| İnsanlığın atası Hz. Âdem (as) topraktan yaratıldı |
|
|
| Yazan Süleyman Kösmene | |
| Wednesday, 20 May 2009 | |
Bilim dünyası aslında çok önemsemese de, cılız bir ses bazen nüksediyor ve zihinleri bulandırmaya davranıyor. İnsanlığın maymundan geldiği şeklinde 150 yıldan beri ispat edilmemiş bir felsefi görüş, zihinleri rahatsız edip duruyor. Ve kutsal kitapların verdikleri
bilgilere güvenmeyenlere -sözüm ona- bir bilimsel (!) sığınak oluveriyor. Oysa bilimsellikten de bir o kadar uzak olması nedeniyle, aslında kendine sığınanları da tatmin etmeyen bir kör çatı olduğunu herkes ilk bakışta anlıyor. Öncelikle şunu hemen teslim edelim ki, maymun, bilinen tarihten beri evrim geçirmiyor ve insanlığa terfi etmiyor. Öte yandan, bozulmuş olanıyla, bozulmamış olanıyla kutsal kitaplar insanlığın atasının Hazret-i Âdem (as) olduğunda ve Hazret-i Âdem’in de (as) topraktan yaratıldığında açıkça birleşiyorlar. Başka konularda ihtilaf yaşasalar da, bu konuda ihtilaf yok. Kutsal kitapların bu konuda en net olanı ise, bin dört yüz küsur yıldan beri bir harfine bile insan sözü karışmamış bulunan ve hiçbir ayeti bilim ile ters düşmemiş olan Kur’ân. Darvin Teorisi ise hâlâ bilimsel kanıtlarla kanıtlanmayı bekliyor! Evet; insanlığı yeryüzünün meyvesi ve halifesi olarak sunan Kur’ân, insanlığın ve insanlığın atası olan Hazret-i Âdem’in (as) topraktan yaratıldığını açık bir şekilde bildiriyor. Âyetlere bakalım: “(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.” “Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.” “Allah, insanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.” Ve Allah ilk insanı, bizzat kudret eliyle, böylece çamurdan, balçıktan, yani topraktan yarattığını beyan ediyor. Anlaşılıyor ki, insanlığın babası Hazret-i Âdem ‘in (as) yaratılışı Allah Teâlâ’nın güç ve kudretinin, ilim ve irâdesinin, hayat ve saltanatının, kuvvet ve iktidârının -tâbir câizse- muhteşem bir gösterisidir. Toprak gibi kesif, yoğun, karanlıklı, hayatsız, ruhsuz bir madde alınıyor; kudret elinde yoğruluyor, yoğruluyor, eviriliyor, çevriliyor, şekil veriliyor, tanzim ediliyor, terkip ediliyor, tezyin ediliyor, süsleniyor, güzelleştiriliyor, biçim veriliyor, ruh veriliyor... Ve ortaya kâinatın meyvesi olan insan çıkıveriyor. Kâinatın meyvesi sıfatıyla Hazret-i Âdem (as) nerede yaratıldı? Bir ağaç ilk meyvesini nerede verir? İlk açan çiçek kendisine nerede karargâh kurar? Kadîr, Muktedir, Mürîd, Muhyî, Fettâh, Musavvir ve Müzeyyin isimleri nerede tecellî ederlerse, çiçek de oraya karargâh kurmaz mı? Ve hikmeti mûcibince toprağa en yakın ve kudretin tecellîsine en evvel istihkak kazanmış, hayatın arşı olabilme niteliğini en evvel elde etmiş dalının ucunda açmaz mı? İlk çiçek, kudretin diğer tasarruflarının da habercisi olmaz mı? İlk insan, ağacın ilk açan çiçeğinden farklı düşünülebilir mi? Ve ilk çiçek, “yaratılış yeri” bakımından diğer çiçeklerden ayrı ele alınabilir mi? Ağacın başlangıcından sonuna, her çiçeğe ve her meyveye aynı hayat, aynı kudret, aynı hikmet, aynı hilkat, aynı rahmet tecellî etmez mi? Yaratıcı Kudret her çiçeği, ilk çiçek kadar güzel, ilk çiçek kadar alımlı, ilk çiçek kadar gösterişli, ilk çiçek kadar ehemmiyetli yaratmaz mı? Zîrâ netîcede her çiçeği, aynı muhâsebe ve muhâkeme eleğinden geçirmeyecek mi? Her çiçeği Mahkeme-i Kübrâ’da ince bir imbikten süzmeyecek mi? İlk yaratılanla son yaratılan arasında ne fark var? Toprak!... Üstünde gezdiğimiz... İçine girip kaybolduğumuz... Kıyâmet Günü sînesinden yeniden ihyâ ve inşâ ile çıkacağımız, içindeyken yeniden yaratılacağımız... Hilkatimizin hamuru. Varlığımızın mâyesi. Tevâzûun şâhikası. Şeytanı yakan öz! Hayat ve ihyâ arşının toprak üstünde olduğunu beyan eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri (ra), Allah’ın isimlerinin sayısız tecellî ve cilvelerine toprağın en yüksek bir âyine olduğunu, nûrânî ve latîf bir şeyin âyinesi ne kadar kesîf olursa o nisbette isimlerin cilvelerini cilâlı göstereceğini, meselâ hava âyinesinde güneşin yalnız zayıf bir ışığı; su âyinesinde ışığı ile birlikte güneş kendisi; ama kesîf olan toprak âyinesinde güneşin yedi rengi birden, çiçeklerin, bitkilerin, hayvanların ve tümüyle yeryüzünün üzerinde göründüğünü; kulun, secde hâlinde toprağa koyduğu başı ile Rabb’ine en yakın olmasının sırrının da bu olduğunu, insanın topraktan geldiğinin ve toprağa dönmesinin, yani kabre girmesinin de hikmetinin bu olduğunu kaydeder. Bedîüzzaman, toprağın Allah’ın isimlerine ekseriyet itibâriyle mazhar olmaya en elverişli ve en liyâkatli bir “arş” olduğunu beyan ederken, âdetâ ilk insan Hazret-i Âdem’in (as) de arz üstünde, yani toprak üstünde yaratıldığı konusunda bize bir ipucu verir gibidir. Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır da; “Ey Âdem! Sen ve eşin Cennet’te kal! Orada olandan istediğiniz gibi bol bol yiyiniz.” âyetinin tefsîrinde, Hazret-i Âdem’in (as) hilkatinin arzda vâki olduğunda ittifak bulunduğunu kaydetmektedir. Nitekim “Ben arzda bir halîfe var edeceğim.” âyet-i kerîmesine dayanarak, yeryüzünün halîfesinin doğrudan ve bizzat Allah’ın kudretiyle “arzda” yaratılmış olduğunu anlıyoruz. (Bu makale 4436 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Allah yaratır alet kullanmadan |
| -Evrim teorisine eleştirel bir yaklaşım ve yaratıcı zorunluluğu- Giriş: Ünlü filozof Aristo, kurbağaların bataklıklardan teşekkül edişini “spontane generasyon” diye isimlendirmiş, yani “kendiliğinden oluşma” şeklinde ifade etmişti. Aristo çok tanrılı Yunan mitoloji döneminden, tek tanrılı döneme geçişin filozoflarından biridir. |
| Devamı >> |