| Mülkün sahibi |
|
|
| Yazan Meryem Tortuk | |
| Monday, 24 November 2008 | |
|
Yani bilmeler bile belli bir sınamayla öğreniliyor, insan kendi serüvenini yaşarken, aslında hakikatinin perdelerinden de geçiriliyordu. Neydi hakikati insanın? Beyni zonklatan, yüreği yakan bu soruyu her gün sordu kendine insan. Hatta öyle zamanları oldu ki, bir boşluğa asılı sandığı yüreği bir ışık olup kalbine doğru yol alırken ruhuyla karşılaştı. Kendisiyle, özüyle buluştu. Bu buluşmalarından insanlığın en gözde numunelerini meyve verdi. Yine de karanlık noktaları, aç ve doyumsuz, içinde her şeyi tüketen bir yanı vardı ki, oraya kurbanlar yetişemiyordu. O kapı açıldığında her şeyini elinden almakla yetinmiyor, en son olarak da bütün bedenini, varlığını tanımlayan her şeyini istiyordu. Bunu da yaşadı insan, bu acıyı, bu yok oluşu, bu kini, kanı ve irini de yaşadı. Kendine de, yeryüzüne de, toprağa, aya, yıldıza, kuşa, suya, kendinden haberli, habersiz her şeye de yaşattı. Yüreğiyle buluşanlar; yemyeşil ovalarda, masmavi bir gökyüzünün altında sakin, dingin, huzur ve sükûnet dolu sonsuz bir hayatı işaretlerken, içindeki karanlık dehlizleri işaretleyenlerle de işte bunları yaşadı insanlık. Ve bu ikinci tanımlamayla da ruhunu sonsuz bir karanlığa teslim etti. Bu her iki yöne açılan kapılardan geçirdi kendini. Her şeyi kucaklamak istiyordu zira. Her şeyi tatmak, her şeyi sahiplenmek, kendinde var kılmak istiyordu. Evet, vardı var olmasına her şey kendinde. Ama hep nakıs, hep sonlu, hep bitişli, varışı olmayan, tam “Buldum!” derken tıpkı bir serap görmüş gibi yok oluveren bir şeydi bu. İşte bu noktada, sahiplenme ve var olma, teslim etme ve var olma noktasında en sancılı dönüşümü yaşadı insan. Çünkü sahiplendiğinde sahiplendiği şeylerin elinden alınması acı veriyordu. Sahiplenmediğinde de hiçbir şeyi olmuyordu. Teslim etmeyi ise hiç beceremiyordu. Hem numuneleri taşıyor, hem de onların sahibi olamıyordu. Taşıdığı bu emaneti teslim edenlerin huzuruna ermek için yol aldığını bütün sınanmalarından sonra anlayanlar, yani sonsuz ışığı yakalayanlar oldu aralarında. Ama onlar çok azdı. Her şeyin ve kendinin de bir mülk olduğunu, bir sahibinin olduğunu, O’nun her şeyi kendisine emanet verdiğini, bu emaneti de O’nu tanımak için kendisine yüklediğini öğrenenler ve yaşayanlar... Zordu bu teslimatı yapmak. Çetindi, bilmeleri de bilmek gerekiyordu, hatta tüm bu bilmeleri tüm zerrelerine işlemek. Buydu işte insanın ateşten sınavı da. Hakikati de buydu, özü de, aslı da, mülkünü Malikine teslim etmek. Teslim olmak. En nihayetinde bütün mülkün sahibi olanla sonsuzluğa ermek... (Bu makale 6065 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Duygularımızı zenginleştirelim |
| Bir zamanlar evren yok-tu. Sonra var oldu. Evren var olduğunda dünya yok-tu. Sonra dünya var oldu. Dünya var olduğunda insanlar yok-tu. Sonra insanlar var oldu. Varoluşumuzun mayası yok-luk ve yok-sulluk. Biz aslında yok-suluz. Bir zamanlar yoktuk. |
| Devamı >> |