Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa
27 Mayıs'ı unutmadık Yazdir E-mail
Yazan Mehtap Yıldırım   
Wednesday, 20 May 2009

Hayatta bazı şeyleri unutmak mümkün değildir. Özellikle milletin kaderi üzerinde derin izler bırakan hazin olaylar, milli hafızaya kazınır, aradan yıllar değil asırlar da geçse o olaylar unutulmaz. Tarihin kara sayfalarında her zaman yerini muhafaza eder.

Bizim tarihimiz şeref levhaları, şanlı zaferler, parlak medeniyetlerle doludur. Ama her zaman tarihin her sayfası böyle parlak ve mutlu bir sonla kapanmıyor. Bazı sayfalar, üzerine katran dökülmüş gibi simsiyah oluyor, bakıldığı zaman insanın da içini karartıyor. İşte bu kara sayfalardan birisi de 27 Mayıs 1960 darbesi ve sonrasında yaşanan siyasi cinayetlerdir. Bu darbe ile cumhuriyet devrinin darbeler kapısı aralanmış, bundan sonraki darbelere de zemin açılmıştır. Millet devletine güven duymakta zorlanmış, devlet milletine şüphe ile bakmaya devam etmiştir. Aradan elli yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, devlet-millet kaynaşması tam olarak sağlanamamıştır.

29 Ekim 1923 yılında kurulan cumhuriyetimiz, 23 yıl boyunca tek parti tarafından yönetildi. Cumhuriyetin yıldönümlerinde yapılan bayram kutlamalarında cumhuriyetin halkın kendi kendisini yönetmek olduğu söyleniyor, ne kadar faziletli bir yönetim sistemi olduğu anlatılıyor, halkın bu coşkuya katılması isteniyordu, ama yapılan uygulamalarda halka hiç yer verilmiyordu. Tek parti olduğu için, her seçimde halk tek tercih yapmak zorunda bırakılıyordu. Zaten seçimler de açık oy, gizli tasnif gibi komik bir yöntem uygulandığı için âdeta halkla alay edercesine, cumhuriyetçilik oyunu oynanıyordu. Yani cumhursuz bir cumhuriyet hüküm sürüyordu.

1946 yılında, dış dinamiklerin zorlamasıyla tek parti rejiminden çok partiye, yani demokrasiye doğru bir adım atıldı. Halk partisinden ayrılan bazı siyasetçiler Demokrat Parti adı ile yeni bir parti kurarak seçim hazırlıklarına başladılar. Tek parti uygulamalarının istibdadından bunalmış olan halk, büyük bir heyecan ve ümitle Demokrat Partiye akın etti. 1946 yılında yapılan ilk çok partili seçimde Demokrat Parti büyük bir oy oranı elde etmiş olduğu halde, gizli tasnif oyunları ile yine CHP iktidara geldi. Ama bundan sonraki ilk seçimde millet Demokrat Partiyi iktidara getirmeye kararlıydı. Nitekim 1950 yılında yapılan ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti oyların yarısından fazlasını alarak tek başına iktidara geldi. Artık Türkiye’de demokratik bir idare sistemi hayata geçmişti. Böylece Türk tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu.

Demokrat Partinin halka yaklaşması, halkın gönlünü kazanıp maddi ve manevi alanda büyük gelişmelere kapı açması, aynı zamanda sözde halkçılara da iktidar kapısını kapatıyordu. Bu durum hâkim güçlerin içine sinmiyordu. Tekrar eski günlere dönerek ceberut yönetimlerine, iktidar nimetlerine kavuşmak istiyorlardı. Bunun için de kendilerine göre geçerli bir gerekçe bulmaları gerekiyordu. En geçerli gerekçe de, “Cumhuriyeti ve devrimleri koruma ve kollama görevi” gibi bir bahane ile durumdan vazife çıkarmaktı. Nitekim 27 Mayıs 1960 günü silahlı kuvvetler “koruma ve kollama görevini” yerine getirerek yönetime el koydu. Böylece cumhuriyet döneminin darbeler dönemi de başlamış oldu.

27 Mayıs darbesi ile genç demokrasimizin taze fidanı kesilip atıldığı gibi, milletin sevgilisi haline gelen üç güzide siyasetçimiz de darağacına gönderildi. Yassı Ada’dan başlayıp İmralı’da sona eren bu hazin yolculukta, çekilen çileler, yaşanan zulümler tarihin yüzünü karartacak kadar karanlıktı. Cumhuriyet döneminin tartışmasız en çok sevilen siyasetçisi olan Adnan Menderes, en ağır ve en aşağılayıcı yöntemlerle sorgulanıyor, vicdanların tahammül edemeyeceği muamelelere maruz bırakılıyordu. O son derece kibar ve nazik insan, âdi bir hırsız veya ırz düşmanı gibi itilip kakılıyor, maddi ve manevi bir işkenceye tabi tutuluyordu. Nihayet “sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” diyen bir mahkeme başkanının başkanlığındaki bir mahkeme tarafından, kabinesinin en başarılı iki bakanı olan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile birlikte idama mahkûm edildi. Üç güzide vatan evladı, milletin bağrından kopartılarak vatanın bağrına verildiler. Ondan sonra da çok büyük bir iş başarılmış gibi 27 Mayıs diye bir bayram icat ettiler. 27 Mayıslar, demokrasi karşıtları tarafından 20 yıl süreyle “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlandı. Onlar bayram yaparken, millet matem tutuyordu. Bu sözde bayramı millete bir türlü benimsetemediler. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonra 27 Mayıs bayram olmaktan çıkartıldı.

Millet iki kısım insanı hiçbir zaman unutmaz. Bunlardan birincisi, vatana, millete ve dine hizmet edenler, ikincisi de milletin mukaddesleri olan bu değerlere karşı olanlar. Birinci kısımdakiler her zaman rahmetle ve dualarla anılır. Onlara yapılan haksızlıklar, zulümler hatırlandıkça yürekler burkulur gözler yaşarır. İkinci kısım insanların da yaptıkları zulüm ve haksızlıklar hiçbir zaman unutulmaz. Onlara bir daha fırsat vermemesi için Allah’a yalvarılır. Nitekim Allah da masum milletin bu dualarını kabul eder ve o zihniyetin bir daha başa geçmesine, millete tekrar acılar yaşatmasına müsaade etmez.

Celal Bayar anlatıyor:

Yassıada´da ölüme mahkûm edildikten sonra kararın infazı için bir hücumbot içinde İmralı Adası’na doğru yola çıktıklarında yaşadıklarını anlatan Bayar, o sırada yaşanan bir olayı da şu cümlelerle özetliyor: “...Arkadaşların hepsi, büyük bir vakar içinde sükûnetlerini muhafaza ediyorlardı. Bu kadar yıl sonra açıkça söylüyorum; korkmamıştım, arkadaşlarımda da hiçbir korku belirtisi yoktu. Belki o anda her biri, zihinlerinde bir muhasebe yapmakta ve ailesini düşünmekteydi. Sessizliği dağıtmak için son kabinemizin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu´ya yüksek sesle sordum: ‘Fatin Bey, işi bıraktığımız zaman Ortak Pazar için yaptığımız müracaat ne safhadaydı?’ Sorumu duyan muhafızlar şaşırdılar, adeta duyduklarına inanmadılar. Biz asılmaya gidiyorduk ve konuştuğumuz mevzu, Ortak Pazar´a yaptığımız müracaattı. Rahmetli Zorlu, çok sakin bir sesle anlatmaya başladı, arkadaşlar dikkatle dinliyorlardı. İmralı´ya böyle geldik...´´

İdama giderken dahi konuşulan konu halkın refahı ve demokrasi idi. Demokrasimize olan bu ilk darbe ile o zamanki adı Ortak Pazar olan Avrupa Birliği ilişkilerimiz de Demokrat Parti’nin feshedilmesiyle ilk darbeden nasibini almış oluyordu.

Baharın geldiği, yeryüzünün yeniden hayat bulduğu, yeni bir mahşerin yaşandığı Mayıs aylarında, hep bu acı günler hatırıma gelir. İmralı’da, göğsünde beyaz bir kâğıt asılı, boynu bükülmüş, yüzünde şahadet nuru parlayan Adnan Menderes’in idam sehpasındaki resmi gözlerimin önüne gelir. Sonra da, “Allahuekber” diye Cenâb-ı Hakk’ın büyüklüğünü âleme ilân eden ezan seslerini duyarım. “O ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/ Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” diyen mısralar dilimin ucuna gelir. “Sen rahat uyu aziz şehidim, senin bu millete ve bu yurda tekrar kazandırdığın ezan sesleri ebediyen vatan ufuklarında inlemeye devam edecektir” diyerek Menderes ve arkadaşlarına dualarımı yollarım.


(Bu makale 3736 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Mehtap Yıldırım
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Allah yaratır alet kullanmadan
-Evrim teorisine eleştirel bir yaklaşım ve yaratıcı zorunluluğu-   Giriş: Ünlü filozof Aristo, kurbağaların bataklıklardan teşekkül edişini “spontane generasyon” diye isimlendirmiş, yani “kendiliğinden oluşma” şeklinde ifade etmişti. Aristo çok tanrılı Yunan mitoloji döneminden, tek tanrılı döneme geçişin filozoflarından biridir.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 561
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 5758964