| Bu aşkta bir yanlışlık var |
|
|
| Yazan Editör | |
| Thursday, 01 February 2007 | |
|
Bugüne kadar aşk hakkında çok şey söylendi. Yüzlerce, binlerce tarif yapıldı. Şiirler yazıldı, şarkılar bestelendi. Konusu aşk olan edebiyat eserleri, yüzlerce yıl öncesinden bugüne kadar ilgiyle takip edilegeldi. Aşk, insan fıtratında bulunduğunu inkâr edemeyeceğimiz bir duygu. Hepimiz hayatımızın bir döneminde bu duyguyu tatmışızdır. İnsanın karşı cinse duyduğu ilgi, ailelerin kurulmasına, nesillerin devamına vesile olmak gibi bir fonksiyona da sahip. Ancak son yıllarda aşkın, fıtrata aykırı olarak daha fazla kullanıldığına, nefsani hislerin tatmini için bir vasıta yapıldığına şahit oluyoruz. Evlilik öncesi yaşanan ilişkiler, hem kadın, hem de erkek için telafisi güç yaralar açıyor ve birkaç dakikalık zevkler, ömür boyu süren sıkıntılara sebebiyet veriyor. Yine son yıllarda, evlilik dışı ilişkilerin daha fazla özendirildiğini, erkek için bir kız arkadaşın, kızlar için de bir erkek arkadaşın olmamasının ayıplandığını, geri kafalılıkla suçlandığını görüyoruz. Cinsel istekleri harekete geçmiş olan gençler, bir de bu özendirmelerle karşı karşıya kalınca tamamen savunmasız bir şekilde nefislerine teslim bayrağı çekiyorlar. Evlenme yaşının gerek askerlik, gerek okulu bitirme ve bir iş sahibi olma, gerekse evliliği zorlaştıracak türlü geleneklerle sürekli ileriye atılması da, gençleri gayri meşru yollara iten sebeplerden bir diğeri. Aşk konusunu ele aldığımız bu sayıda; Senai Demirci, aşka bildik tanımlardan farklı bir tarif getiriyor: “Aşk bağlılıktır, bağımlılık değil. Aşkta her iki taraf kişiliğini muhafaza eder. Aşk aynı zamanda bu bağlılık içinde karşındakinin iyiliğini kendininkinden çok düşünmeyi gerektirir.” Habib Fidan, “Toplumun, özellikle bu konuda aşırı duyarlı olan genç neslin zihinlerini bulandırmamak için, aşkı çok cazibeli bir duygu olarak sunmak yerine ayağı yere sağlam basan yorumlamalarla yerli yerine oturtmalıyız” diyor. Fadime Kaya ve Hasan Hüseyin Kemal, aşk tariflerini sunuyor okuyucularına. Sokak röportajlarında söz gençlerindi. Herkes kendine göre bir tanım getirdi aşka. Kapak dosyasının dışına çıkacak olursak… Vehbi Kara, takvim anlaşmazlığının temellerine iniyor ve güneş takvimleriyle ay takvimlerini karşılaştırıyor. Umut Yavuz, merak uyandırıcı bir soruyla çıkıyor karşımıza: Ben kimim? Yasin Topal, “kar”a iman gözlüğüyle bakıyor, karın içindeki sıcaklıkla içimizi ısıtıyor. Ayşe Çağlayan, görsel kirlilik içinde olduğumuz çağda, radyolara kulak kabartıyor. Mart sayımızda buluşmak üzere… (Bu makale 5305 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Astronomi penceresinden kayyumiyet ve ezeliyet |
| Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şîrînine, Nâme-i nurunu hikmet, bak ne takrir eylemiş, Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler: Bir Kadîr-i Zülcelalin haşmet-i sultanına, |
| Devamı >> |