Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa
Yakın siyasi tarihimizi bilmeyen genç arkadaşlarımız siyasete heveslenmesin Yazdir E-mail
Yazan Mustafa Gökmen   
Friday, 15 August 2008

Gençlik ve siyaset. Her ikisi de heyecan demek. Çünkü her ikisi de büyük bir dinamizm ve efor gerektiriyor.

Aramızda muhakkak siyasetle ilgilenen, ilgilenmek isteyen, faal olan, faal olmak isteyen arkadaşlarımız mevcuttur. Genç Yaklaşım’da daha önce yazdığım "Kariyer de yaparım siyaset de" başlıklı bir yazımda gençlik ve siyaset olgusu üzerinde durmuştum.

Bu kez de, gençlerin siyasette durduğu yeri, katkıları ve kendilerini daha iyi ifade etme alanlarına dair bazı başlıklara cevap arayacağız.

Siyasete meraklı genç arkadaşların yakın siyasi tarihi muhakkak çok iyi öğrenmeleri ve Türkiye gerçeklerine göre hareket etmeleri gerekiyor. Türkiye siyasetinde her zaman 2+2=4 etmez. Bunu da iyi bilmek gerek... Türkiye’nin son bir yıldır yaşadığı sıkıntı ve krizlerin -Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 367 krizi, başörtüsü meselesinin çözümsüzlüğe mahkum edilmesi, Ergenekon ve darbe planları vb.- altında yatan sebep, işbaşındaki siyasi kadroların bu gerçeği kavrayamamalarından kaynaklanıyor.

Bilindiği üzere Türkiye genç nüfusun fazla olduğu bir ülke. Özellikle yaşlı nüfusu artan Avrupa’ya nazaran bulunmaz bir fırsat olan bu durumun seksen beş yıllık Cumhuriyet tarihimizde ne yazık ki, gerektiği gibi değerlendirilebildiğini söyleyemiyoruz. Özellikle darbeler ve ara dönemler neticesinde ülkesine ve geleceğine ilgisiz, bilgisiz ve bilinçsiz bir gençlik yetiştirildi. Siyasetten, sistemlerden uzaklaştırılmış apolitik gençlik kendi dünyasında bir hayat yaşarken; siyasete ilgi duyan gençlik de çıkar çevrelerinin hedefi durumuna geliyor.

Her seçim döneminde gençlik siyasi partilerin bir numaralı hedefidir. Gençlere bir  çok vaadde bulunulur. Seçimler geçtikten sonra da hepsi unutulur gider. Gençlik de verilen bu vaadlerin takipçisi olmaz. Partilerimizin istisnasız gençlere yönelik tek hedefi yönetilmeye yatkın beyinlerdir.

Partilerin sürekli çalışıyormuş gibi görünen bir gençlik birimleri vardır. Bunların tepesinde de gençlikten sorumlu bir genel başkan yardımcısı olur. Onlar da genç değil, orta yaşlı bir ‘büyük’tür. Siyasi partilerimizin gençleri "Mevcut adayların peşinde koşan, onlara destek olan, bayrak, resim, afiş asan, broşür dağıtan" bir unsur olarak görüldü. Özellikle merkez partilerimiz gençleri yıllarca siyasetin konu mankeni olarak kullandı. İktidara geldiklerinde de teşkilatlı olan çevre partilerin gençlerini iktidar nimetlerinden nemalandırıp, kendilerine hizmet eden gençlere gereken değeri ve önceliği vermedi. Bugün gençliğimiz siyasetten uzak duruyorsa partilerimiz bu sorunun temelini sorgulamalıdır.

‘Gençliğin siyasete katkısı nasıl olabilir?’ diye akla bir soru gelebilir. Gençlik ve siyaset üzerine yapılan çoğu tartışma ve değerlendirmede, gençlerin hangi partiye oy verdiğine, hangi ideolojileri tercih ettiğine odaklanılır, ama asıl soruna bir türlü inilmez. Gençlik ve siyaset, günlük hayatta, evde, sokakta, mahallede, okulda kısacası hayatın bütününde yer almasına rağmen, gençleri siyasetin konu mankeni gören anlayış terk edilmelidir. Gençlerin "hem kariyer, hem de siyaset yapabilecekleri" gerçeği zihinlere yerleşmelidir. Kısaca insanı ve insanların oluşturduğu toplumu yönetme ve ortaya çıkan sorunlara çözüm bulma ve netice alma sanatı olarak ifade edilen siyasetin ilk okulu, her şeye rağmen gençlik teşkilatlarıdır. Siyasete katılmak isteyen gençler ilk iş olarak yasal siyasi partilerin gençlik teşkilatlarına üye olmakla işe başlamalıdır. Gençlik kolları, partilerimizin 'can damarı’dır. Zira, gençliğin olmadığı yerde statüko hakim olur. Parti gençlik kollarının ise üç temel işlevi var. Birincisi; partinin temsili. İkincisi; gençleri teşkilatlandırmak. Üçüncüsü ve en önemlisi de siyaset yapmak.

Gençlerimize siyasetin hep kötü taraflarından bahsedilip, uzak durmaları öğütlenir. Öyleki gençlik sadece kariyer yapmaya yönlendirilir. Oysa gençler hem kariyer, hem de siyaset yapmalıdır. Çünkü, kendi geleceklerinde kendilerinin söz sahibi olabilmeleri gerekir. 

Siyaset yapmanın merkezlerinden biri de sivil toplum kuruluşlarıdır. Genç arkadaşlarımız öncelikle sivil toplum kuruluşlarında işe başlayabilir. Daha sonra isterlerse parti teşkilatlarından siyasete girebilirler.

Şu çok iyi bilinmelidir ki: Siyaset yalnızca mecliste yapılmaz. Siyasal katılım, milletvekili, belediye başkanı ya da meclis üyesi seçme ve seçilmeden ibaret bir eylem de değildir.

 

Gençlik üzerinde oynanan oyunlara dikkat!

Özellikle seçim dönemlerinde partiler ve tabela partisi olarak adlandırılan oluşumlar gençlik potansiyelini kullanmanın mücadelesi içine girerler. Türkiye’de siyasi mücadele sırasında gençlik üzerinde çok vahim oyunlar oynanmaktadır. Bu bakımdan gençler oyunlara alet olmamak için uyanık olmak durumundadır. Bu oyunları şöyle özetlemek mümkündür: Bazı siyasi aktörler gençlerin eline ‘vatan elden gidiyor ‘ deyip silah verirken, bazıları ise yine ‘vatan elden gidiyor’ diyerek farklı etnik kökenden insanlarla yok yere kavgaya sürüklerler. Bazı gençlere ise ‘Kendi gruplarından olmayanlara karşı düşmanlık’ aşılarlar. Bütün bu karmaşa içerisinde, özellikle gelişme dönemindeki gençlik, ortaya çıkan bu sinir harbi ile birlikte farklı mecralara sürüklenebilir. Çünkü Bediüzzaman’ın ifadesiyle ‘Genç, akıldan ziyade hisleriyle hareket eder. Hissiyat ise maneviyatta kördür. Mevcut bir dirhem lezzeti ileride binler batman lezzete tercih eder.’

Yani mantığı geri plana atan bir gençlik olmadık hareketlerin içinde olabilir. İman süzgecinden geçirilmemiş hal ve hareketlerin bir çok vahim hatayı tetikleyeceği zaten tartışılmaz.

Ülke savunmasını sokaklarda bağırıp çağırmak, kavga etmek olarak anlayan zihniyet gençliğin en büyük düşmanı durumunda. Kimseyi ‘Sen ülke meselelerine ilgi duyacaksın’ diye zorlayamayız, böyle bir lüksümüz yok. Fakat ülke meseleleriyle ilgilenenlerin doğru kanallarda, doğru şekilde eğitilip siyasette yer almaları için de uygun zeminin hazırlanmasında mutlak yarar vardır. Yani gençlere siyasette sadece konu mankeni olmadıkları fiilen ispatlanmalıdır.

 

Osmanlı’dan günümüze gençlik ve siyaset

Osmanlı kültür hayatını yakından etkileyen Fransa ve 1789 Fransız Devrimi, tüm dünyayı olduğu gibi Osmanlı gençliğin de yakından etkilemiştir. Tanzimat Döneminden itibaren Avrupa’ya eğitime gönderilen Osmanlı gençleri, gittikleri ülkelerin kültür ve sosyal hayatından etkilendiler. Geri dönüşlerinde etkileri de Osmanlı coğrafyasına taşıdılar. Böylece bazı fikir akımları ortaya çıktı: Milliyetçilik, Ümmetçilik, Osmanlıcılık, Turancılık, Adem-i Merkeziyetçilik, Hürriyetçilik gibi... Genç Osmanlı'lar ile başlayan bu fikir akımlarından Milliyetçilik ve Turancılık İttihat ve Terakki Cemiyeti ile iktidara taşınmıştır. Bu fikirlerin açıktan açığa savunulduğu hürriyetçi ortam 1908'de Temmuz ayında ilân edilen II. Meşrutiyet'ten sonrasına rastlar. Ancak Meşrutiyetin getirdiği özgürlük ortamı da çok sürmemiştir. 1909’da patlak veren 31 Mart olayı ve arkasından yaşanan gelişmeler özgürlüklerin kısmen rafa kaldırılmasına sebep olmuştur. Birinci ve İkinci Balkan Savaşları ve ardından gelen I. Dünya Savaşı yılları gençliğimizin siyaset ve toplum hayatında etkin olmasını engellemiştir. Savaş yıllarında İttihatçılar iktidardaydı. Birici dünya savaşı ve sonrasındaki Kurtuluş mücadelesinde yüz binlerce gencimiz, yani insan sermayemiz cephelerde şehit düşmüştür. Yeni kurulan devlet başta insan sermayesi olmak üzere bütün kaynakları tükenmiş bir imparatorluğun bakiyesi olarak kurulmuştur. Otoriter bir anlayışla yola çıkan yeni devlette gençler siyaset ile uğraşacak zemini bulamışlardır. Bir avuç seçkin elitin çocukları yeni kurulan devlette en önemli mevkilere yerleşmiş, Anadolu çocukları devre dışı kalmıştır. Bugün gençlik ve siyaset ekseninde yaşanan sıkıntıların temellerinde o dönemlerden kalan bir miras olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ardından, 1939'da başlayan II. Dünya Savaşı yılları devletin otoritesini daha da arttırmış, savaş tedbirleri ile birlikte Türkiye'nin tamamı bir askeri garnizona dönmüştür. 1945'e gelince savaş bitmiş, yeni bir dünyanın kurulması gündeme gelmiştir. 1946'da yeni partilerin kurulmasına izin verilince gençlik de örgütlenmeye, kurulan partilere katılmaya başlamıştır. Bu yıllarda bıyıkları yeni terleyen bir genç olan rahmetli Sadık Serbest, 2002'de yaptığımız bir görüşmede 1946 Temmuz'undaki seçimlerde verdikleri demokrasi mücadelesine örnek verirken, "Hastaları ve yaşlıları oy kullanmaları için sırtımızda taşıdık. Jandarma oy sandıklarının başında bekliyordu. O zaman açık oy veriliyordu. DP'ye oyunu verenleri tehdit ediyorlardı." diye özetlemişti. Yani bu dönemde gençlik büyük cesaret göstererek hakim güce karşı politik bir mücadele vermiştir. Bu mücadele, 1950'de iktidarı değiştiren, yani ‘Beyaz İhtilal'i gerçekleştiren mücadeledir. Bugün Türkiye’de demokrasi, hak, hukuk, adalet, özgürlük gibi kavramları konuşabiliyorsak bunu 1950'de iktidarı değiştiren Beyaz İhtilal'e borçluyuz.

Demokrasi tarihimizdeki darbeler ve muhtıralarla gelen kesinti ve ara dönemler gençliğin siyaset potansiyelini sürekli törpüleyerek etkisiz hale getirmiştir. Bu yüzden, 60 yıllık demokrasi tarihimizde siyasi krizler ve sıkıntılar hiçbir zaman eksik olmamıştır.

 

Seçilme yaşı

Dünyada demokrasinin yerleştiği ülkelere bakıldığında seçilme yaşının epey düşük olduğu ortaya çıkıyor. Mesela Almanya seçilme yaşını 18 olarak uygularken, İngiltere 21, Fransa 23, Amerika 25 olarak uyguluyor. Türkiye'de de 2006 yılında yapılan bir değişiklikle seçilme yaşı 25'e düşürüldü. Osmanlı'nın ilk seçiminden bu yana seçilme yaşının 25’e indirilmesi 130 yıl sonra alınmış tarihî bir karar olarak önümüze çıkar. Ancak bu karar 22 Temmuz 2007 seçimlerinde uygulanamadı. Ancak önümüzdeki seçimlerde 25 yaş üstü gençleri siyasette daha çok görme şansımız olacak. 1877’de Meclise giren 11 vekili saymazsak, ilk kez 30 yaşın altında temsilcilerin Meclis'e taşınmanın yolu açıldı. Eski toprak politikacılar aralarına katılacak gençleri hazmedebilirler mi? İşte orası biraz şüpheli. İşin bir yönü bu iken, bir diğer yönü ise 25 yaşını doldurmuş her Türk vatandaşı, yeterince parayı denkleştirip listelerde kendine yer bulabilir mi? Ya da üç beş zengin ve hatırlı kişinin çocuğuna mı aday listelerinde yer verilecek? Bunlar kafaları kurcalayan ciddi sorular... 

 

AB’de gençlik ve siyaset

Türkiye'nin üye olmaya çalıştığı Avrupa Birliği'nde gençlik ve siyaset ilişkileri nasıl yürüyor. Mesela Avrupa Birliği'nin lokomotif ülkelerinden Almanya'da gençlerin siyasete katılımı mahalle birimlerinde başlıyor. Mahalle, il ve bölge aşamaları sonunda genel merkez yönetiminde çalışmalarını sürdürüyorlar. Tüm aşamalar seçimle gerçekleşiyor. Bu süreçleri yaşamadan siyasette yer alanların, milletvekili ve yerel yönetici olma oranları yüzde yirmiyi geçmiyor. Gençler, siyaseti bağımsız kongreler ve bağımsız bütçeleri ile yapıyorlar. Bizde ise bu durum neredeyse tam tersi. 12 Eylül öncesi siyasi partilerimizin gençlik kolları güçlüydü. Gençler bağımsız kongreler yapıyor, kendilerine ayrılan bütçeyi kullanıyordu. Söz hakları olduğu için hem partileri ile bütünleşiyor, hem de siyasetlerin belirlenmesinde etkili oluyorlardı. Gençliklerinde bu süreçlerden geçerek siyaset yapan kadrolar bugün partileri ve Türkiye'yi yönetiyor. Ama gençlerin önünü açmakta nedense yardımcı olmuyorlar. Türkiye'de siyasete ilgi duyan gençler sadece ‘belirli işleri yapan’ konumdan kurtulamıyor. Siyasi çalışmalarda bağımsız olmadıkları için etkin de olamıyorlar. Sivil toplum örgütlerinde çalışmaya başlayan gençler de dağınık oldukları için güç oluşturamıyor ve siyasette yeterince yer alamıyor.

Dünyanın her yerinde bilinen gerçek, siyasetin okulunun olmadığı ve bu işlevi siyasi partilerin yerine getirdiğidir. Değişimin ve dönüşümün gücü olan gençleri, siyasete katmaz, belli alanlarda uzmanlaşmalarını sağlayamazsanız; yarınların siyasi kadroları nasıl yetişir? Bu da bindiğimiz dalı kesmekten başka bir anlam ifade eder mi?


(Bu makale 6733 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Mustafa Gökmen
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Evrilmek değil yücelmek
I.   Âlemde sürekli olarak mükemmele doğru gidiş vardır. Her şeyin yaratılışı, Bir tekâmül kanununa tâbi kılınmıştır. [1] Olgunlaşma ve yücelmeyle sonuçlanan bu gidişat, Yaratılmış olan her ne varsa onun cephesine damgalanmıştır. Evrenin küçültülmüş bir örneği olan insanda ise, Bu husus özellikle pek belirgindir.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356782