| Medya ve bilgi kirliliği |
|
|
| Yazan Mustafa Gökmen | |
| Friday, 20 February 2009 | |
Propaganda ve "bilgi kirliliği" moda tabiriyle "dezenformasyon" insanlık tarihi kadar eskidir. Devletlerarası çıkar çatışmalarında gizli servisler, istihbarat örgütleri özellikle savaş ve kargaşa ortamlarında bu taktiği kullanırlar.
Normal zamanlarda da ülke içinde gruplar arası çıkar çatışmalarında bu taktikler medya (internet, gazete, televizyon, radyo) üzerinden kullanılır. Medya da zaman zaman bu taktiği bilerek ya da bilmeyerek kullanır ya da kullanılmasına aracılık eder. Belirli merkezler kamuoyunu yanlış yönlendirmek istiyorsa ilk önce ortaya bir konuyu atar ve bu konu etrafında bir tartışma çıkarır. Çıkan bu tartışma ile ilgili de yeni bir takım gerçek dışı ve abartılmış bilgi kırıntıları ortaya atılır. Böylece bir kısır döngü hali meydana getirilir. Tartışılan konu başlangıçta hedeflenen yere doğru çekilmeye çalışılır. Bu durumda karşı fikirler ve gerçek dışı uydurma birtakım bilgilerle gerçeğin kendisi ört bas edilmeye çalışılır. İşte propagandanın tabiatında var olan "gerçeğin bir kısmını açıklarken bir kısmını görmezden gelme ya da yok sayma" ilkesi bilgi kirliliğinin ana unsurudur. Dikkatli medya takipçilerinin gözünden kaçmayan bu gerçek yazılı ve sözel-görsel basında, çok defa sergilenir. Üzülerek ifade edelim ki Türkiye'de bir kısım medya, sürekli bilgi kirliliği yaymakta kararlı gözüküyor. Belirli bir konu etrafında dönen ve merkez medyanın zaman zaman abarttığı bazı konulara bu gözle bakmakta yarar var. Mesela "mahalle baskısı" kavramı. Bu kavramla merkez medya tarafından bazı kişi/kişiler, kurum/kuruluşlar, kamuoyu nazarında itham edildi. “Kirli bilgileri” ortaya atanlar bu yolla hedeflerine ulaşmaya çalıştı. En insani duyguların bile rafa kaldırıldığı bu durumlarda devlet aygıtı da çoğu zaman seyirci kalıyor. Kişilerin en mahrem konuları ve özel hayatını kamuoyu ile paylaşırken “basın özgürlüğü” gerekçesiyle sessiz kalıp, milletin değerlerine karşı yapılan yayınlarda da aynı duyarsızlığı sergileyen merciler, koruma altına alınan özel alanlarla ilgili bir yayın olduğu zaman hemen harekete geçebiliyor. Böylece milletin bilgi sahibi olması gereken konulara "devlet sırrı" kılıfı geçiriliyor. Bu bilgileri açığa vurmaya yeltenen ya da kendisine verilen bilgilerle yetinmeyen medya kuruluşları hemen takibe alınıp hizaya getiriliyor. Türkiye’de bunun en çarpıcı örneği Nokta Dergisi’dir. Bu dergi ne yapmıştı? Dergi seçilmiş iktidara karşı hazırlanan ancak uygulanmayan "Ayışığı" ve "Sarıkız" darbe planlarını deşifre etmişti. Dergi bunun gibi ciddi bir konuda kamuoyunu bilgilendirdiği için kapanmak zorunda kaldı. Bir başka örnek ise Taraf Gazetesi. Gazete, Aktütün Baskını ile ilgili yayınları sebebiyle takibata uğradı. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü (Adnan Demir) ise söz konusu yayınlar sebebiyle 5 yıla kadar hapis talebiyle mahkemeye verildi... Yani "bilgi kirliliği" ve "dezenformasyon" yapanlara ses çıkarılmazken gerçeği bulmaya ve ortaya çıkarmaya teşebbüs edenlere anında en ağırından müdahale ediliyor. Hepimizin sıklıkla şahit olduğu gibi dezenformasyonun yani diğer bir tabiriyle “bilgi kirliliği”nin en çok yaşadığı alan internet medyasıdır. Burada yazılan çizilenlere inanmadan önce mutlaka bir başka güvenilir kaynaktan doğrulatma yoluna gitmeliyiz. Aksi takdirde “bilgi kirliliği”nin tuzağına düşeriz. Diğer medya mecralarını izlerken de dikkatli ve sorgulayıcı davranmakta büyük fayda var. Mesela gazeteler ait oldukları grubun duruşuna göre “doğruları” “yanlış”, “yanlışları” da “doğru” gösterebiliyor. Uzun süredir Türkiye gündemini meşgul eden "Ergenekon", haberlerinde de buna şahit oluyoruz. Bir kesim bu operasyonun sulandırılıp erozyona uğraması için, diğer bir kesimde devam ettirilmesi için çaba gösteriyor. Bu girdaptan çıkmanın tek ve makul yolu daha fazla demokrasiden geçiyor. Medya organları statükodan yana değil, demokrasiden yana tavır almalı. Medya, demokrasiden yana tavır alırken, hukukun temel prensiplerinden olan ve “basın meslek ilkeleri” arasında da yerini bulan “hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmayan herkes masumdur” ilkesi göz önünde bulundurmalı. Haberler, “haber konusu olan kişiler düşmanımız bile olsa” bu çerçevede verilmeli. Ergenekon haberlerinde bu ilkenin değişik medya grupları tarafından ihlal edildiğine yani bir “bilgi kirliliği” ortamının meydana getirildiğine şahit oluyoruz. Bazı insanlar, yargı önüne çıkarılmadan "yargısız infaz" yapılıyor. Tıpkı 28 Şubat sürecinde dindar kitleye karşı yürütülen psikolojik sindirme hareketinde olduğu gibi… Susurluk olayında olduğu gibi… Olay, gerçek olmayan, abartılmış bir takım bilgilerle gerçek mecrasından çıkarılıp farklı yönlere sürüklenmek isteniyor. Gerçeğin sağlıklı bir şekilde aydınlanabilmesi için kirli bilgilerin temizlenmesi gerekiyor. Ergenekon davası ile ilgili Kanada’daki Tuncay Güney'in ortaya attığı iddiaların içinde doğru bilgiler olsa bile “ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış?” bilmiyoruz. Güney'in iddiaları üzerinden yapılan haberlere başka kaynaklarca doğrulanmadığı müddetçe şüpheyle bakmak durumundayız. Ergenekon’un kilit ismi ya da Kara Kutusu denilen bu kişinin iddiaları üzerine kurulan hükümler biraz işi sulandırmaya yönelik sanki. Bu davanın sağlıklı bir zeminde hukuk içerisinde neticelenmesi için kamuoyu doğru ve sağlıklı bilgilendirilmeli. Yani “temiz bilgi”ye ihtiyaç var. Bunun için de “bilgi kirliği”nin ortadan kalkması şart. Bu da şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim olmadan olmaz. Çalışanların işlerini aksatmasına neden olan bilgi kirliliğinin meydana getirdiği maliyeti belirlemek için araştırmalar yapılmış. Çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmış. Araştırmalar, dünyada bilgi kirliliğinin meydana getirdiği iş verimliliği kaybının yılda 650 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Dünyanın 160 ülkesinde bilgi teknolojileri sahasında yatırımları bulunan Xerox, son yıllarda giderek artan bilgi kirliliği konusuna dikkat çekmek üzere bir ilginç bir araştırmaya imza attı. Yapılan araştırma sonucuna göre, gelişen teknoloji ile birlikte bilgi kirliliği her geçen gün daha da artıyor. Bu artış, firmalar ve insanlar arasındaki etkileşimi azalttığı gibi aynı zamanda iş verimliliğini de düşürüyor. Doğrudan posta, e-posta ve basılı dokümanlarla gelen bilgilerin yol açtığı karmaşayı çözmek için kişi ve kurumları tedbir almak zorunda kalıyor. Eskiden insanlar bilgiye ulaşmak için çaba gösterirken şimdi fazla ve gereksiz görülen bilgilerden kurtulmanın çarelerini arıyor. Aynı araştırmada yer alan bilgilere göre 2007 yılında elektronik ortamda 281 exabyte (1 Exabyte veri=1 Milyar GB veri) büyüklüğünde bilgi üretildi ve 2011 yılına kadar bu büyüklüğün yüzde 640 oranında artması bekleniyor. 2007 yılında tüm dünyada 15.2 trilyon kağıt sayfa basıldı ve bu sayının önümüzdeki 10 yılda yüzde 30 oranında artması bekleniyor. Amerika'da kişi ve kuruluşların bilgi kirliliğinden en az etkilenerek, daha verimli çalışabilmeleri için IORG (Information Overload Research Group) adı verilen bir araştırma grubu kuruldu. Kâr gütmeyen bir STK olan IORG araştırma grubu (www.iorgforum.org) güncel ve sağlıklı bilgiye ulaşmayı kolaylaştıracak teknolojilerin geliştirilmesine ön ayak oluyor. Şimdi medyadan başlayıp bilgi teknolojilerine kadar uzanan bilgi kirliliği konusunda artık daha çok şey biliyoruz. O halde kendi kendimize şu soruyu soralım, "Bugün bana gelen bilgilerin ne kadarı 'kirli' ne kadarı 'temiz'?" Temiz bir toplum olmanın yolu her şeyden önce temiz bilgiden geçiyor. İnsanlar bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olamazlar. Kirli bilgilerle donanan insanların temiz ve iyi fikirlere sahip olacaklarını düşünmek saflık olur. Bu noktadan hareketle okuduğumuz gazeteye, dergiye, seyrettiğimiz televizyona, dinlediğimiz radyoya, tıkladığımız internet sayfalarına eleştirel gözle bakabilmeliyiz. Eğer buralardaki bilgileri mutlak doğru kabul edersek fikir altyapımızı sağlam ve sağlıklı inşa etmemiş oluruz. Mutlak doğru bilgiler ancak Kur'an ve Hadis gibi kutsal metinlerde bulunurBunların dışındaki bilgilere eleştirel gözle bakmak bize sağlıklı fikir sahibi olmak yolunda güç katacaktır. (Bu makale 4713 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Tüketirken üretmek! |
| Var edilmekle tüketmeye de başladık. Her şeyden önce zamandan, ömrümüzden… Ölene dek sürecek bir tüketişti bu. |
| Devamı >> |