| Cumhuriyet gençliği ve gençliğin cumhuriyeti |
|
|
| Yazan Mehtap Yıldırım | |
| Monday, 20 October 2008 | |
İlköğretim yıllarından itibaren cumhuriyet aşığı çocuklar olarak yetiştirildik. Cumhuriyet sayesinde özgürlüğümüzü kazandığımızı öğrendik. İçinde eğitim gördüğümüz okulları, üzerinde yürüdüğümüz yolları, evimizde kullandığımız elektriği ve sahip olduğumuz her
türlü konforu cumhuriyet sayesinde elde ettiğimizi kabul ettik. Cumhuriyet olmasaydı bu vatana sahip olamayacağımızı, bu özgürlüğü bulamayacağımızı, dinimizi, dilimiz ve hatta ismimizi bile cumhuriyete borçlu olduğumuzu yine ilkokul sıralarında kafamıza yerleştirdiler. O yüzden cumhuriyet, bizim için her şey demekti. İlköğretim çağındaki bir çocuk için cumhuriyet, en başta özgürlük, sonra güvenlik, huzur, mutluluk, çağdaşlık ve medeniyet demekti. Cumhuriyet çocukları çağdaş bilgi ve beceri ile donatılmış, geleceğe güvenle bakan, ülke geleceğinin güvencesi olan aydın insanlar olarak yetişeceklerdi. İnsanların istediği işi yapması, istediği mesleği seçmesi, istediği gibi inanması ve inandığı gibi yaşaması demekti. Kısacası, “Cumhuriyet fazilet” demekti. Onun için çocukların cumhuriyeti ideal ve mükemmel bir cumhuriyetti. Cumhuriyeti hep “Halkın kendi kendini yönetmesi” olarak hafızamıza kazımıştık. Ne kral, ne sultan, ne de bir başka kişi ve kişiler bizi yönetme hakkına sahip değildi. Zaten cumhuriyet kelimesi “cumhur” yani halk kökünden gelmekte ve hâkimiyetin halkta olduğunu ifade etmekteydi. Onun için de Türkiye Büyük Millet Meclisinin duvarına kocaman harflerle “HÂKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” yazmıştık. Yani millet ne derse, ne isterse, nasıl bir idare ve hayat tarzı isterse o şekilde yaşayacak demekti. Bundan güzel yönetim şekli mi olurdu? Eğitim seviyemiz yükseldikçe cumhuriyetin de çeşitli versiyonları olduğunu öğrendik. Kafamız karıştı. Mesela Çin Halk Cumhuriyeti adı altında, Çin’de komünist bir rejim hüküm sürüyordu. İran İslam Cumhuriyeti deyince, yönetime dini liderlerin ve dini hükümlerin hâkim olduğu bir rejim akla geliyordu. Irak, Küba, Libya gibi adı cumhuriyet olan ülkelerde ise, her seçimde bir tek aday çıkıyor, ezici bir çoğunlukla seçimi kazanıyor ve tek başına, diktatörlükle ülkelerini idare ediyorlardı. Bizim cumhuriyetimizin adı “Atatürk Cumhuriyeti” olarak geçiyordu. İleri Batı ülkelerinde ise, cumhuriyetin adı “Demokratik Cumhuriyet” olarak anılıyordu. Cumhuriyetimiz seksen beş yaşına girdi. Bugüne gelinceye kadar nasıl bir serencam yaşadığını gerek yakın tarihin sayfalarında okuyor, gerekse büyüklerimizden dinliyoruz. Zaten yirmi yıllık bir kesitini de kendimiz yaşayarak görmüş bulunuyoruz. Okuduğumuz, dinlediğimiz ve yaşadığımız cumhuriyet, bize çocukluğumuzda anlatılan ve hayallerimizi süsleyen cumhuriyete hiç benzemiyordu. Halkın kendi kendisi yönetmesi olarak bildiğimiz cumhuriyet, halkın istek ve ihtiyaçlarını hiç de dikkate almıyordu. Kendilerini cumhuriyetin bekçisi olarak kabul edip durumdan vazife çıkartanlar, halkın seçtiklerini silah zoruyla iktidardan uzaklaştırıyor, kendileri iktidara geçiyorlardı. Bunu yaparken de “Cumhuriyeti koruyoruz” diye gerekçe gösteriyorlardı. Yani cumhuriyeti cumhurdan korumak için darbeler ve ihtilaller yapılıyordu. Bu durumda biz gençlerin de kafası karışıyor, çocukluğumuzun hayallerindeki cumhuriyetle gençliğimizde yaşadığımız cumhuriyetin hiç de aynı şey olmadığını görüyorduk. Gençlik olarak ülke sorunlarına ilgi duyup siyasal ve sosyal hayatı yakından tanımak istedik, önümüze “yasak” duvarları çıktı. “Siz derslerinize çalışın, boş vakitlerinizde gezin eğlenin, gençliğinizi yaşayın, ülke sorunları size mi kaldı” diye azarlar işittik. Bir yandan “Cumhuriyet gençlere emanet” denildi, diğer taraftan gençlere siyaset yasağı uygulandı. Yine kafamız karıştı. Bize emanet edilen şeyi yakından tanımak ve işleyişine katkıda bulunmak istedik, yanlış uygulamaları sorgulamaya kalkıştık, buna da tahammül edilmedi. Kimimiz komünistlikle, kimimiz faşistlikle suçlandık. Sonra da bir birimize düşman edilerek çatışmalara sürüklendik. Her iki taraf da sözde cumhuriyeti korumak için mücadele ediyordu, ama kimse biz gençlere cumhuriyetin mânâ ve mahiyetini doğru olarak anlatmıyordu. Bu çatışmalar şiddetlenince, yine kurtarıcılar sahaya iniyor, her iki tarafa da darbeler vurarak cumhuriyeti kurtarıyorlardı. Cumhuriyet hakkında çok güzel sözler işittik. Bu sözler, çocukluğumuzdaki cumhuriyeti tarif ediyordu sanki. “Cumhuriyet, fazilettir” deniliyordu. Sonra vecizeler ezberliyorduk. “Cumhuriyet, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister”. Anayasamızın ikinci maddesinde yer alan, devletimizin yapısı ve cumhuriyetin nitelikleri ile ilgili maddeyi okuyor, ümidimiz artıyordu. “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir.” Ne güzel bir tanım diye seviniyoruz. Ama uygulamalara bakıyoruz, yine kafamız karışıyor. Zira her fikri seslendirmek, her düşünceyi açıklamak cumhuriyete aykırı kabul ediliyor. Bir tek görüş ve düşünce etrafında toplanmamız isteniyor. İrfan kelimesi, eğitimi, bilgiyi, beceriyi ifade ediyor. Bu kavramların hürriyet içinde gelişip güçleneceği belirtiliyordu, ama üniversite kapılarından geçmek için bazılarının takdir ettiği şablona uymak, kılık kıyafetini onların istediği şekle sokmak gerekiyordu. “Ben böyle giyinmek istiyorum, ben şu kıyafetimle okumak ve irfanımı artırmak istiyorum” demek bir işe yaramıyordu. Yani irfanlar baskı altına alınıyordu. Bu durumda vicdanların da hür olduğunu söylemek zaten mümkün olamazdı. Gençliğimizdeki cumhuriyet, çocukluğumuzdaki cumhuriyetle örtüşmüyordu. Hoş, zaten genç de olsak, yaşlı da olsak hep “cumhuriyet çocuğu” olarak anılıyorduk. Cumhuriyet çocuğu olarak övünmemiz isteniyordu. Yani yaşı kaç olursa olsun, halk daima cumhuriyetin çocuğu olarak kalacaktı. Çocuk olduğu için de halkın aklı her şeye ermezdi. Birileri halk adına düşünür, karar verir ve uygulardı. Ama benim yine kafam karışıyordu. Bu cumhur ne zaman büyüyecek de cumhuriyet yönetiminde söz sahibi olacaktı? Bu sorunun cevabını henüz kimse veremiyor. Bir çocukluğumda kafamda yer eden cumhuriyete bakıyorum, bir de gençliğimde yaşadığım cumhuriyete bakıyorum, “keşke hiç büyümeseydim” diyorum. Elimden gelseydi, cumhuriyet çocuğu olarak yaşamaktansa, çocukluğumun cumhuriyetinde yaşamayı tercih ederdim. (Bu makale 7254 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Kitaptan ekrana: Edebiyat |
| Şüphesiz medeniyet yazıyla başlar. Zira toplumların asırlarca meydana getirdikleri birikimlerin toplamından ibaretse medeniyet, bu birikimin kuşaktan kuşağa aktarımını ve dahi birikimliliğini sağlayan da yazıdır. Bu bakımdan, yazıya beşerî faaliyetlerin ortak şuurundan süzülen bir arşiv deposu denebilir. |
| Devamı >> |