| Her şartta ve her durumda DOĞRU İLETİŞİM KURABİLMEK |
|
|
| Yazan Sonat Polat | |
| Wednesday, 20 May 2009 | |
Şu sözleri hemen her gün etrafımızdakilerden duyarız: “İletişim çağında yaşıyoruz.” “Eskiden bu kadar televizyon kanalı mı vardı?”, “Tek bir tuşa dokunarak İspanya’daki kuzenimle konuşabiliyorum”, “Teknoloji çok gelişti çok…”, “Tüm
dünya elimizin altında.” Bazen de bu ifadelerin olumsuz versiyonları çalınır kulağımıza: “İnsanların bana istediği zaman ulaşabilmesinden sıkıldım artık…”, “Her şey makineleşti ve yavanlaştı. En yakın arkadaşım yanıma geleceğine maille hatırımı sorup adeta yasak savıyor”, “İnsanlara yüz yüze bir şey anlatabilmek ne kadar zor.” Ve öğrencilik yıllarımda çok sık duyduğum ve düşündükçe beni hâlâ rahatsız eden kalıplaşmış bir ifade: “İletişim Fakültesindeyiz iletişim kuramıyoruz arkadaşlar…” Evet, ilk paragrafta defalarca geçen aynı sözcük inanıyorum ki hepinizin dikkatini çekti; iletişim. 1990’lı yıllara kadar pek kullanılmayan iletişim sözcüğü şimdi neredeyse okuduğumuz her gazete sayfasında, izlediğimiz her TV programında, baktığımız her internet bloğunda karşımıza çıkıyor. Türkiye genelinde açılan 20’ye yakın İletişim Fakültesi’nde okuyan binlerce öğrenci, bu disiplin kapsamı altında eğitim görüyor. Peki, son yıllarda ülkemizde bu kadar popüler olan iletişim kavramı nedir ve niçin hayatımızda bu kadar önem kazanmış durumdadır? Kitabi ve ağır jargonlar içeren akademik tanımları bir kenara bırakacak olursak en yalın anlatımıyla iletişim, bir insanın duygularını, düşüncelerini ve isteklerini karşısındakilere aktarma sürecidir. Ortada bir insan vardır. Açtır, yemek ister. Korkuyordur, destek ister. Kızmıştır, uzaklaştırmak ister. Bu isteklerini mesaj haline getirir ve söz başta olmak üzere bir iletişim aracı kullanarak ki, bu araç bazen beden dili de olabilir, mesajını muhatabına iletir. Muhatabından alacağı cevaba göre de mesajını, iletişim biçimini ve üslubunu gözden geçirerek yeni iletiler oluşturur. İster mağarasının kapısına gelmiş yırtıcı bir hayvanı kovmaya çalışan taş devri insanı olsun, ister hazırladığı yüksek lisans tezini profesörlerden oluşan jüri önünde müdafaa eden bir akademisyen, iletişim süreci hep aynı şekilde işler. Sürecin temel yapısı, kalıbı, formülasyonu hep aynıdır. Yalnızca ilerleyen zaman içerisinde insanların ifade biçimleri ve kullandıkları iletişim araçları değişmiştir. Özellikle son 20-25 yılda teknoloji baş döndürücü bir şekilde ilerlemiş ve insanlara her anlamda büyük imkanlar sunmuştur. Bugün internete bağlı bir bilgisayar ve web kamerası yardımıyla dünyanın diğer bir ucunda yaşayan akrabanızla iletişim kurmanız mümkündür. Ya da başka bir şehirde yaşayan çocuğunuza cep telefonunuzdan mesaj atarak günaydın demeniz. Mesafeler kısalmış, irtibat kurmak kolaylaşmış ve daha ekonomik hale gelmiştir. Aynı iletişim aracıyla aynı anda birden fazla kişiye ulaşmak mümkün kılınmıştır. Bu mümkünat ve imkânların belirli siyasal fikirler adına kamuoyu oluşturmak adına etkin bir şekilde kullanıldığını ve iletişim sürecinin böyle bir fonksiyonu olduğunu da burada vurgulamak gerekir. Velhasıl, temel hep aynı olduğu halde etrafını çevreleyen tuğlanın cinsi, yapısı ve kalitesi değişmiştir. Elbette bu kadar değişiklik üzerine ortaya çıkan binalar da eskisinden farklıdır. İletişim süreçleri hızlanmış, kolaylaşmış ve etkinlik alanı artmış olsa bile bu hızlı gelişme ve değişim olumsuz sonuçlara da yol açmıştır. Şehrin ortasında sıkışmış, trafik keşmekeşinin, insan yoğunluğunun ve kirli toz bulutlarının içerisinde boğulan, 20-30 katlı ultra lüks gökdelenlerin, deniz kenarındaki dededen kalma 70 yıllık ahşap bir konağa rahmet okuttuğu gibi, çoğu kez hızla ilerleyen iletişim teknolojileri de insana farklı sıkıntılar vermektedir. Elindeki imkânları okumak, bilgi almak, araştırma yapmak ve uzaktaki yakınlarıyla haberleşmek gibi asıl amaçları dışında kullanmaya başlayan insan, giderek sosyalleşmesini iletişim araçları sayesinde gerçekleştirmeye çalışmakta ve bu durum insanları beklediğinin tersine daha büyük yalnızlıklara itmektedir. Çevremizde görmeye başladığımız iş ya da okul zamanları hariç odasından hiç çıkmayan, gece yarılarına kadar bilgisayar başında oturan, kimseyle diyalog kurmayan insanlar yukarıda anlatmaya çalıştığımız duruma iyi bir örnektir. Amacı içerisinde kullanılsa bile iletişim araçlarının çokluğu ve erişim anlamındaki sınırsızlığı bireyleri bilgi kirliliği içerisine itmekte, hazırcılığa alıştırmakta ve tembelleştirmektedir. Birçok uyarıcı işaretle ve mesajla bunalan insan zihni kavram kargaşalarına düşmekte ve çoğu kez algılamaya çalıştığı konunun özünü ıskalamaktadır. Ve tüm bu olumsuz unsurlar kişinin en önemli gücü olan diğer bireylerlerle iletişim kurabilme yetisini körleştirmektedir. Hülasa bir insan 5000 km. uzaklıktaki kuzeniyle saatlerce konuşurken kapı komşusuyla ya da çok yakın bir arkadaşıyla aylarca bir araya gelememektedir. Gelen 100 tane mailin içerisinde çok acil olan bir mesajı okuyup değerlendirememektedir. Her şeyden önemlisi diğer insanlarla yüz yüze iletişim kuramamaktadır. Bu yüzden de kendisini başkalarına doğru bir şekilde ifade etme meziyetini yitirmeye başlamaktadır. Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi kişiler arası iletişim özellikle yüz yüze olursa, bir birey için önemli bir kuvvettir. Bu sayede isteklerini, duygularını ve düşüncelerini iletişim kurmak istediği insanlara anlatabilir. Gerçek anlamda sosyalleşebilir, doğru bildiklerini ve inançlarını paylaşabilir. Yanlış gördüğü durum ve fiiliyatlarda karşısındakileri uyarabilir. Onları iyiye ve güzele yönlendirmeye çalışabilir. Kişiler arası iletişim bu anlamda iki ucu keskin çelik bir kılıç gibidir. İyi kullanan, karşılaştığı karmaşık sorun, gaflet ve delalet yumaklarını, yanlış kullanan ise ilk önce kendi elini keser. Modern çağın getirdiği teknolojiden yanlış istifade ederek kendisini, başı sonu olmayan gereksiz bilgiler ve yalnızlıklar girdabına atanlar ise kılıcı elinden bırakarak davayı baştan kaybetmişlerdir. Şimdi diyelim ki, karşımızda örnek bir insan var. İletişim teknolojilerini yerinde ve zamanında gerektiği kadarıyla kullanıyor. Kendini sanal dünyalara hapsetmeyerek insanlarla iletişim kuruyor. Onlara zaman ayırıyor. Sosyal yaşamın içerisinde söylemek istediklerini muhataplarına yüz yüze aktarıyor. Bu insanın yüzde yüz başarılı diyaloglar kurması mümkün müdür? Ya da deminki örnekten gidecek olursak elindeki kılıç neyi keser? Davayı kazanabilir mi? Bir insan ne kadar doğru ve mantıklı düşünürse düşünsün fikirlerini uygun yer ve zamanda karşısındakine onun anlayacağı bir lisan-ı münasiple anlatmıyorsa, muhatabını etkilemesi ve zihinsel ya da eylemsel anlamda faaliyete geçirmesi, yani iletişim süreçlerinde başarılı olması mümkün değildir. Ayrıca mesajın söyleniş tarzı ve dile getirilme zamanı hariç, kişilerarası iletişimin gücünü ve etki alanlarını etkileyen sosyal zekâ, empati, sözsüz iletişim ve beden dili gibi kavramlar da vardır. Yani iletişim sürecini bireyin kendisi dışında kontrol edebileceği ve kontrol edemeyeceği başka unsurlarda yönetmekte ve yönlendirmektedir. Tüm bunlara diğer yazılarımızda da değineceğiz inşallah. (Bu makale 6121 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Allah yaratır alet kullanmadan |
| -Evrim teorisine eleştirel bir yaklaşım ve yaratıcı zorunluluğu- Giriş: Ünlü filozof Aristo, kurbağaların bataklıklardan teşekkül edişini “spontane generasyon” diye isimlendirmiş, yani “kendiliğinden oluşma” şeklinde ifade etmişti. Aristo çok tanrılı Yunan mitoloji döneminden, tek tanrılı döneme geçişin filozoflarından biridir. |
| Devamı >> |