Kişisel Yaklaşım
Portmantodaki ümitler | Portmantodaki ümitler |
|
|
| Yazan Cansu Karataş | |
| Sunday, 10 February 2008 | |
|
Bir türlü toparlayamıyordu zihnini. Şakaklarına giren inanılmaz ağrılar engel oluyordu ona. Hiçbir ağrı kesicinin gücü yetmemişti geçmiş günlerin hüznünü yok etmeye. Ve hiçbir okyanus yetmeyecekti içindeki yangını söndürmeye. Zihnine dakika dakika, saniye saniye meydan okuyan düşünceleri hapsedemiyordu bir zaman dilimine. Hangi alfabeyi getirse eksik kalıyordu hislerini ifade etmeye. Yazmıyordu kalem, mürekkep yetmiyordu. Titreyen mum ışığında kelimeler bir sağa bir sola kaçışıyor; düşüncelerinin biri şarka biri garba akıyordu. Kalemi titriyor, kâğıdı firar ediyordu bilinmezliğe doğru... Bıraktı kalemi, yazamayacağını anladı. Ne de olsa kelepçeleyemiyordu zihninde uçuşan düşünceleri. Derin bir nefes aldı ve usulca bıraktı atmosferin kollarına doğru. O anki sessizlik şimdiye kadar fark etmediği saatin tik taklarıyla buluşturdu kulaklarını. Kalbi sağır eden bir sesti bu "tik tak, tik tak..." Zamanın geçtiğini, eski şeylerin yok olduğunu soğuk bir rüzgâr gibi vuruyordu insanın yüzüne. Ağır ağır yerinden kalkıp aynaya doğru yürüdü. Siyah saçlarının arasına ahenkle serpiştirilmiş beyaz saçlarını seyre daldı. Yaşlanıyor muydu yoksa? Allah'ım, onun da mı kaderiydi ölüm? Son günlerde yalnızlığın acısı yüreğine daha ağır çökmüş olacak ki, düşüncelere dalıp dalıp gidiyordu. Yaşlandıkça ölüme daha fazla yaklaştığının farkına varmıştı. Oysa ölümü düşünmek için illa yaşlanmayı beklemek gerekmiyordu. Öyle ya, eşini ve yedi yaşındaki çocuğunu 15 yıl önce kaybetmişti. Alışılagelmiş bir düzen içinde yaşarlarken, alışılmamış bir olay gerçekleşmişti. Geceyarısı meydana gelen bir depremle ruh dünyası sarsılmıştı. Evin çatısı yerle bir olurken onun da duyguları mahvolmuştu. Maddi hasarlar bir şekilde kapanıyordu, ama harabelerle dolu gönlünün yaraları asla kapanmayacaktı. Ölüme kahrediyordu içten içe. Peki, neden o zaman defalarca intihara kalkışmıştı? Çıkmaz sokaklar içinde kaybolurken, neden ölüm onun için çıkar yol olmuştu? Kaosun tam ortasındayken bile ümidini kaybetmemiş, bir çıkar yol aramıştı. Bu yol ölüm bile olsa... Demek ki insan ne olursa olsun ümitlerini kaybetmiyordu. Yıllar önce geri almak üzere ümidini portmantoya asıp, cebine de hayallerini yerleştirmişti. Gün gelecek ölüm onu bulacak, bir köşeye sıkıştırılmış ümitler tekrar canlanacaktı. O, aynanın karşısında bu düşünceler içindeyken gaybdan gelen bir telefon sesiyle irkildi. Evet, beklediği zaman gelmişti. O da kavuşacaktı artık sevdiklerine. Azrail yaldızlı gümüş tepside sunmuştu ona ölümü. Seri adımlarla ilerledi var oluşun koridorlarına doğru. Ve ümitlerini bir anda çekip çıkarttı portmantodan. O ölüyordu belki, ama ümitlerinin dirilme vakti gelmişti. Son bir kez baktı vefalı dostu satırlara. Titreyen eline kalemi aldı, ama yazmaya mecali yoktu. Suratında mütebessim bir ifade, gecikmiş birkaç sözcük fırladı dudaklarından; "Ölüm idam değil, yokluk değil, hiçlik değil, ebedi kayboluş değil; belki dünya zindanından sonsuz saraylara açılan kapıdır".
(Bu makale 6621 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Stoppt İslamofaschismus!.. |
| Köln sokaklarındaki “Stoppt İslamofaschismus!” yazıları bizi şaşırtmadı. Risale-i Nur’u tanıyanlar bu süreci önceden okumuşlardı. Henüz Soros, Amerika’dan Avrupa’ya geçişini ilan etmeden önce… Çok önceden şimal cereyanının yurtlarına dönmekte |
| Devamı >> |