Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa
Şiir yorumcuları kiracı gibi... Yazdir E-mail
Yazan H. Hüseyin KEMAL   
Monday, 14 April 2008

Şair Hilmi Yavuz ile söyleşi

Şair ve şiir eleştirmeni Hilmi Yavuz "Bazı şiirler var ki insan onları kendi yazdığı şiirler gibi benimseyebilir. Bu o şiirlerin mülkiyetinin kendisine ait olduğu anlamına gelmez. Mülkiyet şairin kendisindedir. Yorumcuların konumu kiracılık gibi bir şey. Kendi eviniz gibi oturursunuz ancak ev sahibi değilsinizdir" dedi.

—Şiirin edebiyat hayatında ve entelektüel hayatta diğer edebi eserlere oranla geride kaldığını söyleyebilir miyiz?

Bu görece olarak doğru bir tespit. Roman ve hikâye gibi başka tür edebiyatın öne çıktığını görüyoruz. Ancak biz, Türkiye'de, sadece yayınevlerinin yayınladığı kitaplara bakarak karar vermek durumunda değiliz. Anadolu'da kişiler kendi parasıyla şiir kitabı bastırabiliyor. Bizim bilmediğimiz yayınevleri şiir kitabı çıkarıyorlar. Medya açısından baktığımızda şiirin değil, roman ve hikâye’nin öne çıktığı bir vakıadır. Buna bakarak, başta söylediğim gibi, şiirin gerilediğini söylemek görece olarak doğrudur. Türkiye'de bugün çok iyi şiirler yazılıyor ve belli bir okur kitlesi tarafından algılanıyor.

-"Önceki yıllarda Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi şairler vardı. İnsanlar onların etrafında toplanır ve toplumsal bir hareket oluştururdu" deniyor. Bu yorumu nasıl izah edersiniz?

Kült şairlerdir. Kült şair olmalarının arkasında ideolojiler vardır. Necip Fazıl, Büyük Doğu Cemiyeti'yle yaptığı etkinliklerle öne çıkan bir şair olmasaydı, konumu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın konumundan farklı olmazdı. Necip Fazıl'ın kült şair olmasına sadece çok iyi bir şair olması yetmezdi. Aynı şey Nazım Hikmet için de geçerli. Onun da kült olmasının sebebi iyi bir şair olmasının yanında ideolojik arka planının olmasıdır. Mesela Yahya Kemal de kült bir şairdir, ancak ideolojik arka planı yok gibi görünür.

—Var mıdır?

Koskoca Osmanlılık var. Yahya Kemal kimine göre oryantalisttir, kimine göre doğuyla batı kültürü arasında bocalar. Ne olursa olsun bence Yahya Kemal'in arka planında Osmanlılık vardır. Tanzimatla birlikte Divan Şiirinin hedef alındığını görüyoruz. Ziya Paşa'nın “Şiir ve İnşa” makalesinin hedefi divan şiiridir. Cumhuriyet döneminin hedefinde de divan şiiri vardır. Bana öyle geliyor ki, Osmanlıyı sistem olarak eleştirmek divan şiiri üzerinden yapılıyor.

—Bugün ideolojik arka planı olan kült diyebileceğimiz şair var mı?

Bugün şairlerin böyle ideolojik konumları yok. Varsa bile Sezai Karakoç'tan söz edebiliriz. Onu da kült haline getiren bir çevre var. Türkiye'de bazı şairler var ki kült şairlerin açtığı mecrada kendi kimliklerini bulmaya çalışıyorlar. Onlardan biri benim.

—Sizden başka kimse yok mu?

Bilmiyorum. Şairin konumu entelektüel tarihiyle mutabakat halinde olmasıyla ilgili sahihlik meselesidir. Türk şairinin hem batının şiirinin müktesebatını, hem de bizim yani doğunun şiirinin müktesebatını bilmesi lazım. Bir şairin "Biz batılıyız. Bana ne Karacaoğlan’dan, Baki'den, Yahya Kemal'den" demesi, tarihiyle mutabakat halinde olmaması demektir. Gayri

samimidir. Öbür taraftan başka bir şairin "Bana ne batının şiirinden" demesi yanlıştır. Yahya Kemal, Ahmet Rasim, Behçet Necatigil batı ve doğu edebiyatını temellük etmiştir. Bu aile ağacını Türkiye'de devam ettiren benim.

—Bugünkü şairlerin ideolojik taraflarının olmadığını söylediniz. Peki, olmaması mı gerekiyor?

Ben böyle bir şey söylemedim, asla böyle bir şey söylemedim. Ben Necip Fazıl'ın neden kült şairi olduklarını açıklamak için kullandım bu argümanı.

—Bugün neden yok?

Belki de Avrupalı ve Amerikalı sosyologların "İdeolojilerin sonu geldi" değerlendirmelerinin doğru olduğunu söyleyebiliriz. Benim bugün dünyaya bakışım bu manada ideolojik değil. Bütüncül bir bakış açısından, bir perspektiften bakmıyorum. Benim önüme bir mesele gelsin, bu meselenin çözümü için en uygun zihinsel enstrüman nedir, ona bakarım.

—Cumhuriyet döneminde divan şiirine ve Osmanlı kültürüne sataşmaların olduğunu söylediniz. Bir de harf inkılâbıyla kelime haznesinin azaldığını biliyoruz. Bu öğelerin bugünkü şiir dünyasına etkisi nasıl olmuştur?

Şair aslında toplumun kendisine sunduğu söz dağarcığı seçenekleriyle yetinmek durumunda değil. Kendisini geçmiş edebiyatından soyutlayarak şiir yazmaya kalkarsanız elbette kelime hazineniz sokaktaki insanınki kadar olur. Maalesef böyle şairler var.

—Can Dündar bir yazısında "Neden yeterince kadın şair yok" demişti. Siz bu yoruma katılıyor musunuz?

Hayır. Gülten Akın, Gülseli İnal, Lale Müldür, Sennur Sezer, Birhan Keskin, Didem Madak, Oya Uysal... Daha sayayım mı? İsterseniz devam edeyim… (Kahkahalarla gülüyor)

—Bir şair ve yorumcu tartışması vardır. Bazı yorumcuların şiiri sahiplendiği ve şairin unutulduğu görülür. Yorumcu şiiri sahiplenebilir mi?

Çok benimsediyse kendisinin gibi davranabilir, ancak altına imzasını atıp yeniden yayınlamamak koşuluyla. İmzasını atarsa yakalarlar ve "Hırsız" derler.

—Bunun çok etik olmadığını söyleyenler var?

Bazı şiirler var ki insan onları kendi yazdığı şiirler gibi benimseyebilir. Bu o şiirlerin mülkiyetinin kendisine ait olduğu anlamına gelmez. Mülkiyet şairin kendisindedir. Yorumcuların konumu kiracılık gibi bir şey. Kendi eviniz gibi oturursunuz, ancak ev sahibi değilsinizdir.

—Hece vezniyle yazmak şiiri kısıtlar mı?

Hayır. Heceyle de, aruz vezniyle de, serbest de çok güzel şiirler yazılmıştır. Şiirle vezin arasında böyle bir zorunlu bağlantı yok. Hepsiyle de kötü şiir yazılabilir, hepsiyle de iyi şiir yazılabilir. Vezin şiirin iyi ya da kötü olduğunu belirleyen bir şey değil.

OSMANLI’DA ŞİİRİN BİR STATÜSÜ VARDI

—Osmanlı’da şair padişahlar var. Bugün şair devlet adamları yok. Bunu hangi kültürel ve sosyal argümanla açıklayabiliriz?

Şiir Osmanlı entelektüel hayatında en önde gelen ifade ediliş biçimlerinden biridir. Dolayısıyla şiirin statüsü vardır. Her toplumda bazı şeylerin statüsü olur. Benim çocukluk yıllarımda asker ve sivil bürokratların statüleri vardı. Analar çocuklarını "Benim oğlum vali olacak, benim oğlum paşa olacak" diye büyütürlerdi. Eski Yunan’da felsefenin statüsü yüksekti. Analar çocuklarının beşiğini "Benim oğlum filozof olacak" diye sallarlardı. Osmanlı’da da şairlik önemli bir statü. Şiirin itibarı var Osmanlı’da. Padişahların çevresinde şairler olmuş. Padişahlarda özenmiş şiir yazmaya. Şairler, padişahlardan yüz bulmuş. İtibar kazanmış. Baki nerdeyse şeyhülislam olacak. Dinî hiyerarşinin en tepesinde. Rumeli kazaskeri olmuş. Bir adım sonrası şeyhülislamlık.

—Peki siyasetçilerimizin şiire uzaklığı...

Türkiye'de genel entelektüel sığlık var. Sadece şiir alanında değil. Parlamentomuzdaki milletvekillerinin neler okuduğunu gördük. Bu işlerle ilgilenebilmek için nitelikli okur olmak gerekir. Nitelikli okurla niteliksiz okur arasındaki fark; nitelikli okur kendi donanımı, bilgisiyle kitap seçer okur. Niteliksiz okurda en çok satan listesine, reklâmlara bakar. Orada kendi beğenisi söz konusu değildir zaten beğenisi yoktur. Beğenisi olmadığı için medyanın, komşu Hafize Hanım, "Kardeş sende bu kitabı oku" tavsiyeleriyle bir şeyler okur.

ŞİİRLER ŞEYTANİ Mİ RABBANİ Mİ?

—Kur’an-ı Kerim ifadelerini şiirden ayırır. Bu ayrımı merak ettiniz mi?

Bana Kur'an-ı Kerim'i yorumlatacaksın. Ben Kur'an'ı yorumlamıyorum, yanlış anlaşılmasın (Gülüyor)

—Şair ve şiir eleştirmeni olduğunuz için dikkatinizi çekmiş olabilir. Ben sizden görüşlerinizi istiyorum.

Şuara Suresi bütünüyle şairlerin aleyhinde değildir. Allah’ın ismini tesbih eden şairler için ayrıcalıklı bir konumu vardır. Ayrıca Hz. Peygamber bir hadisinde “Bazılarının şiirinde sihir vardır, bazılarınınkinde hikmet vardır. Sihir olan şeytan işidir, hikmet olan Rabbanidir” der. Bu ayrımlar bugün için ne kertede kullanılabilir bunu bilmem, ama şu var; dinsel bağlamda şiir yazanlar, dini kendileri için referans kabul edenler için bu kriterler geçerlidir. Onlar yazdıkları şeytani midir, rahmani midir? Bakacaklardır. O şairlere farz olunmuştur.


(Bu makale 8446 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

H. Hüseyin KEMAL
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Kur'an'da şiir
Edebiyat konuşma, okuma ve yazma olmak üzere insanın üç temel ihtiyacına cevap verir. Edebiyatın iki temel unsuru vardır. Birincisi nesir, ikincisi ise şiir. Nesir objektif ve somut fikirleri dile getirerek daha çok akla hitap ederken, şiir daha çok soyut ve sübjektif olup, hisse hitap eder. Necip Fazıl’a göre
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 2 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 596
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6497345