Mayıs 2005 sayımızda “Tamam kabul, biraz Hıncal’a özendim” diyerekten, Hıncal Uluç teknikleriyle yazmıştım. Şimdi de dergimizin yazarlarından Murat Çetin gibi yazmaya çalışacağım. Eğer başarırsam sıra diğer yazarlarımıza gelecek.
"İnekler ot yer, biz süt sağarız.
İnekler süt sağsaydı, biz ot yerdik."
Böyle der büyük Uruguay düşünürü Wxshangah.
Oysa bir başka düşünür, diyelim Panamalı olsun, "Ne diyon sen ortağım?" diyebilir.
Zaten Panamalılar tek başına bir şey yapamaz. Hep bir ortak ararlar kendilerine.
Panama demişken, radyoda duydum, Panamalı bir hasta için pan arıyorlarmış. Bilmem ne gurubu bilmem ne. Zaten ne arar bende pan, olsa dükkân senin. Hem hiçbir zaman dükkânım olmadı.
Dükkân dedim de, eskiden dükkâncı amcalar vardı. Yahut bakkal amcalar. Ne iyi insanlardı. Onlar bize bisküvi, sakız neyim verirlerdi. Gerçi onlar da şimdiki kasiyer kızlar gibi bedava vermezdi. Ama olsun bazen deftere yazarlardı.
Ben bir tek bakkal amcaların veresiye defterlerini sevdim, bir de kenarı süslü harita metot defterlerimi.
Oysa bir arkadaşım, "Ne o oğlum, kız gibi süslemişsin defterinin kenarlarını" demişti.
Ne çabuk da unutmuştu, kendisi de süslemişti, bir kızı sevdiğinde kareli matematik defterini. Zaten birini sevince bir şeyleri süslerdik biz. Misal, defterlerimizi. Hayat işte böyle garip bir şeydi.
Hayat garip ve uzun inceydi. Belki hayat değil, yoldu uzun ince olan. Ama sonuçta taksiler de uzun ince yollarda gitmiyorlar mıydı, taksimetrelerini açıp. Hayat taksimetre açıp kapama kadar kısaydı. Ya da ince ve uzundu.
Oysa bizim oralarda inekler ot yer, süt verirlerdi.
Bense sütü sıcak ve şekerli severdim. Oysa inekler bunu bilmezdi.
Çünkü onlar inekti. (Bu makale 3815 kere okundu.)
Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. |