Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow Anlamlı Yaklaşım arrow Siyah-Beyaz hayat
Siyah-Beyaz hayat Yazdir E-mail
Yazan Yavuz Topalcı   
Monday, 20 October 2008

Baba cennetin orta kapısıdır.

Hadis-i Şerif

Gecenin sessizliğinde, karanlık bir odada florasan lambanın önünde oturmuş ve zifiri karanlığa doğru bakıyordu. Önündeki fotoğrafa arada gözü kayıyor fakat fotoğraftaki adamla göz göze gelmek korkusuyla daima gözünü kaçırıyordu.

Erkek adamdı. Siyah takım elbisesi içine beyaz gömleğini giyer, yumurta topuklu ayakkabısının ökçelerine basarak gezerdi. Beşiktaşlıydı. “Erkek adam renkli takım tutmaz” diyordu. Gecenin o zifiri karanlığına dalmışken bir film şeridi geçmeye başladı gözünün önünden. Babasıyla geçen günleri adeta bir film gibi izliyordu. Babası sanki, siyah beyaz bir Türk filminin içinde rolünü çoktan bitirmiş, istirahata çekilmişti. Durdu ve düşündü. Böyle bir adama kim, “Baba!” diyebilirdi ki? Gecenin sessizliğinde dudaklarından dökülen, “Ben!” sesini duyabildi. Film şeridi son bulmuş ve film bitmişti.

Güneşin doğmasına az kalmış, mahallenin imamı ezan okumaya başlamıştı. Yatağına uzanmak için florasan lambayı kapattı. İşte tam o sırada gözüne yine o fotoğraf takıldı, siyah beyaz olan. Durdu ve bir süre bakıştılar fotoğraftaki adam ile… Siyah takımını ve beyaz gömleğini çıkarıp astı, uzanmak için daha rahat bir şeyler giyecekti. Dolaba yöneldi ve siyah beyaz, babasından kalma çizgili pijamaya eli uzandığında gözlerinden yaşlar dökülmeye çoktan başlamıştı. Bir yandan ağlıyor ve bir yandan da kendisine şu soruyu soruyordu, “Peki bana, peki bana kim evladım derdi ki?” Kendi sorduğu soruya kendisi verdi cevabını, “Babam.”

Fotoğrafı eline alırken gözyaşları fotoğrafın üzerine düşmeye başlamıştı. Fotoğrafın siyah beyazı da gözyaşlarının etkisi ile kaybolmuş, fotoğraftaki adam gözyaşlarından dolayı artık beyaz bir kâğıt olmuştu. Elinde sadece bir fotoğraf kâğıdı kalmıştı. Baba nedir, babalık nedir bilmezken, babasının hayatta kendisini yalnız bıraktığını düşünürken, hiç çalmayan kapı zilinin sesi ile irkildi. Kapı çalıyordu. Çalan kapının ardındaki kimdi? Koşup baktı, ama kapıda kimse yoktu.

Hızla yukarı çıkarak siyah takımını, beyaz gömleğini giydi. Yağmur yağıyordu. Mezarlığa ulaşana dek sırılsıklam olmuştu. Değerdi babası için. Mezarın başına vardı. Siyah beyaz mezar taşını gördü. “Babalık” dedi. “Babalık işte geldim. Hakkını helal et babalık. Geç de olsa hatamı anladım” diyerek, babasına dua etti. Sonra Haliç sırtlarına doğru yürüdü. Haliç’i izlemek istiyordu. Haliç sırtlarına geldiğinde yeni dinen yağmur arkasından gelen gökkuşağı kendisini güler yüzü ile selamlıyordu. Gökkuşağı ile o da gülüyordu. Bulutlar arasından da bir sima kendisine gülüyor gibi hissetti. Ve o sima: “Helal olsun evlat. Helal olsun” diyordu.


(Bu makale 5669 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Yavuz Topalcı
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Kitaptan ekrana: Edebiyat
Şüphesiz medeniyet yazıyla başlar. Zira toplumların asırlarca meydana getirdikleri birikimlerin toplamından ibaretse medeniyet, bu birikimin kuşaktan kuşağa aktarımını ve dahi birikimliliğini sağlayan da yazıdır. Bu bakımdan, yazıya beşerî faaliyetlerin ortak şuurundan süzülen bir arşiv deposu denebilir.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356586