesafe mi? Nedir ki o! Bir nefes alımlık bence… Bir el uzatımlık… Bir adımlık mesafe. Biliyorum sessiz bir ağacın yanındasın. Rüzgârın esişiyle için ürperiyor. Titriyorsun birdenbire soğuk kış günlerindeki gibi… Hatırlar mısın uzun kış gecelerini? Senin sesin ısıtırdı evimi. Yalnız kalmak ya da kalabalıklar arasında boğulmak korkumu sen yok ederdin her zaman... Şimdi sesin evimin duvarlarında yankılanıyor… Efkâr yıkıyor bana bıraktığın bu kenti… Hayal aynalarım kırılıyor sensiz. Sessizlik içinde senin sesin var her an… Bir yağmur yağıyor bu yaz mevsiminde belli ki uzun sürmeyecek. Yağmur damlaları yüreğime düşüyor, senli diyarların dört mevsim yağmurlarından seni getiriyor… Türküler mi? Halen seni anlatıyor. Bu türküler hiç susmayacak Romanlar mı? Halen senden bahsediyor… Bizim romanımız bitmedi. Sahildeki bank mı? Sen halen ordasın… Deniz rengi ceketin de yanında… Geceler mi? Geceler deprem getiriyor yüreğime… Deprem olur içimde gecelerce! Resmin mi? Hep yanımda. Sanki gözyaşlarını anlatıyor… Şehir mi? Şehre yağmur yağıyor. Sensiz, yalnız ve çaresiz… Ben mi? Sensizliğin içinde seninleyim… Sen mi? Sen uzaklardasın… “Şehre yağmur yağıyor ve sen uzaklardasın” Dostum, sabahın ilk ışıklarında aç pencereni, yağmur diyarındaki tertemiz havayı çek ciğerlerine. O mis gibi havada ben varım iyi bil… Benim şehrimdeki havada da sen… (Bu makale 10040 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Büyüklerin karşısında konuşulmalı |
| Yavuz Bülent Bakiler: "Babam beni karşısında katiyen konuşturmadı. Bu dünyanın en büyük yanlışlarından bir tanesidir. Sus çıkartma sesini. Büyükler karşısında konuşulmaz. Aksine büyüklerin karşısında konuşmak icap eder. Kendi yaşıtlarımın arasında konuşurken yanlışlarımı bilemem ki. Büyükler beni dinlemeli ve birtakım güzellikleri bana vermeli…" |
| Devamı >> |