Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow KAPAK arrow İnsandan kâinata: Kalem kalem okuma...
İnsandan kâinata: Kalem kalem okuma... Yazdir E-mail
Yazan Saadet Bayri Fidan   
Tuesday, 20 January 2009

"Yaratan Rabb’inin adıyla oku. İnsanı bir kan pıhtısından yaratmıştır O. Oku... Senin Rabb’in sonsuz derecede cömerttir. Öğrettiğini kalemle öğretmiştir O. İnsana bilmediğini öğretmiştir O." (Alak, 1-5)

Böyle başlar ilk hitap.

Peygambere gelen ilk söz, ilk vahiydir: Oku…

Ve “Oku” hitabıyla bitmez emir, “Ne okuyayım?” demeden, “O seni bir kan pıhtısından yarattı” hitabının gereği olarak, “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve camid (cansız yaratılanlar) hükmünde insan olmak ihtimali var.”1 denir. Ve okuma yazma bilenlerin elle gösterildiği kadar az olan bir topluluğa gelen bu ilk âyet, mânidardır. Hiç okuma bilmeyen bir peygambere verilen ilk emir, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir mesajdır.

Sahi, neden kendini okumalıydı insan? Zira kendini bilen, Rabb’ini bilirdi. Ve kendini bilen, değerini de anlardı. Öyle ya, “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu”ydu? (Zümer, 8)

Evet, insan kâinat ağacının en son ve cemiyetli meyvesi. Göklerin ve yerin kaldırmaktan çekindiği yükün tek emanetçisi… Kâinat ağacının en cami, en nazik, en nazenin, en nazdar ve en niyazdar bir meyvesi…

Şu mevcudat içinde bir ustabaşı. Kâinatın en mühim yaratığı, zeminin sultanı… Yaratıcının isimlerinin fihristesi… Kâinattaki âlemlerin ölçüsü… Şu kâinatın haritası, özü, küçük bir misali...

Kâinat onun için yaratılmış, tüm yaratılan ona hizmet için var edilmişken, bunu fark edip haberdar olması ve Hz. Ali’nin deyimiyle, “Sen, kendini ufak bir nesne sanırsın, hâlbuki sende koca bir cihan dürülmüştür” türünden bir hakikati yaşaması gereken bir halife… O hâlde, “Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen/Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen (Şeyh Gâlib)” beytinin de ihtar ettiği, “yaratılmışların gözbebeği olma” özelliğinden dolayı, insan kendini nasıl başıboş, gereksiz ve kıymetsiz olarak görme gafletine düşebilir?

Buna karşılık unutmamalı, insanın kâinat içinde en ihtiyaç sahibi olduğunu. Hadsiz fakr ve acz sahibi olduğunu… Sonsuz istek ve arzuları ve sonsuz düşmanları olan bir hayat sahibi… Ne muamma!.. Kabiliyetçe en zengin iken, dünyevî lezzet açısından en çok acı çeken olmak… Öyle ya; kolay mı sonsuz kudrete tam anlamıyla ayna olmak? İnsan da âcizliği ve zayıflığıyla, fakirliği ve ihtiyacıyla yaratıcının kudret ve kuvvetine, gına ve rahmetine ayna değil mi? İnsan âcizliğini ve fakirliğini ne kadar hissederse, o kadar yüksek makamlara ulaşmaz mı? İhtiyaçlarını fark ettikçe, sonsuz zengin ve servet sahibi olan Allah’a iltica etmek ne büyük şeref ve mutluluk!..

Bunun içindir ki, insanın kendini bilmesi, Rabb’ini bilmesiydi. Dolayısıyla da marifetullahın (Allah’ı bilmenin) ilk adımıydı bu âyet. Nitekim kendini tanıması ve okuması istendikten sonra, kesildi bir müddet âyetler. Zira ardından gelen ikinci âyet manidar: “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına and olsun…(Kalem, 1)”

Kaleme ve yazıya yemin ederek, bunların önemine bir kez daha işaret eder yaratıcı. Çünkü Allah’ın birliğini anlatacak olan en kuvvetli vasıtalardan biriydi, kalem. Ve insan-ı kâmil olma yolunda, en güzel araçtı. Bu yüzden kalem kutsaldır İslamiyet’te. Öyle ki hattatlar küçülen kalemi, yazdıklarının kudsiyetine binaen ayak altına atmaz, gömerlerdi. Hatta açılan kalemin yongaları da atılmaz, gömülürdü. Bazen bir hattat ölünce, sağlığında yonttuğu kalemlerin yongaları vasiyeti gereği, gasl (yıkama) suyunu ısıtırdı.

İşte bu kadar önemliydi kalem, kâğıt ve yazıcı.

Müfessirler, Nun'u, şekli dolayısıyla hokka olarak tefsir etmişlerdir. Hokkadan maksat da içindeki mürekkeptir. Kalem ile mürekkep dünyada bilginin yayılmasını temsil etmekte.

Öyle ki; karanlık bir dönemi, bir kılıç edasıyla yırtacak ve bir avuç Müslüman’ı, âleme muallim edecekti kalem.

Hazret-i Peygamber (asm), ilmin yazıyla bağlanmasını öğütler, divitin hayrını işaret eder, ucunu uzun kesmeyi öğütleyecek kadar da kalemin inceliklerine vakıftır. “Cenâb-ı Hak evvelâ kalemi ve benim ruhumu yarattı” şeklinde buyurması da bu bağlam da daha bir anlam kazanmıştır.

Evet, cahil diye anılan bu topluluğa ayetler geldikten sonra, her şey değişmiş. Büyük bir okuma yazma ve ilim öğrenme seferberliği başlatılmıştır. O kadar ki, “Allah beni sizlere bir muallim olarak gönderdi” demişti peygamber ashabına. Medine’ye hicret eder etmez, “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” idealiyle, ilk iş olarak bir mescit inşa ettirmiş ve o mescidin bir bölümünü eğitim-öğretim yeri olarak ayırtmıştır. Talebeleri ise ashab-ı suffe…

Bedir savaşında müşriklerden ele geçirilen esirlerden bazıları belli bir fidye karşılığında salıverilirken, içlerinden okuma-yazma bilenler, 10 Müslümana okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmışlardı. Şair Rilke’nin deyimiyle, “Meleklerin bile hayran kaldığı” bir okuma-yazma seferberliğiydi bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kur’ân’ı en güzel o okumuştu.

İşte bu dönemde insanoğlu tam anlamıyla, kendini tanıma ve okuma yolunda ilk emri aldıktan sonra, fark ve keşfettikleri karşısında hayran kalmış ve nazarını büyük bir insan olan kâinata çevirmiştir.

Tefekkürî bir nazarla incelemekti bu. Başıboş, abes ve mana-i ismi gibisinden değildi bu inceleme. Zira yaratılmış olan her şey, bir kitaptı. Ve sayfa sayfa okunması, kelime kelime üzerinde durulması gerekiyordu. Buna göre, yaratıcı zerreden seyyarata kadar küçük büyük her şeyi kitabında nazara sunmuştu. Ve bunlara şâhit olma zamanıydı. Peki, ne vardı bu şâhitlikte?

Bu şâhitlikte kâinat büyük bir kitap, Kur’an da onun tefsiridir. Sözgelimi, insan sadece bir çiçeğe bakarken, “Bu çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir”2 düşünceleriyle dolup taşmaya başlamıştır. Evet, nasıl ki mühürlenmiş bir mektupta bulunan mühür, o mektubun sahibini gösterir, o hâlde, görünen çiçekler de Rabbanî bir mühürdür. Bin bir çeşit nakışlarıyla ve mânâlı bir şekilde yazılan satır hükmündeki bitkilerle bütün tepeler, ağaçlar ve hatta bahar mevsimi bile yaratıcının mektubudur.

Mektubunu okuması için gönderdiği kişi ise insandır. Deneyin bakalım, kalp kulağıyla bütün yaratılmışı dinlemeyi. Tümünün bir ağızdan: “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şahadet ederim” dediğini işitmemek mümkün mü?

Her gün ve her an olan değişimleri gördükçe ve kendini tanıdıkça marifetullahta yol alan insan anlar ki: “Madem mahiyetim böyledir; beni yapan ancak o zât olabilir ki: Dünya ve âhiret birer menzil, arz ve sema birer sahife, ezel ve ebed dün ve yarın hükmünde olarak tasarruf eden bir zât olabilir. Öyle ise benim mabudum, melcem ve halaskârım o olabilir ki; arz ve semaya hükmeder, dünya ve ukba dizginlerine mâliktir.”3

Dahası, “Ve hangi kanunla bedenimdeki hücreler, zerreler tazeleniyor; tamir ve tahlil ediliyorsa, aynı kanunla benim bahçem her sene yenilenir ve her mevsimde çok defalar tazelenir. Aynı kanunla zemin yüzü her bahar mevsiminde yenilenir ve taze bir peçe çekilir üzerine”4 diyerek, okumadan kastın ne demek olduğunu bir kez daha fark eder.

Bu farkı fark edip tefekkürî nazarla yaşamak duasıyla.

Kaynaklar:

1-Bediüzzaman Said Nursi, Sözler

2-a.g.e., 33. Söz

3-Bediüzzaman Said Nursi, 24. Mektup, s.281

4-Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s.135


(Bu makale 4298 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Saadet Bayri Fidan
Yazar hakkında:

Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşürken, ağaçlar henüz çiçeğe yeni yeni durmuşken, güller en güzel kokusunu yaymışken tüm şehre… Ben dünyaya “merhaba” demişim. İlk, orta ve lise eğitimimi Gaziantep’te tamamlayıp Bursa’nın yolunu tutmuşuz. “Başka şehirde yaşanır mı ki?” demeden, bambaşka bir kıyıya demir atmışız.

Devamı >>
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

İnsan okur; lakin ne okur?
“Okuma” işini iyi beceren bir toplumuz. Türkü okuruz, mesaj okuruz, dudak okuruz, niyet okuruz, meydan okuruz, nihayetinde adamın canına okuruz. Bu tür okumalar bizi o kadar meşgûl eder ki, kitap okumaya fırsat bulamayız. “Şimdi oku, mezarda okuyamazsın”
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356580