Yazı Tahtası
Sistem sorgusu (II) | Sistem sorgusu (II) |
|
|
| Yazan Faruk Saim Akhan | |
| Monday, 22 December 2008 | |
|
Kemalizm (Atatürkçülük), seksen yılık rejimin -ilk dönemindeki yapısı itibariyle- merkezinde fakat oldukça derin’lerinde bir mevzi edinmiştir. Zira her zaman güncelliğini korumasına rağmen tartışılamaz konumunu muhafazası yer ettiği derinliklerin kamuoyu üzerindeki etkisi görmek açısından önemlidir. Ayrıca Kemalizm’in resmi ideoloji olarak rejimin her aşamasında nüans noktalarını elinde tutmasını sağlayan ‘atanmış’ kadrolar, atanmışlığın verdiği rahatlıkla keyfi kararlarını ‘resmi ideoloji yararına’ maskesiyle servis edebilmişlerdir. Statükonun varlığını devam ettirebilmesi için ‘sadık bekçilere’ ve kavram karışıklığına maruz kalmış kitlelere ihtiyacı olduğu gibi, aynı zamanda bir değişmeze –sabite- de ihtiyacı vardır. Müesses nizam bu ihtiyacını Kemalizm’i ideolojiler üstü bir kavram konumunda sabitleyerek gidermiştir. Kemalizm, zamanla öylesine kullanılan bir kavram olmuştur ki müesses nizamın sürebilmesi için hayati bir kavram niteliği kazanmıştır. Çünkü sistemin ihtiva ettiği her türlü gayri hukuki müesseseler ve girişimler, başarısız olduklarında Kemalizm’in arkasına sığınmış; başarılı olduklarında ise yine Kemalizm’i başardıkları ‘şey’in devamını sağlamak adına kamuoyunu oyalamak adına manipüle etmişlerdir. Kemalizm, gelinen son noktada müesses nizam için atmosfer nevinden bir önem arz etmektedir. Müesses nizamın işlevlerini yerine getirebilmesini sağlayan statüko, her ihtiyacını Kemalizm’in sağladığı rant kapılarını yahut ayrıcalıklı pozisyonlarını kullanarak karşılamaktadır. Yani denilebilir ki statüko balık ise Kemalizm onun denizidir. Kemalizm’i statükonun elinden aldığınızda eli kolu bağlanacak ve hiçbir işlevinin yerine getiremeyecektir. Şüphesiz ki müesses nizam içinde statükoyu temsil eden bürokratik oligarşi mensubu atanmışlar, bu gerçeğin farkındalar. Bunun içindir ki yaptıkları, hukuki ya da gayri hukuki olsun, illa ki Kemalizm’le ilişkilendirilecektir. Siz balığa her ne kadar denizin pis olduğunu anlatırsanız anlatın o, pis de olsa denizde ölmeyi tercih edecektir. Gelelim başlıktaki soruya. Anlaşılmıştır ki soru biraz yanıltıcı hazırlanmış. Dediğimiz gibi Kemalizm, artık kullanılış şekliyle müesses nizamın bir yerinde konum alacak durumda değildir. Kavram karışıklığından faydalanılarak din-ideoloji arası konumlandırılan Kemalizm, maalesef bir gölet olamayacak durumdayken sistemin öğretisiyle her sorunun cevabını barındıran bir okyanus gibi sunulmuştur. Her toplumsal sorunun çözümünde bürokratik oligarşi mensuplarınca başvurulan bir kaynak olarak lanse edilmiştir. Oysa yapılan, olsa olsa keyfi uygulamalara -halk tarafından ne olduğu hala tam olarak bilinmediğinden- kılıf olarak kullanılmasıdır. Günümüze geldiğimizde ise Kemalizm’i tartışamamamızın nedeni bir kesimin Kemalizm’in tasfiyesini talep ederken, diğer tarafın tasfiye gibi bir fikri aklına sığdıramamasıdır. Malumdur ki, hiçbir balığa yaşadığı denizin kurutulmasına ikna edemezsiniz. Dolayısıyla ilk aşamada Kemalist-Laik kesimle yapılacak tartışmalarda Kemalizm’in tasfiyesi değil ancak tartışabilirliği tartışılabilecektir. Bunun bir kazanım olduğu unutulmamalıdır. Bu noktada yakın zamanda ‘bu adam’ kelimesini kullanmasıyla bize bu kapıyı aralayan Sayın. Atilla Yayla’ya teşekkür etmek istiyorum. Yakın dönemdeki Liberallerin Kemalizm’i tartışmaya başlamalarının öyküsüne bir göz atarsanız miladın gerçekten de Yayla’nın konuşması ve arkasından gelen mahkeme olduğunu göreceksiniz. Artık Kemalizm’i tartışabildiğimize göre taleplerimizden en önemlisi yani Kemalizm’in tasfiyesini ortaya koyabiliriz. Fakat yukarıda söylediğim gibi bürokratik oligarşi var olduğu sürece bir tasfiye süreci ve buna paralel bir demokratikleşme süreci yaşanması oldukça zordur. Zira köşe başları oligarşi tarafından tutulmuştur ve demokrasi sürecine çelme takmak üzere beklemekteler. Tabii ellerinde demokrasiyi darp etmek için tuttukları kesici ve delici aletleri saymıyorum. Bu süreci yaşamak için önce yolu güvenli hale getirmek gerekmektedir. Bunun tek yolu Kemalizm’in tasfiyesidir ve bu tasfiyenin ön şartı da statükonun icraatlarına itiraz etmektir. Statükonun tasfiyesi de Kemalizm’in tasfiyesiyle eş zamanlı olmalıdır. Aksi halde ya biri birini muhafaza edecek, ya da biri diğerinin yerine diğerinin yeni bir versiyonunu ortaya koyacaktır. Kemalizm’in tartışabildiği bir ortamda demokrasi taleplerinin işlevini yerine getirebilmesinin ön şartı Kemalizm’in yerini iyi tespit etmektir. Bu olmadığı takdirde eleştiri ve talepler yanlış mecralarda seslendirilecek, hedefine ulaşamayacaktır. D. Demokratikleşme süreci ve Kemalizm’in tasfiyesi Bir ülkenin demokratikleşmesi, o ülkede siyasetçilerin hesap verebilirliği ve halkın hesap sorabilirliği ile paralel bir süreçtir. Yani halk ne kadar hesap sorabiliyorsa demokrasi o kadar gelişmiştir diyebiliriz. Dolayısıyla, mevcut demokrasimizde hesap sorma hakkımız ortalama 3,5 senede bir kez oy pusulasına EVET mührünü basmaktan ibaret olduğundan demokratikleşme sürecimizin pek sağlıklı ya da olması gereken aşamada olduğunu söyleyemeyiz. Demokratikleşmenin önündeki en büyük engel statükodur. Türkiye Cumhuriyetinde statükonun kökleri Kemalist kurucu kadroya dayanmaktadır. Tek parti diktasında bürokratik oligarşinin yönetim üzerindeki etkisi Kemalizm’in statükoyu aşıp devlet yönetiminin her kademesine nüfuz etmesini sağlamıştır. Devletin tüm karar verme mekanizmalarına nüfuz eden Kemalizm, demokratikleşme sürecinde, rejimin muhtelif yerlerindeki nüans noktalarında demokratik anlayışın bulunması gereken noktaları işgal ettiğinden sürecin belli dönemlerde tıkanması söz konusu olmuştur. Gerek bürokratik oligarşinin yönetimi altında, Cumhuriyet, Laiklik gibi kavramların içlerinin doldurulup halka sunulması; gerekse Kemalizm’in tabu(ya da put)laştırılması demokrasi mücadelesini bürokratik keyfiyetle yasa(k)-dışı kılabilmiştir. Yani biri çıkıp ifade özgürlüğüne güvenerek Kemalizm’i eleştirmeye kalksa karşısında Demokratik bir kurum değil, bizzat kendisini Kemalizm’in savunucusu ilan eden bir kurumu bulacaktır. Hatta tarafsız olması gereken bu kurum onu yargılama (cezalandırma) hakkına sahip olacaktır. Esasen ifade hakkını koruması gereken kurumlarımız demokratik hassasiyetlerin yerine Kemalist ideolojiyi odak kabul ettiklerinden Demokrasi adına değil Kemalizm adına karar vereceklerdir. Ve Kemalizm’i eleştiren kişi Cumhuriyet ve Laiklik düşmanı ilan edilebilecektir. Kemalizm’in eleştirilemez kılınışı demokrasimizi sürekli ağır aksak bir gelişim sürecinde tutmuştur. Her radikal-demokratik öneri önce Kemalizm duvarına toslamış, öneri sahipleri vatan haini muamelesi görebilmişlerdir. Yaşanan bu süreçlere gerekli demokratik tepkinin gösterilmesi, henüz Kemalizm’in varlığını tartışamaya yeni yeni başlamışken tasfiyesinin tartışılmasının önündeki en önemli psikolojik eşiktir. 1950’ler ve sonrasındaki katı devletçilikten sapma Kemalist tepkiye neden olmuş, dindarlara verilen tavizlere(!) de tahammül edemeyen malum kesim, Atatürk heykellerini tahrip ederek-ettirerek- Atatürk’ü koruma kanununun çıkması sağlamışlar ve tartışılamaz oluşunun temellerini atmışlardır. Bu tip Kemalist reaksiyonlara demokrasi adına girişilmeyen her hak iade çabasında rastlamak mümkündür. Son dönem başörtüsü meselesinde atanmışların göstermiş olduğu direnç mezkûr örnekle paralellik arz eder. Kıyafet özgürlüğü sağlanması durumunda laikliğin tehlikeye gireceği, dahası İran rejimini ithal etmenin ilk adımı olacağı izlenimi verilmektedir. Oysa asıl neden Kemalizm’in katı yasaklama anlayışıyla halkın tüm kesimleri üzerinde kurduğu baskı mekanizmasından taviz verilmesi durumunda varlığının, hatta tasfiyesinin tartışılabilecek olmasıdır. Sonuçta halkın bir tercihi sonucu muktedir olmayan bu ideoloji, halkın desteğinden mahrum olduğundan tartışılabilir olduğunda devletin kademelerinde tutunamayacaktır. Yeter ki tartışılabilir olsun. Kemalist odakların darbeler, muhtıralar ve bildirilerle yapmaya çalıştığı şey bunun olmasına engel olmaktır. Sonuç olarak demokratikleşme sürecinin sağlıklı ve kesintisiz yürümesi isteniyorsa, öncelikle bunun önündeki en büyük engel olan Kemalizm’in varlığı ve tasfiyesinin tartışılması gerekmektedir. Demokrasinin bir gereği olan bu tartışma, Türkiye’nin demokrasi sürecin miladı olabilecektir. (Bu makale 4564 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Gençlik tutulmaz elle, geçirme boş emelle |
| Gençlik… Ne büyük bir nimet… Ama en büyük nimet onu vereni bilmek. O’nun yani Allah’ın adıyla başlamak ve yaşamak, sadece gençlik nimetinin değil, her hayrın, her nimetin başı: Bismillah… Hz. Âdem, “Benim zürriyetim (neslim) besmeleyi okuduğu sürece azaptan kurtulur” buyurmuştur. |
| Devamı >> |