Genç Yaklaşım | Mantığın kurucusu: Aristoteles |
|
|
| Yazan Umut YAVUZ | |
| Monday, 10 March 2008 | |
|
Aristoteles Türkiye’nin tarihini yakından ilgilendiren bir şehrin, yani Selanik’in yakınlarında Stageiros’ta M.Ö 384 yılında dünyaya gelmiş ve 322’de de hayatını kaybetmiştir. Platon’la birlikte batı dünyasını etkileyen iki büyük filozoftan biridir.
Daha 19 yaşında iken Platon’un Atina’daki Akademia okuluna giren Aristo, hocası ölene kadar da buradan ayrılmadı. 343 yılında Makedonya Kralı Philip oğlunu yetiştirmek üzere Aristo’yu saraya aldırdı. Philip’in oğlu ise Makedonyalı Büyük İskender’den başkası değildi. Aristotales’in o zamanlar henüz küçük olan Büyük İskender’in eğitimiyle 2-3 yıl kadar uğraştığı söylenir. İskender büyüyüp Asya’ya sefere çıktığında ise Aristo, Atina’da kendi okulunu kurdu. Bu okul bilimsel alandaki çeşitlilik, disiplin ve planlı araştırma ve çalışmalarıyla kısa sürede Platon’un Akademia’sını geride bırakmış ve batı dünyasının ileriki dönemlerdeki eğitim kurumlarına bir örnek haline gelmiştir. Aristo derslerini volta atarak, bir aşağı bir yukarı yürüyerek verdiği için de bu okulun adı Peripatos yani Gezginler okulu olarak bilinmektedir. İskender’in ölümünden sonra ise Atina ile Makedonya’nın ilişkileri bozulmuş ve sarayla yakın ilişkisi sebebiyle Aristo’nun hayatı tehlikeye girmiştir. Dinsizlikle suçlanan Aristo, Atina’dan uzaklaşarak tehlikeden kurtulmuş ve Sokrates gibi idam edilerek değil de mide rahatsızlığından ölmüştür. Aristoteles’in en önemli eseri şüphesiz Organon’dur (Araç). Onun mantık üzerine olan yazıları bu eserde bir araya getirilmiştir. Bu kitap yöntem sorununu ya da bilimsel bilgiye götüren ‘araçları’ inceler. Aristo’yu Aristo yapan da bilimsel çalışmaya bir yöntem kazandırmasıdır. O her ele aldığı konuyu mutlaka sistematik olarak incelemiş ve ilk olarak ele alacağı konuyla ilgili daha önce söylenmiş olanları bir araya toplamış, bundan sonra ise ortaya çıkan bu olgulara dayanarak kendi anlayışını temellendirmiş ve önceki görüşleri eleştirmiştir. Felsefe akımları Aristo’ya gelene kadar doğayı, insanlarla ilgili pratik meseleleri, Platon aracılığıyla metafiziği inceleyegelmişti. Aristo’dan sonra ise felsefecilerin karşısına yepyeni bir uğraş çıkmıştır: Mantık! Aristoteles’e göre bilimin herhangi bir alanında incelemeye girişmeden önce bilimin ne olduğu ve yapısı üzerine bir araştırma, bilimsel düşüncenin yapısı ve kanunları üzerine bir öğreti ihtiyacı vardır. İşte Aristoteles, Logike yani Mantık öğretisini geliştirerek bunu bir sistem halinde incelemiş ve bir anlamda “mantığın kurucusu” olarak tarihe geçmiştir. Aristo’nun mantık anlayışında yöntem sorunu birinci sırada gelir. Bu sebeple bilimsel bir çalışmanın ancak önermeler vasıtasıyla yapılabileceğini söylemiştir. Çünkü ancak önermeler doğru ve yanlış diye iki kesin çizgide ayrışabilir. Bunun yanında önermeler aynı zamanda iki kavramın birleşmesi yahut ayırt edilmesidir. Bu noktadan Aristo ‘kategorilere’ ulaşmıştır. Aristo mantığının bel kemiği bu kuram üzerine şekillenmektedir. Çünkü onun için ‘söz’ ‘düşüncenin’ bir simgesidir. Düşünce ise var olanın, varlığın bir yansıması ve simgesidir. Düşüncenin doğruluğu da var olana uygunluğu ile ölçülür. İşte kategoriler de insan düşüncesin varlığı kavrama biçimleridir. Aristo sistematikliğinin bir eseri olarak insan düşüncesinin varlığı anlamada hangi kategorileri kullandığını madde madde listelemiştir. Bu kategoriler, töz, nitelik, nicelik, bağıntı, yer, zaman, konum, durum, eylem ve ilgidir. Aristoteles bir önermede geçen özne ya da konu üzerinde ancak bu 10 kategori uyarınca bir şeyler söylenebilir olduğunu savunmuştur. Aslında Aristoteles soyut kavramlar kurmak gibi zor bir işe soyunmuş ve bu konuda da başarılı olmuştur. Kurduğu kavramların sağlam ve tutarlı olmasındandır ki; iki bin yıl boyunca felsefenin en önemli referans noktalarından biri haline gelmiştir. Bilim dili de kavram zenginliğini Aristoteles’in kavram havuzuna borçludur. Zira bugünkü bilimsel kavramların birçoğu Aristo’nun formüllerinden ortaya çıkmıştır. Aristoteles, hocası Platon’un idealar dünyasında kurguladığı ikili evren modelinden farklı olarak, fenomenlerden ve özden bahsetmiştir. Ancak onun ‘öz’ diye tanımladığı şey fenomenler haricinde bir gerçeklik değil sadece ‘öz’ün gerçekleşme durumundan ibarettir. Daha da açık bir şekilde anlatacak olursak Aristo’ya göre varlık form kazanmış olan maddedir. Madde ile form arasında ise rölatif yani göreceli bir bağlantı vardır. Buna göre bir alt duruma göre form olan bir şey üst duruma göre ise maddedir. Yani ‘tuğla’ ‘toprak’ için ‘form’ iken, ‘ev’ için ise bir ‘maddedir’. Aristoteles ile Platon'un ayrıştığı en önemli noktalardan biri de fikir ile varlık ayrımıdır. Örneğin Platon ‘tavuk’ fikrinin tavuktan önce var olduğunu düşünüyordu. Aristo’ya göre ise tavuğun kendisi ile onun biçimi birbirinden ayrılmayacak şeylerdi. Bu da demek oluyordu ki, Platon için gerçeklik aklımızla düşündüğümüz soyut bir şey iken, Aristo’da ise gerçeklik duyularımızla algıladığımız nesnelerin ta kendileriydi. Aristo’nun ‘ereksel neden’ olarak adlandırılan kuramına göre ise her şeyin hatta cansız maddelerin bile ereksel (amaçsal) bir nedeni vardı. Örneğin yağmur yağıyordu çünkü özellikle bitkiler ve diğer canlılar için yağmura ihtiyaç vardı. Bu bakımdan Aristo yağmur damlalarına bile bir görev ve amaç vermekteydi. Aristo kâinatın devinimleri ile ilgili görüşlerinde ise gökcisimlerinin devinim ve hareketlerinin bir ilk kaynağı ve ilk hareket ettiricisi olması gerektiğini düşünmekteydi. Bu güce Aristoteles ‘ilk devindirici’ yani ‘Tanrı’ diyordu. Ahlak konusunda ise Aristo “altın orta”cıdır. Örneğin “ne korkak ne de aşırı atılgan olmak bunun yerine sadece cesur olmak” yahut “ne aşırı aç ne de aşırı tok olmak sadece ölçülü doymak”… Aristo mutluluğun sadece bu şekilde “orta yol” ile mümkün olacağını düşünüyordu. Felsefi mirası Aristo’nun felsefi mirasının en önemli öğesi hiç şüphesiz Avrupa uygarlığına ışık tutan bilim dilini geliştirmesi ve ‘Aristo Mantığı’ olarak bilinen Mantık kuramını bilim dünyasına kazandırmış olmasıdır. Her ne kadar dogmatik yapısı ve ‘düz mantık’ olarak adlandırılmasıyla günümüzde eleştirilse de Aristo birçok bilimin sistematik alt yapısını oluşturması bakımından önemli bir filozoftur. Aristo’ya eleştiriler Aristoteles’in her şeyi sınıflandırma ve mantık örgüsü içerisinde inceleme çabası her ne kadar bilimsellik açısından doğru bir yaklaşım olsa da, özelden ve özden uzaklaşma ve detaylarda boğulma olarak da nitelenebilir. Aristo önü alınmaz bir şekilde her nesneyi incelemek ve detaylı bir şekilde kategorize etmek istiyordu ancak bu durumda duyulara aşırı bir güven söz konusuydu. Duyular ise çoğu zaman insanı yanıltabilirdi. Bunun yanında Aristo’nun mantığı ve onun kategorizasyonu ile ilgili en ciddi eleştiri bir İslâm bilgini olan İbn Teymiyye’den gelmiştir. Teymiyye, “Yunan mantığına, ne zekî olan bir kimse ihtiyaç duyabilir, ne de ondan, aptal bir kimse yararlanabilir” diyerek bunun beyhude bir çaba olduğunu ifade etmek istemiştir. Öte yandan Aristo mantığı akliyatçı bir yaklaşımdır. Aklı öne çıkararak naklin (vahiy) saf dışı edilmesi gibi bir durum söz konusudur ki; İslâm yaklaşımına göre bilginin en güvenilir kaynaklarından biri vahiydir ve göz ardı edilemez. Hatta büyük İslâm müceddidi Bediüzzaman’a göre akıl, vahiy olmadan hakikati kavrayamaz, tıpkı gözün güneş olmadan göremediği gibi… Aristo’nun ‘ereksel neden’ ile açıkladığı hakikat doğru olmakla beraber, müsebbib olan Yaratıcı ile ilgili öngördüğü ‘ilk devindirici’ yaklaşımı ise eksiktir. Zira Kur’ânî ölçülere göre Allah-u Teâla her an bir yaratış halindedir. (Rahman, 29) Hem müsebbib (sebepleri yaratan), hem de müdevvirdir (evirip çeviren). Son olarak, Aristo mantığına getirilen en genel geçer eleştiri ise düz mantık (lineer) olmasıdır. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Aristo mantığını açıklarken önermeler üzerinden giderek sonuca ulaşmıştır. Mesela, “İnsanlar ölümlüdür. Aristo bir insandır. Dolayısıyla Aristo ölümlüdür.” Bu klasik bir önerme örneğidir. Günümüz bilimcileri ve hakikat noktasında lineer mantık ile puslu (fuzzy) mantık arasında en belirgin ayrım şu şekilde açıklanabilir: Lineer mantıkta “A veya A değil” şeklinde nitelenen durum, puslu mantıkta ise “A ve A değil” şeklinde nitelenebilir. Yani matematiksel lineer mantık için bir şey ya vardır ya yoktur, iki durum bir arada bulunamaz. Puslu mantıkta ise bu bir hayli mümkündür. Nitekim günümüz bilim algısının vardığı noktada Aristo’nun lineer mantığından ziyade puslu mantık anlayışı daha geçerli bir konuma gelmiştir. Netice itibariyle Yaratıcının hiçbir mantık kuralına mahkûm olmadığını ve her an algı dünyamıza yeni ve farklı yorumlar sunabileceğini de unutmamak lazım. Ancak değişmeyen tek gerçeklik ise, onun ebedi ve ezeli varlığıdır. (Bu makale 13348 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Demokratikleşme, diktatöryaya dönüştü |
| Risale-i Nur Enstitüsü Genel Sekreteri Mesut Toplayıcı ile söyleşi 23 Temmuz 1908’de başlayan demokratikleşme süreci, (…) Osmanlı Devletinin 1. dünya savaşından mağlup çıkmasıyla sonuçlanan süreçte yeniden bir ivme kazanmıştır. (…) Fakat daha sonra, 1920–1923 dönemindeki o demokratik yapı korunamamış, hızla tek parti diktatöryasına gitmiştir. |
| Devamı >> |