Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa arrow Psikolojik Yaklaşım arrow Ne oldu da sizin can parenizi tanıyamaz oldunuz?
Ne oldu da sizin can parenizi tanıyamaz oldunuz? Yazdir E-mail
Yazan Psikolog Dilanur   
Friday, 20 February 2009

Merhaba,

Kuşaklar arası çatışma diye bir kavram var. Biz gençleri zor durumda bırakıyor. Büyükler bizi anlamıyorlar... Hep önümüzde engel oluyorlar. İster istemez biz de bağımsız olabilmek için olmadık işler yapıyor, onlara karşı çıkıyoruz.

Gençler bu gibi durumlarda neler yapabilir? Bu davranışlar normal midir? Nasıl çözüm bulunur bunlara?

Rumuz: kızgın

 

*

 

Merhabalar,

Kuşaklar arası çatışma, her zaman sıklıkla önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Hemen aklıma anne ve babalarla ilgili daha önce hazırladığım bir yazım geldi. Bu sayımızda onu paylaşmak istedim. Sorunun nedenlerini baştan aldığımızda hem anne ve babalara sizin yaşadıklarınızı anlatsın, hem de siz anne ve baba olduğunuzda sağlıklı ve topluma faydalı evlatlar yetiştirmeye vesile olsun inşallah. Sevgilerimle…

 

*

Ne oldu da sizin can parenizi tanıyamaz oldunuz?

 

Sanki o, birkaç yıl önce sizin karnınızı tekmeleyen, sizi emebilmek için ağlayan sızlayan çocuk gitmiş, yerine bambaşka birisi gelmiş!.. Ne olmuş da bu yeni delikanlı, bu kadar öfke ile evde dolaşmaya başlamıştır?

Ya da siz babalar!..

İlk kucağınıza aldığınızda gözlerinizin dolduğu o günler ne kadar da uzakta kalmış, değil mi?

Artık ergenlik dönemi gelip çatmıştır. O çetin günleri yaşayan bu genç, artık her hareketiyle bir panik hâli oluşturabilmektedir. Bu döneme girdi gireli, kendi kendisiyle bile sürekli ters düşebilen birisidir o!.. Bazen kendi benliğini ve varlığını ispatlamaya çalışmakta, bazen de tamamen kabuğuna çekilerek gözlerden uzak bir köşeye sinmekte!.. Artık âiledeki huzursuzluğun belli başlı sebeplerinden biri olarak o görülmektedir.

Peki biz anne-babalar, bu bunalım çağındaki gençlerimize, gözbebeği yavrularımıza nasıl yaklaşmalıyız? Bize karşı isyan bayrağı kaldıran bu körpe fidana ne demeliyiz? O, elimizden bir sabun gibi kayıp gitmekte midir? Onu şimdi eskisinden daha fazla bağrımıza basmalı ve her hareketini sınırlamalı mıyız? Hayatın gerçeklerini gece-gündüz anlatmalı ve onlarla tecrübelerimizi paylaşmalı mıyız?

Evet, bu evde bir ergen vardır. Ve anne-baba dâhil evin bütün fertleri diken üstündedir. Şimdi ergen çocuğumuzun yadırgadığımız davranışları, aslında yıllar yılı vermiş olduğumuz komutlarımızın bir neticesidir. Unutmamalıdır ki, çocuklar, doğdukları andan itibaren altı yaşına kadar (0-6 arasında) karşılaştıkları bütün davranışları benimserler ve hayatları boyunca uygulayacakları davranış kalıplarının % 80’ini bu dönemde oluştururlar. Yani ergenlikte karşımıza çıkan öfke, agresiflik, asabilik, içine kapanıklık veya zikzaklar, bizim bebekliğinden itibaren onun kulağına üflediğimiz emir ve tavsiyelerin neticesidir. Çünkü 6 yaşına gelene kadar yaklaşık 48 bin defa bir şeyi yapmasını veya yapmamasını söylüyoruz. Öyleyse onun duygularının gerçek aktörü biz değil miyiz?

Mesela, o küçücükken (0-6 yaşları arasında) âile içindeki tüm konuşma, tartışma ve kavgaların çocuğunuzda iz bıraktığını biliyor muydunuz?

Yine kardeşleri arasında bir denge kuramadığınızda veya durmadan başka çocuklarla kıyasladığınızda yavrunuzda kapanması zor yaralar açmış olursunuz.

Bir olay karşısında anne ve babalar olarak farklı tepkiler verince, çocuğunuzun kimin doğru söylediği noktasında şaşkınlık yaşadığının ve sonuçta tutarsız hareket etmeye başladığının farkında mıydınız?

Çocuğumuzun kendi başına yapabileceği işlerde bile devamlı destek olarak, ısrarla “Sen bunu beceremezsin, sen hâlâ küçük ve beceriksizsin!..” duygusunu yaşatmanız hâlinde, kendine güvenmeyen, hayatın bütün güçlüklerinde devamlı birilerinden yardım bekleyen bir genç yetiştirirsiniz.

Evet, anne babalar!.. Şimdi karşınızda çocukluğundan itibaren sizin eseriniz olarak büyüyüp gelişmiş bir genç var. Onun duygu mutfağını ne ile yoğurmuşsanız, karşınızda onu bulacaksınız. Eğer onu tanımakta güçlük çekiyorsanız veya onunla iletişim kuramıyorsanız, iletişimdeki kilitli kapıyı açmayı deneyiniz. Anahtar mı? O da Yüce Yaratan tarafından, onların bebekliğinde size verilmişti. Size düşen, sadece sabırla anahtarı koyduğunuz yeri hatırlamak!..

Son notlarımız:

Çocuklar donmamış beton gibidirler. Üzerlerine ne düşerse iz yapar.

Çocuklara yüz değil, kulak verilmeli…

Çocuğunuza vereceğiniz en güzel ve değerli hediye, ilgi ve zamanınızdır.


(Bu makale 2808 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Tüketirken üretmek!
Var edilmekle tüketmeye de başladık. Her şeyden önce zamandan, ömrümüzden… Ölene dek sürecek bir tüketişti bu.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356822