Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow Şaşırtıcı Rakamlar arrow Gül yüzlü Efendim
Gül yüzlü Efendim Yazdir E-mail
Yazan Fadime Kaya   
Monday, 14 April 2008

Bir selamlık güne nasıl sensiz merhaba diyelim? Nasıl avunalım günün getirdikleriyle? Farkına varmaz mıyız bir şeyin eksik ve kayıp olduğunun.

Evet, gül yüzlü Efendim.

Eksiklik, öyle tacı elinden alınmış bir padişahın eksikliği değil. Sevginin ayyuka çıktığı bir zaman diliminin, bu asrımızdaki yokluğudur. Saadet Asrı’nın günümüzün

lâl olmuş sessizliği senin yokluğunla birleşirken yanan biz olduk. Çarmıha gerilmiş sana olan hasretimiz. Sensizliğin çölünde sana koştuğumuz serapları yakalayamıyoruz. Kayıplığımız hasretimizle yorgun bir bedenin soluğuyla can olmuşken arıyoruz gül yüzünü. Eksikliğimizi arıyoruz.

Gül yüzlü Efendim.

Yüzümüzün her karesinde oluşan gülüşlerimizde mahzunluk var. Gülüşlerin içine karışmış ebrulî bir yanını göstermekte. Karmakarışık, ama karışıklığın içinde bile sensizliği anlamakta. O gülüş yarım yamalak. O bile tam göstermiyor çehremizde. Ya ağlamalarımız! Bir derya sanki. Bu derya bir de senin için ağlayamamanın garipliği bir veryansın olarak beliriyor yüzde. Gözde her damla senin için şenlendirmek ister yanakları. Ama senin için ağlamaksa her ismi anışında, işte şimdi sensizlik daha bir derinden vurmuştur.

Seni sensizlikte aramak efsunlu gecelerin yıldızı yüreğimize bırakmak gibi bir hal içine girdi. Sensizlik bu kadar yakarken bizi yeryüzüne yakan ışıkları almak. Alıp alıp bağrımıza basmak.  Unutulası anlara bir ışıltı sunar diye gökyüzündeki bütün kandilleri indirmek mümkün olsa. Onunla teselli pınarının suyunu kana kana içsek. Akar bir nebze de olsa nurundan. Hissederiz uzaklardan gelen pırıltıya. Buna bile muhtaçken sensizliğin garipliğinde bize sunulacak ne varsa senin adına amenna.

Yokluğun çölünde, aşkın en güzel buselerden bir demet çiçeğin nazına hasretiz. Senin aşkınla kavrulan bütün yüreklerin ateşi bizi de vursun. Yakıp yakıp kavursun. Ah Muhammed! Deyip vücudu titreyen, kalbi sanki yerinden çıkacakmış gibi atan, onu andıkça bu hale hep giriftar olan yarenlerden olmak. Mecnunları deli eden aşkın seherinde salâvatın sedasını baş göz eylemek.

Öyle muhtaç, öyle garip, öyle sevdalıyız ki sana. Bizi kuşatan günah neticesinde meydana gelen yaralarımıza merhem olsun sana olan sevdamız. Yokluğun yakıcılığı sana muhtaçlığımızdır. Diğer ümmetlerin nazarında ayrı bir yerimiz varsa o da senin ümmetin olmanın şerefidir. Ama o şeref garipliğin enkazında yine sen yine sen demekte. Yine sana koşmakta. Bizar olmuş hayatın her kıvılcımında seninle bir adım daha ilerlemenin yoksun bırakılmış güzergâhında bir avuntu olacak sana olan düşkünlüğümüz.

Bin bir çeşit gök gürültüleri çakar bu yüreğimizde. Sanki birbirleriyle çarpışırlar. Aşkın çarpışması, hasretin birbirine girmesi sana layık olamamanı bir nevi kızgınlığı mı? Bilmiyorum; adını koyamıyorum. Bir şeyler durmadan birbirlerine çarpıyor zıt gidiyor nedense. Ama ben adını koymakta çaresizliğe düştüm. Aşkın dairesinin ortasında sen, çevresini kuşatan bizim vefasızlığımız, yanlışlarımız, ama bunlara eklenen büyük bir utancımız var. Utanıyoruz yüreğimizde hep çarpıp duran gök gürültüsünden. Çünkü biliyoruz o bize hep hatırlatıyor.

Gül yüzlüm Efendim.

Aşkın şahikasında soluk alan ciğerimiz mest olur seni andıkça. Seni hissederiz hâlâ kayıp gitmeyen vicdanımızda. Hâlâ varlığını demirbaş gibi hissettiren salâvatlarında. Onların varlığıdır hâlâ unutulup gitmeyen zamanın hengâmesinde ki kayıplığımızı. Bu kargaşalı dünyanın içinde hâlâ seni hissediyorsak ne mutlu bize. Nurun bin bir parçaya ayrılıp yayılan dünyayı kuşatan salâvatındır; bize varlığımız var olduğumuzu hissettiren. Neden soluk aldığımız bilmeden yaşamak neden bu dünya geldiğimizi bilmeden ömür sermayesini bitirmek ne korkun ne dehşetli bir yara olurdu. Her daim kanayan ve ilaç bekleyen yara. Biz seninle bildik neden bu dünyaya geldiğimizi. Ve yine seninle unutmayacağımız neden yaşadığımızı.

Ay parçası olan gül yüzüne göremeyen, ama sana olan sevdalı yüreklerden biri de bizim yüreğimiz. Hissederiz o güzelliğini. Ararız bu yerlerde senin ışık iklimini. Bekleriz her bekleyişte koca günler bitse de. Yine bekleriz dilimizde dua ellerimizde emanetinle.

Belki layık olanların yanında durursak bizde nasipleniriz şefaatinde. Şimdiden muhtacız şefaatine. Yangınlarla, kör olası günahlarla bekleriz o acayip mahşer olan günü. Belki yüzümüzün karası senin nurunla nurlanır. Günah dilekçemize bembeyaz satırlar yansır. İşte mutluluk seninle desek ve yine seninle en zor menzile varmak istiyoruz. Günleri bir bir bitirirken ömür sermayesini, son sözümüz LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH olsun.   


(Bu makale 7177 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Fadime Kaya
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU


Fatal error: Cannot redeclare utf8_strlen() (previously declared in /kunden/219002_59129/euronur-hosting/006/006/modules/mod_jcomments.php:30) in /kunden/219002_59129/euronur-hosting/006/006/administrator/components/com_magazine/utf8/mbstring/core.php on line 29