Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow VS... arrow Yaşam denilen hikâye&
Yaşam denilen hikâye& Yazdir E-mail
Yazan Belgin Çakır   
Monday, 20 October 2008

Hastane…

Topu topu üç hece…

Doğum, yaşam, ölüm..

Topu topu üç kelime…

Ve hastane ile dışı arasındaki o sımsıkı bağ: hayat…

Bu anlatılanlar da sadece ondan bir parça…

 

**

Yenidoğan servisinde bir bebek. Üstünde üç gün önceden kalan mama lekeleri, adı belli değil, bu yüzden adsız bebek olarak anılıyor. Annesi psikiyatri kliniğinde olduğu için babasının da onu hastaneden almıyor. O ise her şeyden habersiz, Rabbine teslim, etrafına gülücükler saçıyor...

 

**

Adı: Yasin. Yaşı üç

Onkoloji servisi çocuk kliniğinde, tanısı ALL.

Onu diğerlerinden farklı kılan hiçbir şey yok aslında. Altı kişilik koğuşta hemşireyi görünce çığlık çığlığa bağırmasından başka…

Oysa o da çocuk. Oynamayı seven. Kalemi eline aldığında resimler çizen. Hatta hastaneden çıkınca arabasıyla parka gitme hayalleri kuran, yasak olmasına rağmen oyuncaklarla oynayan küçücük bir çocuk.

Hastalığından habersiz. İyileşmeyi bekliyor.

 

**

Adı: Şehnaz. Yaşı 11

Her insanın gözünde taşıdığı bir ışık vardır ya; onda yok. Daha öncesinde varmış. Tıpkı upuzun saçları gibi…

Ölmek için gün sayarken, her sabah yastığından topladığı saçlarına üzülüyor, saçlarını çok severmiş oysa.

İnsan onun gözlerinde ölümü hissediyor.

 

**

Adı: Murat. Yaşı 22

Psikiyatri servisinde tabiri yerindeyse eğer ona psikopat deniliyor. Mühendislik okuyor. Üstelik son sınıf öğrencisi… Onu buraya getiren ne, kimse bilmiyor.

“Allah” diyor “var değil mi?”

Sorusu cevapsız kalıyor…

 

**

Adı: Mehmet. Yaşı 27

Yüksek lisansını verdiği tarihte hastaneye kaldırılıyor. “Ben hasta değilim” diyor “Ben hasta değilim.” Kimse onu dinlemiyor. Hastalığı ne o bilmiyor.

 

**

Adı: Ayşe. Yaşı 50

“Bir hastalığın var mı teyze?” diye soruluyor.

Şükür diyor hiçbir hastalığım yok.

“Peki kullandığın bir ilaç?”

“Kolesterol ilacı alıyorum” diyor ve devam ediyor. “Şeker, tansiyon, kalp, romatizma ilaçları da alıyorum. Ara sıra da ağrı kesici bir de mide ilacı…”

“Teyze” diyor soruyu soran “bir hastalığın var mı?”

“Yok dedim ya…” diyor. “Çok şükür hiçbir hastalığım yok!”

 

**

Adı: Yasemin. Yaşı 10.

Yaseminler açarken o bir hastane odasına kapatılmış bir şekilde büyüyor. “İyileşince” diyor, zamanını bilmiyor. “İyileşirsem” diyor çıkabileceğim dışarı.

Onun diğerlerinden farkı hastalık ilk kez onda görülüyor, bir kez de öldü diye morga kaldırılıyor. Yaşadığı ise sonradan fark ediliyor.

 

**

Adı: Ahmet. Yaşı 65.

Kendini Yılmaz Güney sanıyor. “Ben çok ünlüyüm” diyor.

Sonra birden değişiyor. “Abla” diyor “Bana şeker verir misin?”

İnsan nasıl karşılık vereceğini bilemiyor…

 

**

Adı: Tuğçe

Yaşı: 22

O da diğerleriyle aynı. Sadece dünyanın durmadan döndüğüne tanıklık ediyor. Öyle ki başı da sürekli döndüğü için dengeyi sağlamakta güçlük çekiyor. Hastalığının nedenini bilmediği için tedavisi de gözükmüyor. Durup, dinlenip kendine geliyor. Zor olmasa da hastalığı diğerlerine benzemiyor.

 

**

Adı: hatırlanmayanlar arasında

Yaşı: 25

Trafik kazası geçiriyor sadece, hızla giden bir arabadan dışarı fırlıyor.

Yanındaki dostu öldü diye bırakıp oradan kaçıveriyor.

Dört senedir yaşam mücadelesi veriyor. Onu bu hale getiren kaza mı gerçekten, bilinmiyor.

 

**

Adı:

Yaşı: 19

Doğumhanede zor bir doğum gerçekleştiriyor. Acısı dinmeden daha, yarası dikilmeden doktorun elini tutuyor.

Lütfen diyor, bırakın beni bu gün evime gideyim. Diğer yavrum evde kimsesiz beni bekliyor.

 

**

Adı konulmamış henüz.

Yaşı: dakikalara sığıyor.

Dokuz aydır birlikte büyüdüğü kardeşinden ayrılma vakti geliyor. Daha doğmadan kardeşi melek olup gidiyor. O sanki her şeyi biliyor gibi ağlıyor.

O ağlarken babası da ona eşlik ediyor.

Gideninin acısını kalan dolduramıyor. Kalanın sevincine giden engel olamıyor.

Ve yaşam devam ediyor.

 

**

Adı Zehra… Kanserin son aşamasında, yemek yiyemiyor. Hastalığı yemesine engel oluyor, çünkü sindiremiyor.

O kadar paranın pulun içinden geldiği söyleniyor.

Tencere de pişirip kapağında yemek bile mutlu edermiş meğer insanı, insan yaşamadan anlayamıyor diyor.

Etrafındakiler ne söylediğini boş gözlerle söylediklerini anlamaya çalışıyor.

Bunu söyledikten kaç gün sonra öldü hatırlanmıyor.

 

**

Bu yazılanların hepsi yaşanmış bir hikâyeden geliyor.

Sadece fark etmek,

Biraz hissetmek,

Bolca şükretmek isteyenler varsa diye…


(Bu makale 4555 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Belgin Çakır
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Kitaptan ekrana: Edebiyat
Şüphesiz medeniyet yazıyla başlar. Zira toplumların asırlarca meydana getirdikleri birikimlerin toplamından ibaretse medeniyet, bu birikimin kuşaktan kuşağa aktarımını ve dahi birikimliliğini sağlayan da yazıdır. Bu bakımdan, yazıya beşerî faaliyetlerin ortak şuurundan süzülen bir arşiv deposu denebilir.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356547