Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow Haber Yaklaşım arrow Sabancı ödülü ve Osmanlı'ya "yabancı" kalmayan yabancılar
Sabancı ödülü ve Osmanlı'ya "yabancı" kalmayan yabancılar Yazdir E-mail
Yazan Recep Bozdağ   
Friday, 15 August 2008

Sakıp Sabancı’nın Türkiye’ye dair bir vasiyeti vardı: Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma ödülleri. Zira halk arasındaki ismiyle Sakıp Ağa, ülkemizin sosyal bilimler alanında daha çok çalışmaya ihtiyacı olduğunu biliyor ve Türkiye’nin geçmişle bağlarının sağlam olmasını istiyordu.

İşte bu ödül; Türk ve İslam Sanatı, Türkiye’nin Tarihi, Ekonomisi, Sosyolojisi gibi alanlarda verilmektedir. Merhum Sabancı’nın vasiyetiyle, bu yıl 3’üncüsü verilen ödülün bir özelliği de, Türkiye’de sosyal bilimler alanında bir üniversite tarafından verilen tek uluslararası ödül olmasıdır.

Bu yılki konusu "Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası" olarak belirlenen yarışmaya ABD'den 17, Türkiye'den 21, Avrupa'dan 2 ve Orta Doğu'dan 1 olmak üzere toplam 41 katılımcı başvurdu. Birinciliği Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nde hayırseverlik uygulamasının devamlılığını ve değişimini inceleyen çalışmaları nedeniyle, “Hayırseverliğin Devamlılığı” adlı makalesi ile Tel Aviv Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Tarihi Bölümü, Osmanlı Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Amy Singer, ikinciliği "Müzikal Dünyaların Kesişmesi: Klasik Türk ve Osmanlı Müziği İcra Eden Museviler" adlı çalışmasıyla Washington Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Doktora öğrencisi Maureen Jackson ve üçüncülüğü "Yeni Cumhuriyetin Eski Elitleri: Türkiye’de Osmanlı Bürokratik Ailelerinin Dönüşümü (1909-1939)" adlı çalışmasıyla Nice-Sophia Antipolis Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Nice-Modern ve Çağdaş Akdeniz Merkezi Araştırma Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Olivier Bouquet kazandı. Ayrıca "Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Modern Türkiye Cumhuriyeti’nde Hat Sanatı ve Devlet Yönetimi" çalışmasıyla Mısır-Kahire Amerikan Üniversitesi CASA Bursiyeri Zoe Griffith ve "Meşk Ederek Tarihi Yeniden Yorumlamak: Çağdaş Türk Müziği Uygulamalarındaki Osmanlı Mirası" çalışmasıyla Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara Etnomüzikoloji ve Kadın Çalışmaları Bölümü Doktora Öğrencisi Denise R. Gill mansiyon ödüllerinin sahibi oldular.

Ödül için Türkiye’de ilk kez tören düzenlendi. İlginçtir, önceki iki tören Washington’da yapılmıştı.

Güler Sabancı’nın yorumuna yorum

Başvuruların yarısından fazlasının yabancı katılımcılardan oluştuğunu belirten Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, "Anlaşılıyor ki, dünyada pek çok saygın akademisyen Türkiye üzerine düşünüyor ve araştırıyor" dedi. Ödül sahiplerinin üçü Amerikalı, biri İsrailli, biri de Fransız… Fark ettiğiniz üzere ödül ve mansiyon alan araştırmacılar arasında “Türkler” yok. Burada milliyetçilik bahsine girmek abestir. Burada sorulması gereken soru(lar); tarihimizle ilgili olarak en az yabancılar kadar neden kaliteli çalışmalarımız yok? Tarihimizle bağımız neden kopuk? Yakın tarih ya da Osmanlı araştırmalarının üzerinde bilim adamlarımız neden yeterince çalış(a)mıyor? Soru faslı uzadıkça uzar. Biz, bazı değerlendirmelere göz atalım.

Hilmi Yavuz, araştırma ödülleri sonuçlarını; “Türkiye’de Osmanlı Araştırmalarının Hazin Durumu” olarak değerlendirirken, yetişen kuşakların Osmanlı mirası üzerinde durma konusunda özendirilmediklerine dikkat çekiyor.

Güler Sabancı’nın cümlesini göz önünde tutarak bir de biz soralım: Bu ödül, akademik çevrelerimizin tarihimize yabancılaşmasının ve Cumhuriyet öncesi ve sonrası gibi ayrımların toplumumuzun geçmişle bağlarına ne kadar zarar verdiğinin bir delili değil midir? Yoksa bu gidişle tarihimizi yabancılardan mı öğreneceğiz? Ya da pek çok saygın (yabancı) akademisyen düşünüyor; peki bizim akademisyenlerimiz nerede?

“Kemalizm, İslamcılığı ve Osmanlıcılığı kendine rakip gördü”

Sabancı Araştırma ödüllerinin açıklanmasından sonra Hilmi Yavuz konuyla ilgili yazdığı yazısının ilkinde şunları söylüyordu:

“… Apaçık görülüyor: İlk beş ödül sahibi arasında bir tek Türk araştırmacı yoktur. Üçü Amerikalı, biri İsrailli, biri de Fransız olmak üzere, ödüllendirilenlerin tümü yabancı uyruklu bilim insanlarıdır. Oysa Sabancı Vakfı adına yapılan resmi açıklamadan öğreniyoruz ki, bu ödüle adaylık için yapılan 41 başvurudan 21'i Türkiye'den, 20'si yurtdışından yapılmıştır. Yaklaşık olarak yarı yarıya!

Şimdi sormak gerekiyor: Jüri üyelerinin, 21 Türk katılımcıdan hiçbirini ödüle değer bulmamaları, Türkiye'de sosyal bilimlerin, özelde de Osmanlı araştırmalarının hazin durumunu ortaya koymuyor mu? 'Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası'nın konu edinildiği bir Araştırma Ödülü'nde, Osmanlı mirasının gerçek sahibi olan Türkiye'den bir tek (evet, bir tek!) araştırmacının ödüle değer, doğru dürüst bir çalışma yapamamış olmasının mânâ ve medlulü nedir? Osmanlı üzerine bir araştırma ödülü konuluyor ve bu ödüle aday olarak katılan 21 Türk araştırmacıdan hiçbiri başarılı olamıyor! Bu hacaleti nasıl sineye çekeceğiz?

Ama elbette, hacaletin birinci derece müsebbibi, Türk adaylar değildir. Bakınız, Osmanlı üzerine uluslararası çapta şöhret sahibi bilim insanlarımızın büyük çoğunluğu, üniversite öncesi öğrenimlerinin tamamını ya da hiç değilse bir bölümünü eski harflerle, yani 1928'den önce tamamlamış olanlardır: Ord. Prof. Fuad Köprülü, Ord. Prof. Ömer Lütfi Barkan, Prof. Dr. Halil İnalcık... gibi!..

Harf devrimi'nden hemen sonra yetişen kuşakların, doğrudan değilse bile dolaylı ve örtük bir biçimde, Osmanlı mirası üzerinde durma konusunda çok fazla özendirilmedikleri biliniyor. Kemalizm, kendine rakip olarak gördüğü İslamcılık ve Osmanlıcılığı, üniversitelerde İlahiyat ve Türk Edebiyatı kürsülerinin entelektüel statüsünü düşürerek 'görünmez kılma' başarısını göstermiştir. Dolayısıyla, özellikle Osmanlı çalışmaları alanında, öncülüğü, yabancı uzmanlara kaptırmamızdan daha tabii bir şey olamazdı; öyle de oldu! Osmanlı arşivlerinde çalışan Türk araştırmacılar, eski bir Osmanlı manüskrisinde okuyamadıkları kelimeleri Japon, Amerikalı, Kanadalı ya da İsrailli uzmanlara sormaya başladılarsa, buna ne diyeceğiz?”

Hilmi Yavuz hocamıza katılmamak mümkün değil. Yıllardır ‘mirasımıza sahip çıkalım’ dememiz bir anlamda boşuna değil. Hilmi Yavuz’un yazısı üzerine konuyla ilgili olarak bir değerlendirme de Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kunt’tan geldi.

“Cumhuriyet tarihçileri, tarihin başlangıcını 1908 sayıyor”

70'li yılların ikinci yarısında Boğaziçi Üniversitesi'nin, Tarih kürsüsünde çalışan Kunt, sonra, İngiltere'nin en saygın üniversitelerinden biri olan Cambridge'e gider. Orada Osmanlı Tarihi kürsüsünü kurar. Şimdi Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesidir. İşte Kunt’un mektubundan pasajlar:

“…Sabancı Ödülleri hakkında söylediklerin, tarih eğitimindeki eksikliklerimizi gözden geçirmeye zorluyor. Genel tarih bilgisi ve tarih yöntemleri açısından zayıfız. Avrupalı, Amerikalı, Japon, İsrailli bir Osmanlı uzmanı, genel tarih eğitiminin üstüne Osmanlı'yı da katarken, Türkiye'de -her üniversitede olmasa bile, genelde -sadece Türk- Osmanlı tarihinden ibaret bir eğitim söz konusu. Ele alınan konu her ne ise, (...), o konunun başka tarih çerçevelerinde hangi yöntemlerle nasıl işlendiğinden habersiz tarihçiler yetiştiriyoruz. Karşılaştırmalı tarihçilik geleneğimiz çok zayıf. (...)

Bu genel saptamanın ötesinde bu yılın Sabancı Ödülü konusu, başka bir eksikliğimizi ortaya çıkarmaya yaradı. Osmanlı tarihi bilenimiz, Cumhuriyet tarihi ile ilgilenmiyor; Cumhuriyet tarihçilerinin çoğu, bizatihi tarihin başlangıcını 1923, haydi bilemedin, 1908 sayıyor.

Ben de bir Osmanlı tarihçisi olarak, özellikle Cambridge'e gideli, oradaki kolejlerle Osmanlı medreseleri arasındaki benzerlik ve farklılıklar üzerinde kafa yordum.”

Bu bağlamda, çıkan sonuçlardan biri de, tarih eğitimimizin çöküşte olduğunun belirtilerinden biridir. Dünya literatüründe iki üç isim dışında tarihçimiz yoktur. Onlar da eğitimlerinin bir kısmını ya da tamamını eski –halk arasındaki tabirle eskimez- harflerle tamamlamıştır.

Yahudi gencin söyledikleri çarpıcı, değil mi?

Ödüllerle ilgili yorum yapanlardan biri de Beşir Ayvazoğlu idi. O da konuyla ilgili yazısında ilginç bir anekdot aktardı. Anekdot şöyle:

“… Rahmetli A. Süheyl Ünver, Amerika'da bulunduğu yıllarda (1958–1959) ziyaret ettiği Colombia Üniversitesi'nde harıl harıl Osmanlıca öğrenmeye çalışan bir Yahudi genciyle karşılaşmış ve ona bu ilgisinin sebebini sormuş. Gencin verdiği cevap mealen şöyle: ‘Sizde bu dili ve kültürü bilen nesil artık gidiyor. Yakında kendi kültürünüzü öğrenmek, arşivlerinizdeki belgeleri okutmak için yabancı uzmanlar çağırmak zorunda kalacaksanız. Ben kendimi o günler için hazırlıyorum!’
Basını takip edenler, Sakıp Sabancı Ödülleri'nde bu yıl için belirlenen konunun "Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası" olduğunu ve birincilik ödülüne Tel Aviv Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Tarihi Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Amy Singer'ın "Hayırseverliğin Devamlılığı" başlıklı incelemesiyle kazandığını okumuşlardır. Buna, Süheyl Ünver'in dikkatini çeken Yahudi gencinin kehaneti mi diyeceksiniz, görünen köy kılavuz istemezdi mi diyeceksiniz? Artık ne derseniz deyiniz!”

Türkiye’yi “yeniden” kuranlar, görmek isteseler de istemeseler de müthiş bir imparatorluğun zengin mirası üzerinde oturmaktadırlar. Mirası bilir ve sahip çıkarsanız ne âlâ, yok eğer bilmez ve sahip çıkmazsanız olduğunuz yerde sayarsınız.

Beşir Ayvazoğlu’nun dediği gibi “Bu gidişle, tarihimizi hakikaten başkalarından öğrenmek zorunda kalacağız. Ve onlar, geçmişimizi bize kendi bakış açılarından gösterecekler.”

Çok hazin değil mi?

“İslam tarihini Amerika’da öğrendim”

Sabancı ödülleri sonrası yapılan yorumlardan birini daha aktarmak yerinde olacak. Yorumun sahibi Vefa Erginbaş. Erginbaş, Boğaziçi Üniversitesi'nde Sosyoloji lisansından sonra Sabancı Üniversitesi'nde Tarih master'ı yapar. Şimdilerde Tarih doktorasını tamamlamak üzeredir. Erginbaş, şöyle bir çelişkiye dikkat çekiyor:

“Arşivler, kütüphaneler, her şey Türkiye'de olmasına rağmen, biz valizleri toplayıp tarih doktorası için Amerika'nın yolunu tuttuk. Amerikalı tarihçiler araştırma için Türkiye'ye gelirken, bizler Amerika'ya doktora eğitimi için gidiyorduk.

Metin Hoca'nın (Kunt) dediği, karşılaştırmalı araştırma eksikliği de doğru, hatta itiraf etmek gerekirse, ben Müslüman ülkeden gelen birisi olarak İslam tarihini Amerika'da öğrendim. Evet, itiraf ediyorum, burada. Bizde İslam Tarihi, İlahiyat Fakültelerinde bir alt daldır, koskoca anlı şanlı Boğaziçi'nde İslam Tarihi dersleri çoğu zaman açılmaz ya da senede bir kere açılır. Memleketin laik-antilaik saçmalıkları devam ededursun, İslam Tarihi öğrenmek için Amerika'ya gelmeyi bekledik biz.”

Bu değerlendirmenin ardından bir şeyler söylemek ne kadar zor. Kaynak burada, öğrencilerimiz yurtdışına gidiyor; öbür taraftan yurtdışındaki bilim adamları araştırmaları için “kaynak”a geliyorlar. Bu işte bir terslik yok mu?

Netice-i Kelam; harf devrimi'nden hemen sonra yetişen kuşakların, doğrudan değilse bile dolaylı ve örtük bir biçimde, Osmanlı mirası üzerinde durma konusunda çok fazla özendirilmedikleri az çok herkes tarafından artık biliniyor. İslamcılık ve Osmanlıcılığı kendine rakip olarak gören Kemalizm, üniversitelerde İlahiyat ve Türk Edebiyatı kürsülerinin entelektüel düzeyini düşürerek 'görünmez kılma' başarısına(!) erişmiştir. Haliyle Osmanlı çalışmaları alanında, öncülüğü, yabancı uzmanlara kaptırmamızdan daha tabii bir şey olamazdı; öyle de oldu! Bir de arşivlerimizden çıkan, Tür k araştırmacılar tarafından okunamayan kelimeleri Japon, Amerikalı, Kanadalı ya da İsrailli uzmanlara sormaya başlarsak, başladıysak…

Risale-i Nur ve dilimiz

Kemalizmin, İslamcılık ve Osmanlıcılığı kendine rakip olarak görmesinin önümüze getirdiği en acı sonuçlardan biri; üniversitelerde Türk Edebiyatı kürsülerinin entelektüel statüsünü düşürmesi ve 'görünmez kılma'sıdır. Bunun sonucunda “dil” noktasındaki hal-i pürmelâlimiz ortadadır. Çünkü bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi birikimlerin tamamı olarak kabul edilebilecek olan kültürün doğması ve gelişmesi dile bağlıdır. Öyle ki, bir milletin yaşadığı kültür ve medeniyet buhranı, fikir ve edebiyat sahalarında çöküş yaşaması o milletin dilinin bozulmasıyla yakından ilgilidir. İşte, bir yönüyle Sabancı ödülleri bunun bir göstergesi değil midir?

Bir başka deyişle, bir yolunu bulup devleti ele geçiren zihniyet(ler), üstelik de millet adına, garip adımlar attılar. Bunların en garibi ve şaşırtıcısı dil sahasında yaşandı. Alfabe değiştirilerek Anadolu bütün Türk dünyasından ve İslam âleminden tecrit edildi. Ardından dili sadeleştirme iddiasıyla, Türkçe’de ne kadar hayat sahibi kelime varsa atıldı ya da budandı. Ankara’da kimsenin manasını bilmediği Güneş Dil Teorisi ortaya atıldı. Kelime kargaşası arttı. Önüne gelen yeni kelimeler, kavramlar uydurdu. Bir süre sonra kimse kimseyi anlamaz hale geldi. Bazı kendini bilmezler de “argo” kelimeleri çoğalttı, dili kabalaştırdı. “Uydurma kelimeler” ise, hayali bitirdi. Cemil Meriç “Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların… Argo, korkunun ördüğü duvar: uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin” diyerek, garipliğe ve arkasındaki düşünceye nazarları çevirttirir.

Tarihî, dinî ve kültürel değerlerimize yabancılaşmanın hız kazandığı bir dönemde telif edilen Risale-i Nurlar’ın dili bize önemli bir mesaj vermektedir. “Öztürkçecilik” ya da “uydurma dil” bağlamında ne olduğu bilinmeyen bir Güneş Dil Teorisi karşısında fiilen duran Risale-i Nur ve dili olmuştur. Bediüzzaman Said Nursî, Osmanlı Türkçesi kullanarak Anadolu insanının, Türk dünyasının ve İslam âleminin arasındaki irtibatı sağlamış ve bu dili (kültürü, medeniyeti) yaşatmıştır. İslam Yaşar, “Said Nursi işte bu Türkçe ile telif etti, çağların tefsiri ve Türk dilinin şaheseri sayılan Risale-i Nur Külliyatını” şeklinde ifade eder. Cemil Meriç ise, “Her eser kendi dili ile doğar. Risale-i Nur’un dili Kur’ani ve İslami bir lisandır” derken, Şerif Mardin de, “19. yüzyılın elektrik ve termodinamiği ile ilgili konuşma tarzı, yani kavramlaştırma tarzı, Risale-i Nur’un diline girmiştir. Said Nursi, dinamizm ifade eden bir dil kullanmıştır” tespiti de bu noktada önemlidir.

Netice olarak, bugün İslami bir dil kurabilme ve yeni bir söyleyiş biçimi geliştirebilme ihtiyacı her alanda –bu, konumuz olan tarih içinde geçerlidir- kendini göstermektedir. Bu nedenle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde düşüncesini kuran ve bu geçiş sırasında dil, kültür ve medeniyetle ilgili bütün kırılmalara şahit olan Bediüzzaman Said Nursî’nin dili bu noktada anahtar kabul edilebilir. Çünkü Risale-i Nurlarla hem Kur’anî ve Nebevi terminoloji konuşma diline aktarılacaktır, hem de “Türkçe, Osmanlı devletinin cihan hâkimiyetinden sonra ilk defa milli hudutları aşarak yeniden dünya dili olma şansını yakalamıştır.” (İslam Yaşar, Köprü, Bahar 2000, sayı 70)

Hâsılı, elimizde Risale-i Nur var; İslam ve Türk dünyası, Osmanlı coğrafyası Risale-i Nur’un anlaşılması ve yayılmasını beklemektedir.

Ödülün geçmişi

2006'daki ilk Sabancı araştırma ödülünün konusu, "Türkiye'nin Yeni Jeopolitik Ortamı: Politikalarda Sorunlar ve Yeni Açılım Fırsatları" olarak belirlenmişti. 43'ü Türkiye'den ve 47'si yurtdışından olmak üzere 90 katılımcı başvuruda bulunmuştu. Tüm makaleler, yedi kişilik bir bağımsız kurul tarafından değerlendirilmişti. Ödülü, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyelerinden Yardımcı Doçent Lerna K. Yanık, "Köprü, Kavşak ve 'Tampon Bölge' Kavramlarından Öteye: Türkiye'nin Gelecekteki Uluslararası Rolünü Tanımlamak" başlıklı çalışmasıyla kazandı. 2007'deki araştırma ödülünün konusu ise "Balkanlar ve Ortadoğu'da Osmanlı Mirasına Dair Algılama" olarak belirlenmişti. 19'u Türkiye'den, 23'ü yurtdışından toplam 42 kişinin katıldığı yarışmada, dokuz kişilik uluslararası jürinin değerlendirmesinin ardından ödülü, Columbia Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Doç. Dr. Christine Philliou, "Algılama Paradoksu: Osmanlı Geçmişini, 'Ulusal Bugün' Gözüyle Yorumlamak" adlı çalışmasıyla kazanmıştı. İkincilik ödülü ise, Koç Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Şuhnaz Yılmaz ve Wisconsin Üniversitesi'ndeki göreve başlayacak olan Yrd. Doç. Dr. İpek Yosmaoğlu'nun "Geçmişin Hayaletleriyle Savaşım: Balkanlar ve Ortadoğu'da Osmanlı Mirası İkilemi" başlıklı ortak çalışmasının oldu. Üçüncülük ödülünü de "Miras Anıtı'nın Yeniden İnşa Edilmesi: Balkanlar'da Osmanlı Kültürel Mirası'na Dair Yorum ve Tarihçilik Sorunları" başlığını taşıyan çalışmasıyla Sabancı Üniversitesi'nden doktora öğrencisi Avusturyalı Maximilian Hartmuth aldı.

2008 yılı ödülünün jürisi

Prof. Dr. Sabri Sayarı (Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Reşat Kasaba (Washington Üniversitesi, Henry M. Jackson School of International Studies Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu (Princeton Universitesi, Yakındoğu Araştırmaları Bölümü Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Şevket Pamuk (Boğaziçi Üniversitesi, Atatürk Enstitüsü ve Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi, London School of Economics-European Institute Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Fikret Adanır (Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Jacob Landau (Hebrew Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi, Kudüs), Dr. Caroline Finkel (Fahri Akademisyen, University of Edinburgh; University of Exeter) ve Prof. Dr. Jenny White (Boston Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi) yer aldı.


(Bu makale 5871 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Recep Bozdağ
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Evrilmek değil yücelmek
I.   Âlemde sürekli olarak mükemmele doğru gidiş vardır. Her şeyin yaratılışı, Bir tekâmül kanununa tâbi kılınmıştır. [1] Olgunlaşma ve yücelmeyle sonuçlanan bu gidişat, Yaratılmış olan her ne varsa onun cephesine damgalanmıştır. Evrenin küçültülmüş bir örneği olan insanda ise, Bu husus özellikle pek belirgindir.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 2 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 596
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6497499