Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa
Üçüncü sayfa gazeteciliği Yazdir E-mail
Yazan Mustafa Gökmen   
Friday, 17 April 2009

"Edipler edepli, hem de edeb-i İslamiye ile müteeddip olmalı" kaidesince, medya verdiği haberlerde edep sınırlarını zorlamadan insanî ve hukukî sınırlar içinde kalarak neşriyat

yapmalı. Türkiye'de ve liberal ekonomik düzenin hâkim olduğu dünyanın gelişmiş ülkelerinin çoğunda, istisnasız, gazetelerin en popüler, en çok ilgi çeken sayfaları cinayet, intihar, kapkaç, tecavüz ve şiddet haberlerinin yer aldığı üçüncü sayfalarıdır. Hayatın gerçeklerinin biraz da abartılarak bu derece sansürsüz biçimde karşımıza çıkması toplumun sosyal hayatında travmatik etkilere sebep olmaktadır.

Gazetelerin bu sayfalarında, kişilerin yaşadıkları trajedi ve şiddet neredeyse sıradan bir malzeme halinde kullanılmaktadır. Yaşanan olayın dehşeti tekrar sayısı arttıkça sıradanlaşabilmektedir. Belli bir süre sonra en dehşet vereci hadiseler bile insanların bir kısmını etkilemez hale gelmektedir. Çoğu kez olayın hisleri ve düşünceleri olan, canlı bir insanın başına geldiği neredeyse hiç umursanmaz. Bu tür haberlerde genellikle haberi hazırlayan gazeteci de ‘ses getirecek, ilgi çekecek bir haberi yakalamış’ olmanın mutluluğu, okuyanda ise “Aman neyse ki benim başıma bu gelmedi” rahatlığı göze çarpar. Bu haberler bir bakıma insanî duygularımızı törpüleyip silikleştiren bir unsurdur. Yani bir kişi ancak kendisi ya da ailesinden birisi üçüncü sayfa haberi haline geldiğinde bu gerçeğin ne kadar sert ve acımasız olduğunu anlayabilir.

Ancak diğer taraftan da uzmanlar, sürekli bu tür şiddet haberlerini okuyanlar ya da izleyenlerin bir bölümünde, bir süre sonra; ‘korku, yalnız kalamama, terleme, titreme gibi kaygı ve panik belirtileri, insanlara karşı güvensizlik, karamsarlık ve umutsuzluk’ gibi durumların görülmeye başladığını belirterek bu tür haberlere karşı dikkatli olunması gerektiğini hatırlatıyor.

Şurası bir gerçek ki, insanda tüm gizemli şeylere karşı olduğu gibi korku ve dehşet verici olana karşı büyük bir merak ve ilgi var. Yani bu duygular evrensel. Gazetelerin 3. sayfalarında rastladığımız ya da televizyon haberlerinde izlediğimiz şiddet haberleri gibi korkutucu, dehşet verici haberler insanların son derece dikkatini çekiyor.

Tam burada medya kurumlarına ve çalışanlarına önemli görevler düşüyor.

Bu sebeple gazetelerin üçüncü sayfalarını oluşturan şiddet, cinsel istismar, kapkaç, uyuşturucu ve intihar gibi konularla ilgili haberlerin veriliş şekli öteden beri sürekli sorgulanıyor. Hatta bu konuda bir dizi yasal sınırlama da getirilmiş durumda. Meslek örgütleri basın etiği konusunda bir takım düzenlemeler yapmış durumda. Ancak, bilinçsiz medya çalışanları ‘basın özgürlüğü’ kavramının arkasına sığınarak toplumun temel değerlerini dinamitlemeyi sürdürüyor. Tamam, basın özgür olması gereken bir kurumdur. Fakat bu özgürlüğün de toplum huzuru ve sağlığını tehdit edecek boyutta olmasına dünyanın hiçbir yerinde müsaade edilmez. Bu tür haberleri savunan medya mensuplarının temel savunma argümanı, “Halk bunu istiyor, bu bir arz-talep meselesi, okumasınlar bu tür haberler yapmayalım” şeklindedir. Ancak bu görüşlerin haklı bir tarafı olmadığı gibi savunulması da mümkün değildir. Medya topluma haber adına daha kaliteli çalışmalar sundukça talep de bu yönde artacaktır. Bu konuda toplum bir dayatmaya maruz bırakılmakta, merak duyguları tahrik edilen bireyler de söz konusu haberleri takip etmektedir. Medyanın görevinin sansasyonel haber yapmaktan öte topluma doğru haber vermek ve toplumu bilinçlendirmek olduğu akıldan çıkarılmamalı. Haberi yazan gazeteci olaya empatik bir tavırla yaklaşmalı. Olay sırf habercilik refleksiyle değil, toplumsal fayda/zarar boyutuna bakılarak haberleştirilmeli. En nihayetinde haberi yazan gazetecinin de, olayı yaşayan kurbanın da, haberi takip eden okuyucunun da öncelikle “insan olduğu” hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.

Birçok cinayetin işleniş şekli birbirine benzemektedir. İnsanın aklına şu soru geliyor: “Acaba kötü bir modelleme mi söz konusu?” Bu bakımdan medya çalışanları bu tür haberleri yazarken kullandıkları dile çok aşırı hassasiyet göstermeli. Bu haberlerin medya tarafından istismar edilmesinin toplum psikolojisini olumsuz yönde etkilediği akıldan çıkarılmamalıdır.

Aklı, muhakemeleri tam oturmamış veya asrın getirdiği yozlaşmaların tesirindeki gençler bir anlık öfke ya da şöhret tutkusuyla farklı davranışlar sergileyebilmektedir. Bir zamanlar Boğaz Köprüsü'nde ‘intihar’ girişimi haberleri artmıştı. Gazetelerde bu tür haberleri okuyan ya da televizyonda seyreden birisi, bir olay karşısında kafası bozulunca soluğu Boğaz Köprüsü'nde alıyordu. Ve kameraların önünde ‘derdini anlatma imkânına’ kavuşuyordu! Çoğu zaman da bu girişim boğazın serin sularında son buluyordu. Daha sonra medya bu tür haberleri vermeme kararı aldı. Ve bu tür girişimler azaldı. Yani buraya gelenlerin bir kısmı gerçekten psikolojisi bozuk insanlar iken bir kısmı da "şov" amaçlıydı. İşin Türkçesi bir kısım kimseler, ‘Medyada yer almak’ için bu tür eylemleri seçiyordu. Medya da bu tür şov eylemlerine habercilik adına alet oluyordu. Bu bakımdan medya, sosyal sorumluğunu daima ön planda tutmak zorunda.

Olayın bir başka boyutu da var elbette. Gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alan, buraya kadar izah etmeye çalıştığımız tür haberlerin medyada yer alması bazı durumlarda toplumda farkındalığı arttırıyor. Tedbirlerin yerinde ve zamanında alınmasına sebep oluyor. Özenle hazırlanmış bu tür bilgilendirici ve bilinçlendirici haberlere bir diyeceğimiz yok. Bu tür haberler kısa ve net ifadelerle yalın bir dille sadece haber olarak verilmeli. Bize göre gazetelerde en fazla özen gösterilmesi gereken sayfalardan biri de bu sayfalar. Çünkü haberde geçen ifadelerde ya da fotoğraf seçimindeki en küçük bir hata habere konu olan kişi/kişilerin ve yakınlarının psikolojilerinin ve sağlıklarının bozulmasına neden olabiliyor. Dahası bu haberler hukuki yaptırımlara, kişileri yanlış yönlendirmeye sebebiyet verebiliyor. Özellikle çocuklar ve gençler açısından çok büyük yıkımlara ve bunalımlara sebep olabiliyor. Hiçbir medya kurumunun ve medya çalışanının kimsenin hayatını karartmaya hakkı yok. Çoğu zaman ise yasal kısıtlamaların bile zorlandığı görülüyor. 18 yaşından küçüklerle ilgili haberlerde verilen fotoğrafların mozaiklenmesi, ad ve soyadlarının baş harflerinin verilmesi esas iken, bu kuralların da zaman zaman ihlal edilebildiği bir vakıa.

Burada medya çalışanları kadar okuyucu ve izleyicilere de görev düşüyor. Gördükleri yanlışlara sessiz kalmasınlar. Anında tepkilerini göstersinler ki, bu hatalar tekrar etmesin. Aksi takdirde, bugün bize dokunmayan yılan gün gelir bizi de ısırır. Üçüncü sayfa gazeteciliğin de yılanının bizi ısırıp zehirlemesine izin vermemek için uyanık olmak zorundayız.


(Bu makale 3564 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Mustafa Gökmen
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Asr-ı Saadetin genç "yıldız"ları
“Sahabelerim yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.” (Hadis-i Şerif) Yıldız dediklerimizle şekillenmiyor mu hayatımız? Yıldızlara bakarak buluruz yönümüzü. “Ne olacağım”ızın cevabı,
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 588
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 6356817