Sosyal Yaklaşım
Mali kriz İlahî ikazdır | Mali kriz İlahî ikazdır |
|
|
| Yazan Mehtap Yıldırım | |
| Tuesday, 20 January 2009 | |
|
Bu sözü sakın benim söylediğimi zannetmeyin. Zira, Türkiye’de böyle bir söz söylemenin bedeli, en az iki yıl bir gün hapis cezasıdır. Üstelik gericilik, cahillik, yobazlık gibi yaftalar da cabasıdır. Geçmişte “Deprem ilahî ikazdır” diyenlerin
başına gelenleri yakından biliyorum. 17 Ağustos’un artçı sarsıntıları bizim evde de hissedilmişti. Çünkü Mehmet Kutlular gibi, babam da ilahî ikaz’ın hesabını DGM’lerde vermek zorunda kalmıştı. Ama birilerinin de “Kral çıplak” demesi gerekiyordu. Mehmet Kutlular ve Yeni Asya gazetesi yazarları bedel ödemek pahasına bu gerçeği ifade ettiler.Şimdi dünya bir başka gerçekle karşı karşıya bulunuyor. Adına “Küresel Malî Kriz” denilen bir afet, piyasaları 7,6 şiddetinde bir deprem gibi sarsıyor. Temelinde faiz çamuru bulunan ve haksızlık, adaletsizlik, çıkarcılık zeminlerine inşa edilen para mabedleri bir bir yıkılıyor. Aklı gözüne inen ve her şeyi maddede arayanların büyük bir panik içinde olduğunu görülüyor. Dünya liderleri bir araya geliyor, bu afete çare aramaya çalışıyorlar. Batmakta olan bankaları ve şirketleri kurtarmak için milyarlarca dolar destek paketleri hazırlıyorlar. Ama bu reçetelerin de pek işe yaramadığı görülüyor. Çünkü yanlış teşhisle doğru tedavi uygulamak mümkün olmuyor. En sonunda faizleri düşürmek ve hatta sıfırlamak gibi bir tedaviye yöneldikleri görülüyor ki, doğru yöntem de bu olması gerekiyor. Çünkü faizi yasaklayan İlahi emir dinlenmediği için, bu malî afet bir ilahi ikaz olarak ekonomilerin temellerini sarsıyor ve malî aktörleri “ titre ve kendine gel” diye ikaz ediyor. Hıristiyan dünyasının ruhanî lideri olan Papa 16. Benediktus, bu gerçeği gördüğü için, “Bu malî kriz bir ilahî ikazdır” diyebiliyor. Hem de Hz İsa’nın ve İncil’in ifadeleri ile bu görüşünü destekliyor, insanları maneviyata davet ediyor. Hz. İsa, insanları dine davet ederken, Allah’ın sözünü dinleyenlerin evlerini sağlam kayalar üzerine inşa etmiş olacaklarını, ilahî emirleri dinlemeyen ve isyan edenlerin de evlerini kumlar üzerine yapmış olacaklarını söylüyor. Kumlar üzerine kurulan evlerin en ufak bir sarsıntıda yıkılıp gideceğini, kayalar üzerine yapılanların ise, şiddetli sarsıntılara karşı dayanabileceklerini ifade ediyor. İşte Papa 16. Benediktus da bu sözleri hatırlatarak, “Hayatlarını sadece başarı, kariyer ve para gibi gözle görülür ve hissedilebilir şeyler üzerine bina edenler, evlerini kum üzerine kurmuşlardır. Gerçekmiş gibi görünen bu şeyler, eninde sonunda geçip gidecektir” diyor. Papa, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Gerçeğin yegâne temeli, bizim gerçeklik anlayışımızı değiştirebilecek yegâne şey Tanrı’nın sözüdür. Gerçekçi olan, Tanrı sözünün gerçekliğini tanıyan kişidir.” Papa dua etsin ki, Türkiye’de yaşamıyor. Eğer bu sözleri burada sarf etmiş olsaydı, çoktan aforoz edilir, hapislere tıkılırdı. Bizim Diyanet İşleri Başkanlığı’nın depreme ilahi ikaz diyenlere “Bunlar saçma sapan sözlerdir” diyerek karşı çıktığını hatırlıyorum da, iki kurum arasındaki ifade özgürlüğünün ne kadar farklı olduğunu fark ediyorum. Küresel malî krizin manevi boyutuna bakacak olursak, Papa’nın sözlerini tasdik etmemek mümkün değildir. Kapitalist sistemin temelleri, tamamen maddi menfaat, tüketim ve israf üzerine kurulmuştur. Bu sistemde merhamet, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma gibi duygulara yer yoktur. “Sen çalış ben yiyeyim” ve “Ben tok olduktan sonra başkaları açlıktan ölse bana ne” gibi anlayışlar geçerlidir. Onun için zenginler fakirlere yardım etmek yerine, onlara faiz karşılığı borç vererek paralarına para katarken, fakirler de iyice fakirleşemeye devam ederler. Zenginlerin mutluğunu artıran bu saadet zinciri, mazlumun ahını daha fazla taşıyamıyor ve bir yerde kopuyor. İşte o zaman kapitalist sistemin temelleri sarsılmaya ve para imparatorlukları yıkılmaya başlıyor. Bugün yaşanan malî kriz de, böyle bir sarsıntının sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Modern iktisat teorisine göre, insan ihtiyaçları sınırsız, dünyadaki kaynaklar ise sınırlıdır. Kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçları karşılama faaliyetlerine “ekonomi” deniliyor. Halbuki, insan hayatı sınırsız değil ki, ihtiyaçları sınırsız olsun. Cenab-ı Hak dünyayı yaratırken, yaratacağı insan sayısını ve onların ömür sürelerini de biliyordu. Onun için bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar nimeti de yeryüzüne indirmiştir. Bir insan daha doğmadan rızkı dünyaya gönderilmiştir. Ama bazı insanlarda gaflet ve tembellik, bazılarında da hırs ve tamah galip geldiğinden, herkes hak ettiği kadar nimete kavuşamıyor. Bir de Cenab-ı Hakk’ın hikmetli işleri gereği, bazı insanlara daha fazla mal veriliyor ki, fakirlerin hakkı da onlara emanet ediliyor. Zekât ve sadaka yoluyla fakirlere bu haklarını teslim etmeleri isteniyor. Ama İlahi emri yerine getirmeyenler, “Bu malı kendi aklım ve gayretimle kazandım” diyerek fakirlerin hakkını gasp ediyorlar. İşte bu yüzden de zaman zaman insanlık çeşitli afetlerle ikaz ediliyor. Aslında bu ikazlar da insanlar için birer nimettir. Musibetlerden ibret alarak insan hatalarını düzeltebilir. Gafletten başını kaldırıp, hidayete erişebilir. Acı çekirdeklerin inkişafında tatlı meyveler ortaya çıkabilir. Nitekim bugün yaşanan mali krizden çıkış yolu olarak, faizlerin düşürülmesi ve hatta sıfırlanması yoluna gidiliyor. Faiz üzerine kurulan sistemin ne kadar sakıncalı olduğu fark ediliyor. Belki bu ikaz sayesinde faizsiz bir sistem kurulur ve fakirler daha faza ezilmekten kurtulur. Dileriz ki, bu kriz de böyle hayırlı bir netice versin. Bazılarını “krizi fırsata çevirebiliriz” diye fırsattan istifade etmeye çalışmaları, böyle bir istikamete kanalize olursa, gerçekten bu kriz de fırsata dönüştürülmüş olur. Atalarımız “Bir musibet bin nasihatten iyidir” demişler. İnsanlık da bu musibetten böyle bir nasihat dersi çıkarırsa, gelecekte daha güzel günlere kavuşmak için bir fırsattan istifade etmiş olur. (Bu makale 4741 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| İnsan okur; lakin ne okur? |
| “Okuma” işini iyi beceren bir toplumuz. Türkü okuruz, mesaj okuruz, dudak okuruz, niyet okuruz, meydan okuruz, nihayetinde adamın canına okuruz. Bu tür okumalar bizi o kadar meşgûl eder ki, kitap okumaya fırsat bulamayız. “Şimdi oku, mezarda okuyamazsın” |
| Devamı >> |