Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow KAPAK arrow Carpe diem!*
Carpe diem!* Yazdir E-mail
Yazan Yasemin Güleçyüz   
Monday, 22 December 2008

Akıp gidiveren zamanı en güzel şekilde değerlendirmek tüm insanların en büyük problemi oldu.

İnsanlık tarihi boyunca Varlık âleminin Sultanı tarafından gönderilen Peygamberler “an” ı yaşama formülünü hep İlâhî emirler çerçevesinde sundular. Emr-i İlahiye tabi olanların yaptıkları her fiil ibadet hükmüne

geçerek ebedileşecek, insan bu şekilde hem dünya hem de ahirette, ölüm ötesi hayatta mutlu olacaktı. Zira ölüm bir son değildi, hayat ölümden sonra da farklı şekillerde (kabir hayatı, ahiret hayatı)  sürecekti. Yapılan her iyilik ve kötülüğün karşılığı hesap Gününde verilecekti. İnsanın vazifesi, bu gerçekle hayatını anlamlandırmaktı.

İnsanlık tarihi boyunca yaşamın kısacık dünya hayatından ibaret olduğunu düşünenler için de hayat bir an önce en iyi şekilde tüketilmesi gereken bir kavramdı. Mademki, her şey ölümle sona eriyordu, o halde anlamı yoktu! O yüzden akıp giden zamanda “An”ı doyasıya, olabildiğince lezzet ve haz alarak, hızlı yaşamak gerekirdi! Zira her an ecel cellâdı gelebilirdi!

Bu nedenle adeta  “yangından mal kaçırırcasına” hazzın ve hızın tutsağı olarak yaşadılar. Tarih kitapları, müzeler, antik kalıntılar bu gerçeğin sayısız delilleriyle dolu.   

Günümüzde de bu gerçeğin sayısız örneklerini çevremizde müşahede ediyor, nefis muhasebesi yaptığımız anlarda da kimi zaman kendimizi “suçüstü” yakalayabiliyoruz!

(Romalılar “An”ı yaşamak kavramına bu adı vermişlerdi.)

 

Global köyde “an”lık gelişmeler

Teknolojinin gelişmesi dünyamızı artık küçük bir köy haline getirdi.  Medeniyetin harikaları, “an”ında her şeyden haberdar ediyor yerküre insanlarını.

Bugün hayatın anlamını imanla keşfedip, “an”ı yaşama esrarını çözen ve teknolojiyi İlayı Kelimetullah için kullanan gençler, iman hakikatlerini dünyanın dört bir yanına internet siteleriyle, bloglarla, uydu konferans ya da haberleşme ile neşretmekte, “hayatın kalitesini yükseltmek”te! Çeşitli radyo-TV kanalları, dergiler, gazeteler, kitaplar, CD’lerle büyük bir gayretle neşredilmekte.  İlâhî emirler çerçevesinde teknolojiyi insanlığın faydası için kullanabilene ne mutlu!

Sefih medeniyet de aynı vasıtaları gençleri yoldan çıkartmak için kullanmakta, yaşamı dünya hayatından ibaret gören bir zihniyeti yaygınlaştırmakta. “’An’ı yaşa,  gününü gün et!”  anlayışıyla modası, sineması, müziği, tiyatrosu, dansı, klibi, reklâmı, TV dizisi, dergisi, gazetesi ile gençliğin zihinleri darmadağın edilip, yaratılış maksatlarını tefekkürden uzaklaştırmakta. 

Bediüzzaman Hazretlerinin “Beşerin nefs-i emaresi” diye adlandırdığı, egoları şişirmekten ibaret olan modern yaşam “cazibedar bir fitne” olarak insanları, özellikle de gençleri tefekkürden uzaklaştıracak her türlü donanımı adeta “Zehirli bal” gibi  “yalancı cennet” misali göz boyama ve aldatma unsuru olarak kullanmakta.  Sanki dünyada ebedi kalacakmış gibi! Sanki ölüm yokmuş gibi!

 

Bahar ve hazan mevsimi

Beri yanda gençliğin ruh hali de aldatılmaya müsait. Hayatlarının coşkulu baharında, ömrün hazan mevsimini aklına hayaline bile getirmeyen gençler, güçlü bir benlik duygusu, şehevi arzuları galeyana getiren eğlence ortamlarıyla kolayca aldanmakta, kimliğini oluşturmakta problemler yaşamakta.

Sefih medeniyetin toplum hayatına boca ettiği “Hayatın her türlü lezzetini sınırsız yaşa!” felsefesi, nefis muhasebesi ve tefekkür gayretlerine darbe vurmakta, akıl adeta iptal edilmekte!

Böyle bir ortamda hayat yolculuğunda kılavuz rehberlik yapan gönül sultanlarının vazifesi ne kadar da önemli!

Bediüzzaman Hazretlerinin “Gençlik Rehberi” isimli eserinde “Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmemiş bazı gençlerle bir muhaveredir” şeklinde düştüğü kayıt ne kadar da ibretli ve düşündürücü!

Gençlik Rehberi’nde ölüm hakikatini hatırlatır Bediüzzaman Hazretleri.  Evet, hastalıklar, ölümler, musibetler zahiren çirkin görünse de insanın acz ve fakirliği ile sonsuz şefkatli olan Rabbine sığınmasını hatırlatan vesilelerdir. Aslında her şey geçicidir.  Ölüm, gençlik, musibetler, aşklar, türlü çeşit sevgiler, güzellikler… Sahip olduğumuzu sandığımız her şey parmaklarımızın arasından kayıp gider. İman nazarıyla “an”ı değerlendirememişsek geride derin üzüntü ve elem tortularını bırakır.

 

Yolcu gibi yaşamak

O yüzden Varlık Âleminin Sahibine olanca acizlik ve fakirliğimizle sığınıp, Onun rahmet hazinelerinden yardım istemekten başka çare yoktur bu çetin yolculukta.

Hani ayetteki “Her şey helak olup gidicidir, Ona bakan yüzü müstesna… Hüküm ve hükümranlık Onundur; siz de Ona döndürüleceksiniz.“  (Kasas Suresi, 88.) hakikati her dem hatırda olmalıdır.

Evet, hayat bir yolculuktur, Ona, Rabbimize varmakla neticelenen…  

Yolcu olduğumuzu unutmaksızın kendi kimliğimizi ve muhatap olduğumuz varlık âlemini anlamlandırmamız gerekir. Zaten Peygamberimiz (asm) de genç bir Sahabe olan Abdullah İbni Ömer’e “Dünyada bir yolcuymuş gibi yaşa!” dememiş midir?


*Romalılar "ân"ı yaşamak kavramına bu adı vermişlerdir.


(Bu makale 4261 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Yasemin Güleçyüz
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Gençlik tutulmaz elle, geçirme boş emelle
Gençlik… Ne büyük bir nimet… Ama en büyük nimet onu vereni bilmek. O’nun yani Allah’ın adıyla başlamak ve yaşamak, sadece gençlik nimetinin değil, her hayrın, her nimetin başı: Bismillah… Hz. Âdem, “Benim zürriyetim (neslim) besmeleyi okuduğu sürece azaptan kurtulur” buyurmuştur.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 2 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 595
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6489801