Genç Yaklaşım | Emsalsiz bir kardeşlik örneği |
|
|
| Yazan Administrator | |
| Monday, 24 November 2008 | |
|
Ayakları altına karpuz kabuğu koyan; rahatını, keyfini başkalarının zararında arayan insanların türediği günümüz toplumlarında bahsi tatlı gelen böyle bir toplumu hayal etmek bile mümkün değil. Peki, böylesine kenetleşmiş bir toplum mümkün müdür? Örneği görülmüş müdür? Elbette mümkün ve vakidir. Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.), “Mü’minler birbirlerini sevmek, birbirlerine şefkat etmek ve iyilik yapmakta tek vücut gibidirler. O vücudun herhangi bir uzvu hastalanırsa, diğer uzuvlar da hastalığın acısını duyar, ateşini hisseder, uykusuz kalırlar.”1 “Hiçbiriniz, kendisi için istediğini, din kardeşi için de arzu etmedikçe tam iman etmiş olmaz”2 gibi hadis-i şerifleriyle böyle bir toplumu hedefliyor ve bu maksadını yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda, hem de ideal mânâda, emsali görülmedik ve görülmeyecek bir tarzda gerçekleştiriyordu. İşte bunun ispatlarından birisi! Bir âyette Kur’an böylesine fedakâr ve feragat sahibi kahraman insanları anlatıyor: “Daha önce Medine'yi yurt edinmiş ve imanı kalblerinde yerleştirmiş olanlara gelince: Onlar, kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şeyden dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.”3 Bu İlâhî övgüye mazhar olan, Mekke’den Medineye hicret eden Muhacir denilen Müslümanlara destek elini uzatan yardımcılar anlamındaki Ensardı. Ensarın değeri Resûl-i Ekremin (a.s.m.) gözünde de bir başkaydı. “Hicret etme şerefi olmasaydı, ben de Ensardan biri olmak isterdim”4 buyuracak, Mekke fethedildiğinde bile vefa gereği Medine’de kalacak, asıl vatanına dönmeyi düşünmeyecek kadar. Allah Resûlünün (a.s.m.) Medine’ye varır varmaz ilk yaptığı işlerden biri evinden, barkından, yurdundan, kavim ve kabilesinden kopup Mekke’den Medine’ye hicret eden Muhacirlerle Ensarı kardeş yapmaktı. Hicretin beşinci ayında Enes bin Malik’in evinde Muhacirlerle Ensarı bir araya getirmiş, ikişer ikişer kardeş yapmıştı. Bunlardan 45’i Muhacir, 45’i Ensardandı. Bu kardeşlik, ne göçlerde, ne de başka şekillerde tarihte ikinci bir örneği görülmemiş tarzda gerçekleşmişti. Başlangıçta birbirlerine varis olacak kadar öylesine bir dayanışma ve yardımlaşma sergilenmişti ki aradan çağlar geçtiği halde hâlâ hayranlıkla karşılıyoruz. Bu kardeşlikten maksat Muhacirlere ayrılıklarını, garipliklerini hissettirmemek, keder ve üzüntülerini gidermek, onları Medine’ye ve oradaki Müslümanlara ısındırmak, kaynaşmayı sağlamaktı. Muhacirler Hicretle her türlü baskıdan kurtulmuş, özgürleşmiş; inançlarını, ibadetlerini rahatça yapabilecekleri, Mekkeli müşriklerin baskıcı, katı ve zulüm dolu tavırlarına karşı kendilerine kucak açan sıcak bir atmosferi bulmuşlardı. Onlar önceden öğrendikleri bilgileri aktararak Ensar kardeşlerine manen destek verirlerken onlar da samimiyet ve candanlığın, fedakarlık ve feragatin göz kamaştırıcı örneklerini sunuyorlardı. Yardımlaşma, dayanışma, diğergamlık, başkalarını düşünme, fedâkârlık, feragatta bir başkaydı onlar. Allah ve Resûlünün (a.s.m.) hoşnutluğunu kazanacak derecede zirvlere çıkmışlardı. Ensar harika bir misafirperverlik sergilemiş, herbiri Muhacir kardeşlerini misafir edebilmek, ağırlamak için yarışa girmiş, sonunda kur’a atmak zorunda kalmışlardı. Allah Resûlünü (a.s.m.) ise hiç paylaşamamışlar, Efendimiz de (a.s.m.), Abdulmuttalip’in dayıları Neccar Oğullarında kalacağını belirtmiş, kur’a sonucunda Ebu Eyyubi’l-Ensarî’nin evine gidebilmişti. Ensar Muhacir kardeşlerini hurmalıklarına ortak etmek, tarlalarını, bahçelerini aralarında paylaşmak istemişlerse de Allah Resûlü (a.s.m.) buna razı olmamış, onlar da, tımar ve sulamasını Muhacir kardeşlerine bırakıp, ekim dikimlerini kendilerinin üstleneceklerini, gelirlerini ise ortakalaşa paylaşacaklarını belirtmişlerdi. Allah Resûlü (a.s.m.) Bahreyn fethedildiğinde arazisini Ensar’a vermek istemiş, ama Ensar, Muhacir kardeşlerine de bir misli verilmedikçe kabul etmemişlerdi. Abdurrahman bin Avf Ensardan Sa’d bin Rebi’ ile kardeş yapılmıştı. Sa’d, Hz. Abdurrahman’a, Ensar’ın en zengini olduğunu söylüyor, malını ikiye bölüp yarısını ona vereceğini, hatta iki eşinden beğendiğini boşayıp iddeti bitince de evlendirebileceğini teklif ediyor, gönlü tok Hz. Abdurrahman da, “Hayır, Allah hanımını da, malını da sana mübarek ve hayırlı eylesin. Sen bana sabah olunca çarşının yolunu gösteriver” diyor, ertesi gün çarşıya gidip alış-veriş yapmaya başlıyor, zamanla bol miktarda para kazanıp Ensar’dan başka bir kadınla da evleniyordu. Resûl-i Ekremin (a.s.m.) duasına mazhar olan Abdurrahman bin Avf, o duanın bereketi hürmetine, “Hangi taşın altına elimi atsam altın veya gümüş bulurdum”5 diyecek, zamanla sayılı zenginler arasına girecekti. Bu dönemde Hz. Ebû Bekir’in elbise, Hz. Osman’ın da hurma ticareti yaptığını biliyoruz. Muhacirler bir taraftan Ensarın desteklerine memnuniyet ve teşekkürlerini bildirirlerken diğer taraf da onlara yük olmamak için çalışıp çabalıyor, kısa zamanda ticaret, v.s. ile elde ettikleri gelirlerle evlerini yapıp yerleşiyorlardı. Bir binanın kaynaşmış, kenetleşmiş, bütünleşmiş taşları gibi tek vücut hâline gelen bu seçkin toplum kısa zamanda birçok başarılara imza atacak, fetihlerden fetihlere koşacak, dönyanın dört bir yanına İslâmı yayacak; dünyayı barışa, huzura, mutluluğa kavuşturacaktı. Dipnotlar: 1. Buharî, Edeb: 37; Müslim, Birr: 66. 2. Buharî, İman: 13; Müslim, İman: 71; Neseî, İman: 33. 3. Haşir Suresi: 9. 4. Müslim, zekât: 139; Müsned, 2:315. 5. Buharî, Büyu’: 1; Tabakat, 3:126. (Bu makale 8787 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Duygularımızı zenginleştirelim |
| Bir zamanlar evren yok-tu. Sonra var oldu. Evren var olduğunda dünya yok-tu. Sonra dünya var oldu. Dünya var olduğunda insanlar yok-tu. Sonra insanlar var oldu. Varoluşumuzun mayası yok-luk ve yok-sulluk. Biz aslında yok-suluz. Bir zamanlar yoktuk. |
| Devamı >> |