| Dünya bir menzil, insan bir seyyah |
|
|
| Yazan Meryem Tortuk | |
| Friday, 13 June 2008 | |
Hayat boyu seyahatteyiz, oturduğumuz yerde bile binlerce yere konargöçeriz hayallerimizin sonsuz genişliğinde. Ama gerçekten gidip görmenin, dokunup hissetmenin adı da, tadı da başka olsa gerek. duran dağların arkasında neler olduğunu merak ederdim. Gökyüzündeki yıldızlara bakıp, oralarda da bizler gibi canlıların olup olmadığını... Yine, çocukluğumda anlatılan perili, cinli, ifritli masalların efsunlu atmosferinde, oralarda da hep öyle canlıların varlığını hayal eder, biraz da ürpererek gözlerimi bu uzakların çekiciliğinden alıp, koşar adım eve yönelirdim. Daha da büyüdükçe ve okudukça dünyayı gezme fikri şekillendi yüreğimde. Hatta her zaman şunu da söylerdim e Seyahatin de, gezmenin ve görmenin de felsefesi yapılabilir, ama ben en yalın haliyle gezme arzumu dile getirmek istedim. Kim bilir, belki de hepimizin içinde böyle bir arzu vardır ve böylece ortak bir lisana kavuşmuş olur… Lisede arkadaşlarla konuşurken şunu söylediğimi hatırlıyorum, “Önce doğuyu, insanlığın ilk çıktığı toprakları gezmek istiyorum. Mısır’ı ve başkenti Kahire’yi, Mozopotamya’yı, Babil’i, gezmek ve insanlığın izini sürmek… Sonra Batı’yı İtalya ve Roma başta olmak üzere, Fransa ve özellikle de İspanya… Sonra bütün bu gezilerimi yazmak, iki kültürün içinde kendimi harmanlayıp yüreğimden süzülenleri bir kitap yapmak istiyorum…” Çok büyük bir hayalmiş ve muhteşem bir fikirmiş... ‘miş’ diyorum, çünkü bunu gerçekleştirmek hâlâ hayal aşamasında. Gerçi, hâlâ dünyayı karış karış gezme fikrinden caymış değilim. Hani kitaplar var, filmler var, hatta ve hatta artık Google Eearth var… Ama gidip görmenin, hissedip yaşamanın, yüreğinde yoğurup, şekillendirmenin tadını ne verebilir ki? Her seyahatin ardında yeniden bir yürüyüş başlamaz mı insanın içinde? Yeniden yeniden yollara, yokuşlara, dağlara tırmanıp, en ıssız en sessiz yerlerin derinliğinde, cıvıl cıvıl şehir kalabalıklarında ve bakir ormanlıklarda dünyanın sonsuz güzelliklerini Yaratıcının ihtişamlı varlığıyla hissedip, ürperip derinden sarsılmaz mı? Ve varlığın, Vahid ve Ehad’in iç içe halkalarıyla cemal ve kemal nakış nakış dokunmuşluğuna şaşırıp, hayretinden, gözün ve aklın ötesinde ruhunun en derinindeki ışığa kanat çırpmaz mı? Bütün gizemli iklimler, şehirler, çöller, buzullar, dağlar, ormanlar, okyanuslar, dereler, çaylar… Ve hatta uzayın sonsuz boşluğu insanı tahrik eden bir cazibeyle kendine çağırıyor. Ben de Evliya Çelebi gibi, “Seyahat Ya Resulullah!” desem ve yollara dökülsem ne olur? Varılacak yeni menzillerde, aklımı, kalbimi, duygularımı farklı güzelliklerle donatıp sonra yeniden ilk menzilime dönsem, daha büyümüş, daha çoğalmış, daha derinleşmiş, daha yaşamış ve görmüş olarak… Belki bu yazı bir dua hükmüne geçer, belki birçok kişi “İnşallah’ der ve ben bir seyahatin içinde buluveririm kendimi. Belli mi olur yani… (Bu makale 7274 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Vatansız seyyahlar! |
| Kâinatta her şey bir akış halinde. Statik hiçbir şey yok. En hareketsiz görünen bir kaya parçasının içinde bile, atom altı âlemde astronomik hızlarda bir hareketlilik mevcut. Zerreden devâsâ kürelere kadar her şey deveran ediyor. Ya kendi ekseninde, |
| Devamı >> |