| Kuşlar artık şarkı söylemiyor |
|
|
| Yazan Hünsa Hatipler | |
| Wednesday, 20 May 2009 | |
|
O an sadece bize hitap etmediğini düşündüğümüz bir filme belki ilk karşılaştığımızda hayata bakışımızı ve olaylar karşısında tavrımızı değiştirmemize sebep oluyor. Bazen sadece karşımızdakini anlamamıza yardımcı olurken bazen sadece kabul etmek durumunda bırakıyor. Hatta bir filmin ne gibi etkileri olabileceği üzerine de ayrı bir film yapılıp seyirciye sunulabiliyor. Her film de birçok farklı açıdan farklı gruplarda ele alınıp, değerlendiriliyor. Oyunculuk ise bunun en göz önünde kalan kısmında kalıyor. Gördüklerimize takılırken sahne arkasını unuttuğumuz da elbette ki oluyor. “Kuşlar artık şarkı söylemiyor” bir anlamda sahne arkasını gözler önüne seriyor. Yıllarca saklanmış bir gerçeğin, bir hayatın, bir insan yaşamının kısacık bir kısmını ancak aktarabiliyor. Ne var ki film ne gösterime girdiğinde büyük yankı uyandırıyor, ne de gişe rekorları kırıyor. Birkaç kişinin insana ve insan davranışlarına dair olan konuşmasının tam ortasına düşüveriyor ansızın. İnsanlık dışı denebilecek bir olayın bilim dünyasına yansımaları anlatılırken “insan ruhunun gücü kelimelerle anlatılmaz” cümlesiyle özetleniyor film. İnsanın görünen yüzünün, sahne arkasının ayrıntılarında kaybolmak an meselesi oluyor filmi izlerken. Neden böyle bir isim verilir ki filme, diye düşünürken, birden bize mutluluğu, huzuru hatırlatan kuş seslerinin kesildiğini hayal ediyorum. Ve filmi bir de böyle izliyorum… ** Film 1970’li yıllarda yaşanmış bir olayı konu alıyor. Ailesi tarafından yıllarca bir sandalyeye bağlanıp bir odaya mahkûm edilen bir Ketie’yi hayatını anlatılıyor. Yıllarca babası tarafından şiddete maruz kalmasının, kendisinde oluşturduğu tramvayı bile fark edemiyor Ketie… Belki bir terapist tarafından birçok açıklaması bulunsa da, hiç kimse bir babanın hangi sebepten bunu yaptığını anlayamıyor. Ketie ilk kez ergenlik çağına geldiğinde gün ışığına çıkıyor. “Vahşi Çocuk” olarak basına da yansıyan bu olayın nedenini araştırmaya başlıyor uzmanlar. Araştırmalarını yaparken kendi insanî(!) duygularının; hırslarının, egolarının, kazanacakları paraların, kariyerlerinin hesabını yaparak yaklaşıyorlar Ketie’ye... Ketie ise on dört yaşında olmasına rağmen hiçbir şey anlamıyor konuşmalardan ve üzerinde yapılan çalışmalardan. Bir çocuğun masumiyeti ile bakıyor her şeye ve hiçbir şey bilmemenin doğallığıyla yaşıyor hayatını… Terbiye edilememiş bir yaşamdan, ergenlik çağına gelmiş belki bebek denebilecek bir çocuk çıkıyor. Nerede nasıl davranması gerektiğini bilemeyecek kadar dışında kalıyor hayatın. Özellikle psikolojiye ilgi duyan sinemaseverlerin her sahnesinden farklı bir anlam çıkarıp yorumlayabileceği film yaşanmış bir hayatı başarılı bir şekilde taşıyor sinema perdelerine. İnsan dair birçok farklı(!) ve tanıdık duyguların, düşüncelerin ve davranışların yer aldığı filmde seyirci zaman zaman yaşananların gerçek olamayacağı hissine kapılsa da yaşanmışlık kenarda kalıyor. Ve bu yaşamla birlikte bilim dünyası yeni bir bilgiye ulaşıyor. “Ergenlik dönemine kadar konuşmayı öğrenemeyen bir insan bundan sonrasında cümle kurmayı başaramıyor.” Ne var ki, bu Ketie için hiçbir anlam ifade etmiyor. Ve; sessiz bir çığlık oluyor seyircinin duyabildiği en masum ses. Film, oyuncu kadrosu ve olayın ele alınış şekli ile etkileyiciliğini koruyor. Özellikle başrol oyuncusu “Tarra Steele” en az diğerleri kadar rolünü yaşıyor. (Bu makale 2143 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Allah yaratır alet kullanmadan |
| -Evrim teorisine eleştirel bir yaklaşım ve yaratıcı zorunluluğu- Giriş: Ünlü filozof Aristo, kurbağaların bataklıklardan teşekkül edişini “spontane generasyon” diye isimlendirmiş, yani “kendiliğinden oluşma” şeklinde ifade etmişti. Aristo çok tanrılı Yunan mitoloji döneminden, tek tanrılı döneme geçişin filozoflarından biridir. |
| Devamı >> |