| Dünya son nefesini mi alıyor? |
|
|
| Yazan Ayşegül Akakuş | |
| Wednesday, 01 August 2007 | |
|
—Dünyanın ekolojik yapısında bir takım değişiklikler söz konusu. “Çevre kirleniyor, sıcaklıklar artıyor, kuraklık kapıda” gibi haberleri sıkça duyar olduk. Dünyaya neler oluyor? Söylediğiniz gibi çevre kirliliği, gürültü, trafik meselesi bizim kadim meselelerimiz haline geldi artık. Herkes bunları konuşuyor. Biz de maalesef bu sayede gergin, sinirli bir toplum haline geldik. Yaşadığımız çevre bize artık zevk ve ilham vermez oldu.
Son zamanlarda dünya belli meselelerde SOS verince yani dünya kızınca, bu meseleler artık daha ciddi mânâda konuşulur oldu. Dünyaya ne oluyor dediniz, bunu şu örnek çok güzel açıklıyor: Bir çocuk, gazete okuyan babasına sürekli, baba beni parka götür, baba benimle oyun oyna diyerek rahat vermiyor. Babanın okumaya çalıştığı gazetenin bir sayfasında kocaman bir dünya resmi var. O sayfayı parçalara ayırarak çocuğa veriyor ve “bu dünyayı yanlışsız bir şekilde birleştirebilirsen seni parka götüreceğim” diyor. Çocuk çok kısa bir sürede dünyayı tamamlıyor ve babasına getiriyor. Ülkelerin yerlerini bilmeyen dünyayı tanımayan çocuğuna, babası çok şaşırıyor. Nasıl yaptığını sorunca çocuk, hepimize dersler çıkaracağımız şu cevabı veriyor: “Dünyanın arka sayfasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttim, dünya da düzeldi” Aynen biz de önce insanı düzeltmeliyiz ki dünya düzelsin. Tüm varlıklar arasında eşyaya müdahale etme yetkisi olan tek canlı insandır. İşte biz bu yetkimizi son zamanlarda maalesef kötüye kullanır olduk. —Şu andan itibaren ne yapılabilir peki? Faraza şöyle bir şey olsa. Şu anki dünyayı, teknolojisiyle kurgulayan, yönlendiren yani normal gidişatına müdahil olan batı medeniyeti, Bediüzzaman’ın tabiriyle, bulaşık ellerini bir çekse, “biz dünyayı mahvettik artık karışmıyoruz” deseler. Zarar verici tüm insanlar bir anlığına dursa, işte dünya yaratılışındaki esnekliğinden ve rejenerasyon özelliğinden dolayı kendini yenileyecektir. İnsan bedeninde de, tabiatta da rejenerasyon dediğimiz yenilenme kabiliyeti vardır. Elimiz kesilse, sebepler planında birleşir ve kapanır. Tabiattaki tahribatta bir şekilde tamir olunuyor. Fakat 21.yüzyılın aşırı endüstriyel üretimi, sanayinin gitgide hızlanması ve daha da önemlisi atom gibi bir enerjinin kötü ellere geçmiş olması, -asıl sebep budur- dünyayı rotasından çıkardı. Tabir yerindeyse dünyanın ateşi yükseldi, şu an dünya ağır hasta! Başta da dediğimiz gibi insanı düzeltirsek dünya da düzelecektir.
—Kur’ân-ı Kerim’de de insan eli deyinceye kadar dünya düzeninin bozulmayacağına işaret eden ayetler var. O bahsedilen “insan eliyle dünya düzeninin bozulacağı” dönemi mi yaşıyoruz acaba? Bununla ilgili birçok ayet ve hadisi şerif var. “Kıyamet koparken elinde bir fidan olan, eğer imkânı varsa o fidanı diksin. Zira bu sizin için hayırlı olanıdır”. Hatırlarsanız bir zamanlar Matrix isimli bir film vardı. Filmdeki ajan, Morpheus isimli karakteri yakalamış ve şunu söylemişti: “Siz insanlar, bu dünyanın kanser tümörleri gibisiniz. Bir yere yerleşir orayı tüketirsiniz. Sonra başka yere yerleşir orayı da tüketirsiniz. Sizi dünyadan kesip atmak, dünya için bir hizmet olacaktır.” İşte burada çok ince bir mesaj var ‘İnsan’a gönderilmiş olan. Hâlbuki insanoğlu yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Böyle mi olmalıydı? Dünyada çok güzel günler de yaşanmıştır. Saadet devrini hepimiz biliyoruz. Peygamber Efendimizin (asm) kâinattaki tüm canlılara verdiği değeri biliyoruz. İsraftan nasıl kaçındığını biliyoruz. “Nehir kenarında bile abdest alıyorsanız israf etmeyin” diye nasihat ediliyor bize. İlginçtir aslında nehir suyu nasıl israf edilir, diye düşünürsünüz. Ama işte küresel ısınma çerçevesinde, su tamamen yok olmaz da, nitelikli su yani içme suyu sıkıntıları baş gösterebilir. Yani yaratılmış olanı biz yok edemeyiz. Biz insanlar o suyun niteliğini bozacak davranışlarda bulunuyoruz. Bırakınız rahatça denize girmeyi, sofralarımızın vazgeçilmezi olan beyaz eti yerken bile tereddüt içindeyiz. Zira denizlerdeki kirlilikten dolayı, sudaki canlıların dokularına biriken civa ve kurşun bileşenleri sağlığımızı tehdit ediyor.
-İnsan yalnızca 60-70 yıl gibi kısa bir süreliğine uğrayıp gidiyor bu dünya gezegeninden. Ama ardında bıraktığı tahribat, belki dünyanın tüm ömrünü etkileyecek kadar uzun vadeli. Benden sonrakiler ne olursa olsun anlayışı mı var? İnsanlar bir hırsla ‘benim olsun’ der ya. Öyle bir hesapla, her şeyi elde etme isteğiyle çevresine duyarsızlaştı insanlar. Ama bir de Allah ve ahiret düşüncesi var. Bu dünyayı, kâinatı kusursuz yaratan sonsuz kudret sahibi, aynı mükemmellikte bir mahkeme-i kübra da kuracaktır. Vereceği hesabı düşünecek olursa insanlar bırakınız dünyayı tahrip etmeyi, karıncayı dahi incitmez. Ama tam aksini düşünürsek, inancı olmayan insanı tutan, davranışlarını engelleyen hiçbir şey olmaz. Kâinatı ele geçirmeye çalışır. İstediğini de yapar. Merhum Akif’in dediği gibi ‘tek dişi kalmış canavar’ olarak ortaya çıkar. İşte bu tür canavarlaşmış insanlar da zaten güzelim tabiata, ‘vahşi doğa’ diyorlar. İnandıkları, görmek istedikleri gibi nitelendiriyorlar. Bu şuurla yaşamına devam eden insanlar yaşamak için öldürmek durumunda olduklarına inanırlar. Doğayla sürekli mücadele içindedirler. Hâlbuki böyle bir durum söz konusu değildir.
—Tabiatta ve tüm kâinatta yaratılmış her şey kendi halinde biz insanlara hizmet ediyor zaten. Ama biz onu korumak için bir şeyler yapmıyoruz. Ya bu hizmet bir gün sona erecek olsa ne yapacağız? Bunu düşünmeyen insanlar, fabrika bacalarına filtre takmayan insanlar işte. Ona yapacağı cüzi masraftan kaçarak havayı kirletiyor. Farkında değil, kendi torunlarını zehirlediğinin. Eko-sistemde öyledir. Yaptığınız yanlış bir muamele anında size geri döner. Her şey bu sistemde birbirine bağlı. Hava ve su toprağa, toprak meyveye sebzeye, onlarda hem hayvanlara, hem de insanlara etki ediyor. Yiyor ve içiyoruz sürekli. Bu durumda en çok ve en hızlı etkilenen ve zarar gören de yine insan oluyor. Sorunuza şöyle cevap vermiş olayım. Bu bir Kızılderili sözüdür. “En son ağaç kesildiğinde, en son nehir kirletildiğinde, en son balık tutulduğunda, anlayacağız ki, para yenilmiyormuş.”
—Son olarak dünya gerçekten son nefesini mi alıyor? Yaratılan bir çok şeye müdahale etme ve eşyanın mahiyetini değiştirebilme yetkisini yalnızca bize, yani insanoğluna Rabbimiz (cc) vermiştir. Biz bunu iyiye ya da kötüye kullanabiliriz. Atomu ve enerjisinin etkilerini keşfeden Einstein diyor ki: “Üzgünüm atomu canavara kaptırdım.” Atom bilgileri eline geçenler bomba ürettiler ve insanlığa ve doğaya ne kadar çok zararlar verdiklerini biliyoruz. Suiistimaller devam ettikçe dünyanın ömrü de kısalacaktır tabiî ki. Bilim adamları, nükleer atıkların 250 bin yıl daha tabiatta kalacağını söylüyorlar. Bugün dünyadaki her devlet, bir nükleer silah da bizde olsun ya da bir tane var bir tane daha olsun mantığıyla ilerlerse, varın gerisini siz düşünün.
KİMDİR: Serhat Asım Vakkaslı: Biyoloji öğretmeni. Kaynak Kültür yayın grubunun Altınburç yayınlarında, popüler bilim kitaplarının editörlüğünü yapıyor. (Bu makale 7295 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Büyüklerin karşısında konuşulmalı |
| Yavuz Bülent Bakiler: "Babam beni karşısında katiyen konuşturmadı. Bu dünyanın en büyük yanlışlarından bir tanesidir. Sus çıkartma sesini. Büyükler karşısında konuşulmaz. Aksine büyüklerin karşısında konuşmak icap eder. Kendi yaşıtlarımın arasında konuşurken yanlışlarımı bilemem ki. Büyükler beni dinlemeli ve birtakım güzellikleri bana vermeli…" |
| Devamı >> |