Kişisel Yaklaşım
Bahar şehrâyininde diriliş | Bahar şehrâyininde diriliş |
|
|
| Yazan Saadet Bayri Fidan | |
| Friday, 17 April 2009 | |
|
Yaylaya göçmenin zamanı geldi Dağlar yeşil giydi karı eridi Suyundan içmenin zamanı geldi Çok şükür bu yıl da erdik bahara Gülü gördü bülbül başladı zâra Açıldı sinemde bin türlü yara Yine dert açmanın zamanı geldi (Âşık Hüdâî)
Mevsim bahar… Havaya, suya, toprağa düşen ve hayatı âdeta bir rahmet tecellisiyle kucaklayan cemrelerle haber veriyor yine gelişini. Bütün şehirde bir şenlik havası, bir yeniden diriliş heyecanı çarpıyor gözüme. Bir telaş, bir acele, bir sevinç... Mevsim ılık şimdilerde. Ve eskilerin de dediği gibi, artık Bahar sultanının tüm görkemiyle arz-ı endam etme zamanıdır. Hele de Mart gibi kararsız bir ayı geride kalmışken baharın, artık ne gam! Zira ayların en genci, en güzeli, en naifi Nisan’dayız artık. İşte, bütün ağaçlar rengârenk elbiselerini giyinmişler, gelin misal bir duvak yüzlerinde. Kimisinin al al olmuş yanakları, kimisi saçlarına takmış beyaz tokaları, mutluluktan raks ediyorlar bir o yana bir bu yana. Rüzgâr çeşit çeşit musikî çalıyor tüm canlılara. “Hoş geldiniz” der gibi, sevinçle koşuşturuyor bulutlar. Hemen her şey ve herkes İlahî tecellileri nakış nakış, gümbür gümbür ve dipdiri bir şekilde kâinatın yüzüne yansıtırken, bu ilahî hareket ve faaliyetin şevk ile taçlandırdığı canlı bir hayata, yüreğimiz kabuklarından sıyrılma hevesiyle, “Kâinatı nağamatıyla raksa getiren ve hakaikin esrarını ihtizaza veren musika-i İlâhiye hiç durmuyor; mütemadiyen güm güm eder”1 düşünceleri içinde heyecan dalgasına tutuluyor. Kâinat kitabının şevk ve heyecan sayfasıdır bahar... Şu sıralarda talim borusu üflenmiş gibi “geliyorum” diye düdüğünü öttürürken bahar; kış sayfası da verilen görevi eksiksiz ifa edip, dürülüp gitme telaşında. Dünyada bir şehrayin havası… Artık güneş daha bir cüretkâr sunuyor ışıklarını. Hayvanlarda bir mahmurluk, gözlerini açıyorlar yeni bir zamana. Kış uykusuna paydos artık! Çünkü müjdeli bir mektup yazılıyor satır satır yamaçlara. İşte papatyalar göz kırpıyor, müjdeli bir mektubun pulu misali. Yeşil bir atlas gibi seriliyor, yeşil çayırlar toprağın üzerine. Bahar geldi dostlar, bahar geldi… İçimizden atalım tüm mahmurluğunu kışın, yorgunluğunu zamanın. Takvimler senelerin geçtiğinden dem vururken, biz buna inat baharla yeni bir dirilişe geçip yeniden “vira bismillah!” diyelim ertelediklerimize. Zira ilahî cümbüşün tatlı nağmesi fısıldıyor bizlere… Yüreğimize de konsun tüm zarafetiyle bahar. Gönlümüzü, fikrimizi, ruhumuzu yeşertsin yeni yeni hülyalar ve umutlarla. Salkım salkım çiçekler açsın, gönlümüzün pencere kenarlarından sarkan. Hafızamızın en tenhasına cemreler düş(ür)sün. Her cemre bir işaret bıraksın yüzümüze ve tebessüm dalga dalga yayılsın tüm çizgilerimize. Bir ömür asude bahar özlemiyle yanmak yerine, Rabb’imizin bize sunduğu baharla bahara dursun duygu ve düşünce dünyamız… Yeşillenen, şenlenen sadece tabiat olmasın. Gözlerimize değen bahar, ruhumuza akıp iliklerimize dek işlesin inceden inceye. Rengârenk çiçeklerin açtığı, kelebeklerin sevinçle uçuştuğu, rüzgârın saçlarımızın arasında keyif yaptığı şu günlerde, “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kadirdir”2 âyetinin hakikati, ezeli bir nağme tadında sarsın tüm benliğimizi… Mevsim, bu neşvünema hengâmında insana haşrini hatırlatma derdinde. Nasıl ki, kışın ölmüş yeryüzü içimizi ürpertip ölümü hatırlatırken bizlere, şimdi baharla gelen bu diriliş, haşri tefekkür etmemiz için gözümüzün önünde kurulu tezgâhtır aynı zamanda. Sadece bahara has olmayan; fakat bu mevsimde daha aşikâr olan, anbean diriliş hadiseleri adeta gözümüzün önünde ilahî bir raksa tutuşmuşçasına haşrin varlığını ispat etmiyor mu? Evet, Fâlık ismi iş başında… Ve “ Şüphesiz tohumun ve çekirdeğin Fâlık’ı (çatlatıcısı) Allah’tır.”3 O, Fâlık’tır. Yani tohumları çatlatan, nüveleri filizlendiren, çekirdekleri açtıran, tohumlardan bitkiler hâsıl eden, tüm tabiatı apayrı bir diriliş şölenine çevirendir. O hâlde insan düşünmeli… Bu diriliş öyle bir diriliş ki; yeryüzü her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni ordu misali, gayet mükemmel, düzenli, aynı zamanda da hiçbir şeyi unutmayıp şaşırmayarak yerli yerinde kullanan bir tek Allah tarafından meydana getirilen bir diriliştir. Öyle ki, beş altı günde küçük ve büyük hayvanlar ile her çeşit bitkiler üç yüz binden daha fazla çeşitleri ile yeniden diriltiliyor. Bunun yanında ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynı şekilde hayatlandırıyor. Dikkat etmek lazım: Aralarında maddi olarak pek bir fark bulunmayan ve birbirine o kadar karışan tohumların ciddi bir sürat içinde gayet ölçülü ve düzenli bir şekilde ve aynı zamanda kolayca altı gün veya altı hafta zarfında yaratılmaları diriliş hakikatinin nasıl ve ne şekilde olacağı konusunda bir fikir vermez mi? Sadece ve sadece her yıl hemen hemen aynı tazelik, güzellik ve ihtişamla bir öncekinin benzeri bir şekilde arz-ı endam eden bahar mevsimine dikkat edilse, insanın bir yolcu olduğu ve mutlaka ölüp yeniden dirileceği hakikati gün gibi ortaya çıkar. Evet; nasıl ki koca baharın çiçekli ve meyveli bütün bitkilerinin amel defterleri eksiksizce tohumlarında yazılıyorsa ve ikinci bir baharda da o amel defterlerine göre eşsiz bir planlama içinde sayfa sayfa neşrediliyorsa, elbette diğer bir koca baharın, önceki baharı aratmayacak derecede yaratılması muhakkaktır. Zira Cenâb-ı Hakk “Hafîz”dir. Ve bütün bunlar Hafîz isminin ne kadar tecelli halinde bulunduğunu şuuru olan herkese göstermektedir. Evet, insanın da amelleri kaydediliyor… Bu bağlamda tohumlar ve çekirdeklerin, baharın amel defterinin sayfaları hükmünde olduğunu bilmek ve içindeki programların ikinci baharda yeniden, daha parlak ve daha alımlı bir biçimde neşredildiğini anlamak bir insan olma şuuruna erme açısından önemlidir. Bunun farkında olmak ve bu farkındalıkla, insanın hayatının neticesi olan amel defterinin de insanın hizmetine ve ibadetine çok büyük sevap verilmek ve işledikleri günahların hesabı sorulmak üzere muhafaza edildiğini ve mahşer gününde neşredileceğini bir kez daha idrak etmek gerekir. Çünkü Allah’ın “Âdil, Hakîm, Hafîz ve Rakîb” isimleri insan için amel defteri tutulmasını ve yaptıklarının harfiyen yazılmasını gerekli ve hatta zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla da yaşadığımız her ânın kaydı eksiksiz tutulurken, kabre girip rahatla yatmak, uyandırılmamak, yokluğa gidip kaçmak, toprağa girip saklanmak, küçük-büyük her amelden suâl edilmemek, mahşere gitmemek ve mahkeme-i kübrâyı görmemek mümkün müdür?4 Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi şöyle der: “Kıyamet günü sizi diriltecek zat öyle bir zattır ki, bütün kâinat O’nun emrine hazır asker hükmündedir. Allah’ın ol emrine karşı tam bir teslimiyet ile boyun eğer. Bir baharı yaratmak, bir çiçek kadar O’na kolay gelir. Bütün hayvanatı icad etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir zattır...” O hâlde unutmayalım: Yaşarken baharın coşkusunu, huşûsunu da bu düşüncelerle yaşamak ve insan olma şuurluluğunu zinde tutmak gibi bir sorumluluğumuz var… Dipnotlar: 1- Münazarat 2- Rum sûresi, 50 3- En’am sûresi 4- Said Nursi, Sözler (Bu makale 3453 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Asr-ı Saadetin genç "yıldız"ları |
| “Sahabelerim yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.” (Hadis-i Şerif) Yıldız dediklerimizle şekillenmiyor mu hayatımız? Yıldızlara bakarak buluruz yönümüzü. “Ne olacağım”ızın cevabı, |
| Devamı >> |