| Siyah, beyaz ve gri Mayıs |
|
|
| Yazan Mustafa Gökmen | |
| Tuesday, 01 May 2007 | |
|
Bu dalın hem dikeni vardır, hem de gülü. Bir taraftan 1 Mayıs 1977'de Taksim'de 34 kişinin ölümü insanı hüzne boğarken, diğer taraftan 5 Mayıs'ta Ankara Kızılay’da yapılan darbe provası göze çarpar. 6 Mayıs Hıdrellez günü insana sevinç ve neşe verir. 14 Mayıs siyasî tarihimizin seyri açısından millet hâkimiyetinin tescil günü olurken, 19 Mayıs Osmanlı'nın tarihe veda edip Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için atılan ilk adım olduğu gerçeği karşımıza çıkar. Resmî tarih derslerinde okutulan 19 Mayıs'ın gerçeklere uzak olduğuyla da aynı ölçüde karşılaşırız. 27 Mayıs millet iradesine indirilen hain, kanlı ve ağır bir darbeyi hatırlatırken, 29 Mayıs ise yeni umutları yeşertir, Arif Nihat Asya'nın, "Ne diye hâlâ oyunda, oynaştasın/ Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın" mısralarıyla gençliğe ileri hedefler gösterir. Sultan Fatih'in ordusunun başında İstanbul için sefere çıktığında 21 yaşında olduğunu düşünürsek, günümüz gençliğinin tarihten alacağı çok ders olduğu gerçeği ile yüz yüze geliriz. Şimdi 1 Mayıs'tan başlayarak bu ay içindeki önemli günlere bir göz atalım. İşçi Bayramında "Kanlı 1 Mayıs" 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. Bu yürüyüş daha sonraları kutlama haline dönüştü. 1889`da toplanan Uluslararası İşçi Kongresi'nde (İkinci Enternasyonal) 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Uluslararası İşçi Günü" olarak kutlanmasına karar verildi. Osmanlı'da ise ilk İşçi Bayramı 1911 yılında Selanik'te kutlandı. 1912 yılında İstanbul’da ilk defa 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti. 1923 yılında 1 Mayıs günü yasal olarak "Amele Bayramı" ilan edildi. Cumhuriyetle birlikte 1924`ten sonra İşçi bayramını kutlamak yasaklandı. 1935 yılında 1 Mayıs'a "Bahar ve Çiçek Bayramı" adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi. İşçi hareketlerinin yoğunlaştığı 1976’da uzun yıllar sonra ilk defa geniş katılımlı 1 Mayıs kutlaması Taksim'de gerçekleşti. 1977 yılında İstanbul Taksim Meydanı'ndaki 1 Mayıs toplantısında arbede çıktı. Kimliği meçhul silahlı güçler, göstericilerin üzerine ateş açtı. Göstericilerden 34'ü yaralanarak ve üstlerine ateş açılması sonucu çıkan izdihamda ezilerek öldü. 1977 tarihli 1 Mayıs, tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçti. Daha sonra 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı. Bu tarihten bu yana sendikalar 1 Mayıs'ı tekrar bayram olarak kutlamak için mücadele ediyor. 555K'dan şifreli darbe provası 555K, 1960 yılının meşhur parolasıydı. "5. ayın 5’inde, saat 5’te Kızılay'da" demek olan 555K, 5 Mayıs 1960 günü Ankara'da Kızılay Meydanı'nda Adnan Menderes iktidarına karşı düzenlenen büyük bir gösterinin kod adıdır. 27 Mayıs sürecinde hükümete karşı yapılan en etkili gösterinin sembolüydü. Bu parola ile darbeciler hükümete karşı gençliği büyük bir gösteri için organize etmişti. Her parola gibi onun da başarısı son ana kadar saklı kalmasına bağlıydı. 555K şifresi 27 Mayıs'ın hazırlayıcılarından biri olarak kaydedildi. Bu şifreyle anlatılmak istenen: beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay'da yapılacak gösteriydi. Demokratların isteği üzerine "göstericilere karşı polisin şiddet kullanması"nı ordu iktidara müdahale gerekçeleri arasına aldı. Bu gün ile ilgili anlatılanlara göre eylemin yapıldığı vakitte Kızılay Meydanından geçmekte olan Adnan Menderes arabasından inerek kalabalığa "Öldürün beni!" diye bağırmış ve göstericilerin arasına karışmış. Anlatılanlara göre göstericilerden birisi Menderes'in "ne istiyorsunuz?" sözüne karşı, "Hürriyet istiyoruz" demiş, Menderes ise, "Başbakanın yakasına yapışmışsın, bundan daha büyük özgürlük mü olur?" diye cevap vermiştir. Ortalığın karışması üzerine korumaları ve polisler tarafından Menderes apar topar olay yerinde bulunan bir gazetecinin arabasına bindirilerek kaçırılmıştır. Menderes'in yakasına yapışan gencin Deniz Baykal olduğu söylense de, kendisi bunu kabul etmemektedir. 27 Mayıs darbesinin ayak seslerinden biri kabul edilen bu olay dönemin iktidarına göre büyük bir taşkınlık örneğidir. Bu gösteride meşhur Plevne Marşı değiştirilerek şöyle söylenmiştir: “Olur mu böyle olur mu? Kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler Bu dünya size kalır mı?” Bazı kesimler bu olayı Türkiye'nin ilk sivil (!) itaatsizlik örneği olarak lanse etmişlerdir. Fakat 555K askerî bir kodlama olup, sivil itaatsizlikle bağdaşır bir tarafı yoktur. DP iktidarının sonunu getiren olaylardan birisi olarak tarihe geçmiştir. Cumhurbaşkanı Celal Bayar göstericilerin üzerine ateş açılmasını istemiş, ancak Menderes, olayların daha fazla büyümemesi için ateş açılması emrine uyulmamasını sağlamıştır. Halkın bahar bayramı: Hıdrellez Kur’ân-ı Kerimde İlyas peygamberin ismi zikredilmektedir. Kur'ân'da geçen ayetlerden Hz. İlyas'ın salih bir peygamber olduğunu anlıyoruz. Fakat onun hayatının nasıl geçtiği hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Hakkında bildiklerimiz rivayetlerden ibarettir. Bu rivayetlerden bir tanesine göre Hz. İlyas Mayıs ayının 6'sında Hz. Hızır ile bir su başında buluşmuş ve oturup sohbet etmiştir. Onların bu buluşmasını yaşatmak isteyen insanlar daha sonra bu şekilde 6 Mayıs'ta su başlarında buluşup kendilerince eğlenmişlerdir. Kur’ân-ı Kerimde Keyf Süresi'nde de Hz. Musa (as) ile ona yoldaşlık eden, yön veren bir kutlu kişiden söz edilir. Bu kişinin Hızır olduğu kabul edilir. Bu iki mübarek insan ismi daha sonra halk arasında "hıdır-ellez" şeklini almış ve böylece devam edegelmiştir. Anadolu’da da halk geleneklerinde yaşandığına inanılan çok sayıda Hızır efsanesi anlatılır. Hızır'ın insanların arasına karışarak mucizevî yardımlarda bulunduğuna inanılır. Bu inancın uzantı olarak dilimize bazı deyimler yerleşmiştir. "Kul sıkışmayınca, Hızır yetişmez", "Hızır gibi yetişti", "Hızır Eli değmiş gibi", "Hızır yardımcın olsun" gibi deyimler hâlâ kullanılmaktadır. Anadolu’da halk inançlarına baktığınızda karşımıza "Hızır" diye bir ulu kişi çıkar. Bu kişi, darda, zorda kalanın, yardım bekleyenin imdadına yetişir. Hızır halk arasında aksakallı, elinde bastonu, sevimli İhtiyar kılığında tasvir edilir. Anadolu’da Hızır’ın hep halk arasında dolaştığı, gezdiği yerlerde bolluk bereket olduğuna inanılır. Bu ulu kişiyi halk bazen bir Peygamber bazen ermiş bir evliya olarak görülmüştür. Hikâyelerde Hızır Aleyhisselam, Hızır Nebi gibi isimler almıştır. Millet iradesinin iktidara geldiği Beyaz İhtilal Cumhuriyet Halk Fırkası ve İsmet Paşa'lı yıllar devam ederken 1946 yılında Demokrat Parti ile çok partili döneme geçilir. 23 yıllık iktidar partisinden sonra başka bir parti ülke için çok yeni bir durumdu. 1946 yılında yapılan seçimlerde ilk kez CHP'den başka bir parti 62 sandalye ile mecliste yerini alıyordu. 46 ruhunu simgeleyen sözcükler ise : "Yeter... Söz milletindir" oldu. Demokrat Parti halkın deyimi ile Demirkırat... Demokrat Parti (DP) 14 Mayıs 1950'de gövde gösterisiyle girdiği seçimleri ezici çoğunlukla kazandı. Bu seçimlerde DP oyların yüzde 53.3'ünü, CHP ise yüzde 39.9'unu aldı. Bu dönemdeki Seçim Kanun'da yer alan çoğunluk sistemi yüzünden DP 408, CHP ise 69 milletvekili çıkardı! Millet Partisi yüzde 3.1 oyla bir sandalye kazanabildi. Meclis'e 9’da bağımsız milletvekili girdi. 27 yıldır işbaşında olan CHP'den iktidarın alınmasını DP'liler "Beyaz ihtilal" olarak nitelediler. Demirkırat 1950 seçimlerinde "Beyaz ihtilal" ile seçimi kazanmış ve CHP artık muhalefet partisi olmuştu. Celal Bayar cumhurbaşkanı olurken Adnan Menderes başbakan oldu. 14 Mayıs 1950 Türkiye'de iktidarın ilk defa seçimle el değiştirdiği tarihtir. Resmî tarih gerçekleri çarpıtıyor 19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Mustafa Kemal Paşa'nın beraberindeki heyetle birlikte Samsun'a geldiği tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanmaktadır. Osmanlı Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen şartlar içinde kurtuluş çareleri ararken Osmanlı'nın son padişahı Sultan Vahdettin de bir çıkış yolu arıyordu. Bu çıkış yolu kendisinin ve ailesinin (hanedanın) sonunu getirecek bir yol da olsa mutlaka bulunmalıydı. Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz'den Orta Anadolu'ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun'a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği'nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikâyetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Sultan Vahdettin daha önce kendisinin yaverliğini yapan Mustafa Kemal Paşa'yı çevresiyle yaptığı istişarelerin neticesinde bu iş için görevlendirdi. Mustafa Kemal Paşa Başkanlığındaki heyette şu isimlerde yer alıyordu:"Albay Refet Bele, Kurmay Başkanı Albay Kazım Dirik, Kurmay Başkan Yardımcısı Yarbay Ayıcı Arif, Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede, Sağlık Başkanı ve yardımcısı Albay İbrahim Tali Öngören, Dr. Refik Saydam, Binbaşı Kemal Doğan, Emir Subayı Teğmen Hayati Başyaver, Cevat Abbas Gürer, Yüzbaşı Mümtaz, Kaptan İsmail Hakkı, Emir Subayları Yüzbaşı Ali Şevket, Teğmen Muzaffer, Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa, İaşe Subayı Yüzbaşı Abdullah, Şifreci kâtipler Faik ve Memduh ve Şifre Yardımcısı Üsteğmen Hikmet Gerçekçi." Devlet adına bölgede sükûneti sağlamak üzere görevlendirilen bu heyetin asıl görevi vatanı işgal ve istiladan kurtarmaktı. Mustafa Kemal Paşa'ya bölgedeki askeri birlikleri denetleme görevi verilmişti. Heyet 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra "Bandırma" adındaki vapurla Galata rıhtımından resmi görevle ayrıldı. Heyetin bu yolculuğu Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcı oldu. Ders kitaplarında anlatıldığı gibi Mustafa Kemal Paşa kendi inisiyatifiyle vatanı kurtarmak için Samsun'a hareket etmemiş, devlet adına görevli olarak, kendisine tahsis edilen vapurla ve devletin imkânlarıyla, beraberindeki heyetle Samsun'a çıkmıştır. (Dr. Fethi Tevetoğlu, Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar, Yakın Tarih Ansiklopedisi, s.15-21) Millet iktidarının silah zoruyla devrildiği tarih: 27 Mayıs Demokrat Parti, (DP) iktidara gelince devletin toplum üzerindeki baskısı yavaş yavaş azalmaya başladı. Partinin hürriyetçi politikaları geniş toplum kesimlerinin özellikle de dini hayatında hissedilir ölçüde bir rahatlama getirdi. Ezan aslına uygun okunmaya başlandı. Bir taraftan bu ülkenin kalkınması için seferberlik başlatıldı. Yollar, köprüler, barajlar, elektrik, su, okullar... milletin ayağına götürüldü. Türkiye'nin her tarafı şantiye haline döndü. Diğer yandan DP, toplumun sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak icraatları ile de milletin gönlünde taht kurmuştu. Said Nursi, DP'yi bu hürriyetçi tutumundun dolayı destekledi. Hatta CHP'nin iktidara gelmemesi için "Demokrat Partiyi, Kur'an, vatan ve İslamiyet namına muhafazaya çalışıyorum" diyordu. Ayrıca DP'nin yanlış icraatlarını da yapıcı ikazlarla eleştiriyor, demokratik bir partinin taşıması gereken özelliklere dikkat çekiyordu. Türkiye bu dönemde hür dünyanın önde gelen ülkesi Amerika'ya yaklaştı. Kore Savaşı'na katıldı. NATO'ya üye oldu. Bağdat Paktı gibi önemli bir girişime öncülük etti. Kıbrıs'ta Garantör Devlet hakkını elde ettik. Avrupa Topluluğu'na üyelik için ilk başvuru yapıldı. Amerikan yardımlarıyla özellikle tarımsal üretimde büyük verimlilik gerçekleştirildi. 10 yıllık iktidar boyunca CHP ve DP arasında soğuk rüzgârlar esti. DP; 1957'den sonraki döneminde, iç bünyedeki çatışmaların önünü alamamış, bu çatışma ortamı 1960 darbesine kadar devam etmiştir. Nur Talebeleri, Bediüzzaman'ın vefatından sonra aynı ilkelere sahip çıkarak, DP'nin devamı niteliğindeki AP ve DYP'yi desteklemişlerdir. 1950'li yıllarda Said Nursi'nin DP için yaptığı ikazların birçoğu, günümüzün partileri için de hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. Bugün 27 Mayıs. Yani kanlı ihtilalin yıldönümü. 27 Mayıs darbesi ile özdeşleşen Menderes'in idam sehpasında sallanan görüntüsü 27 Mayıslarda demokratların gözüne bir kıymık gibi batar. 27 Mayıslarda bu acı tekrar tazelenir. On yıl süre ile bu ülkeye gecesini gündüzüne katıp, hizmet eden bir Başbakan'ın sonunun böyle kanlı bir darbe ile neticelenmesi demokrasi hafızamızın en hazin ve elem verici yönüdür. 27 Mayıs demokrasi tarihimizde silinmesi imkânsız kara bir leke olarak yer alan vahim bir tablodur. Kâinatın Efendisi'nin müjdelediği kutlu bir fetih Yıldönümünü bu ay içinde kutladığımız İstanbul'un fethi pek çok tarihçinin ortak görüşüyle, dünya tarihindeki en büyük hadiselerden birisidir. Fetih hem İslam dünyası için, hem de Osmanlı için yeni bir başlangıçtır. Bin yıllık Doğu Roma (Bizans) tarihten silinirken, Osmanlı Devleti de bu fetihle birlikte İmparatorluk sahnesine çıkmıştır. Bu fetih medeniyet ve insanlık tarihleri bakımından da müstesna devirlerin bir başlangıcı mahiyetindedir. 29 Mayıs 1453'te Sultan Fatih'in kutlu ordusu tarafından gerçekleştirilen bu büyük fetih, dünya tarihinin akışını değiştirmiştir. Milletimiz açısından çağ açıp-çağ kapama gibi büyük bir şereften de öte Peygamber Efendimiz'in (a.s.m) övgüsüne mazhar olan yüce ve kutlu bir fetihtir İstanbul'un fethi. Peygamberimiz, mealen, "İstanbul bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir, onu fetheden komutan ne güzel komutandır" övgüsüne mazhar olmuş bir neslin torunları olarak ne kadar şükretsek azdır. Bu Allah'ın bizlere bahşettiği büyük bir lütuftur. Nimetler şükürle ziyadeleştiği gibi, şükürsüzlükle de ortadan kalkar. Bu bakımdan gençliğimize tarih bilinci ile birlikte şükür bilincini de kazandırmalıyız. (Bu makale 8542 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki |
|---|
| En güzel eğitim doğruluktur |
| Ayşe Tokmak ile söyleşi *Siz genci nasıl tanımlarsınız? Genç, temiz çocukluk fıtratının devamında, kemale başlangıç zamanlarıdır. Eğitimle, çocuk fıtratı bozulmadan, temiz bir şekilde kontrol edilirse gençliğe adım attığında, istediğiniz kemaldeki, güzellikteki gençliği yakalamak daha kolay olur. |
| Devamı >> |