Skip to content

Genç Yaklaşım Dergisi

Anasayfa
Çağdaşlık ve Türkiye Cumhuriyeti Yazdir E-mail
Yazan Faruk Saim Akhan   
Wednesday, 20 May 2009

En başından beridir birincil amacını muasır medeniyet seviyesine ulaşmak olarak belirleyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti (T.C.) halkı da halka rağmen tahayyülündeki muasır vatandaş tipine uydurmaya çalışmıştır.

Olayın neresinden bakılırsa bakılsın bireyi iradesi dışında medenileştirmek faşistçe bir girişimdir. Üstelik kalıcı bir sonuç vermesinden de bahsedilemez. Ancak baskıyla bireye öyleymiş gibi davranmak yükümlülüğü verilebilir, bu devleti zulüm üreten bir aygıt yapar ve baskı azaldığında birey yükümlülüğü derhal reddeder.

T.C. kurulduğu günden itibaren, zamanın cumhuriyetlerinden kendine örnekler edinmiş, projeleştirmiş, her haliyle topluma dayatmıştır. Hem örnek alınan devlet modellerine bakıldığında ortaya çıkarılmaya çalışılan devletin nasıl bir faşizan düzene sahip olduğu görülebilecektir. Sürece nesnel bakıldığında aslında niyetlerin gayet açık bir dille ifade edildiği görülmektedir. Hedef muasır medeniyetlere benzemek, batılılaşmaktır. Yani Batılı muasır medeniyetler ailesine dahil olmaktır.

Peki, bahsettiğimiz dönemde batılı devletlerin demokratik açıdan durumu neydi? Yani T.C. yönetimi nasıl bir medeniyete dahil olmak istiyordu?

Öncelikle bu noktada “Cumhuriyet” kelimesinin önemine değinmek gerekir. Dönem itibariyle cumhuriyet, demokratik olmayan seçim sistemleriyle halka tasdik ettirilen, görünürde cumhuriyet aslında ise monarşik ya da yarı faşist diktaların siyaset dilindeki karşılığıdır. Mussolini'nin İtalya'sı, Hitler'in Almanya'sı, Franco'nun İspanya'sı cumhuriyettir. Oysa bu devletlerin demokratik(!) yapıları hakkında az çok fikir sahibiyiz. Ve ilk T.C yönetiminin muasır medeniyet hedefi olarak benimsedikleri devletler bunlardır. Bu hale bakıldığında T.C.'nin geldiği yer aslında gayet hedefe uygun...1

Bu noktada ayrıca sorgulanması gereken toplumun konulan hedefi ne kadar benimsediği; benimsedikleri ve bunu ifade ettikleri halde başlarına ne geldiğidir. Dönemim ultra batıcılarının kendileri gibi düşünmeyen herkese mürteci (gerici) yaftasını yapıştırmaları ve T.C. yönetiminin muasırlaşma gayretleri içinde yaptığı inkılapları benimsemeyenlere reva gördüğü muameleler ayrıca adalet terazisinde tartılmalıdır. Malum dönemde yapılan zulmün hesabı gıyaben dahi olsa sorulmalı, en azından İspanya gibi o dönemin mirası reddedilmeli, en baştan bir anayasa ile demokrasinin inşasına çalışılmalıdır.

T.C. kurucu kadrosunun ulaşmaya çalıştığı muasır medeniyetler demokrasi değil, cumhuriyetle yönetiliyor, o cumhuriyetler de dönemin cumhuriyet kavramına verdiği özellikler dolayısıyla diktatörlerle yönetiliyordu. Yani en baştan beri T.C. kurucu kadrosunun hedefi demokrasi değil, bugün durumunu tartıştığımız yarı dikta-despot devlet yönetimini tesis etmekti. Maalesef başarılı olmadıklarını söyleyemeyiz.

Günümüze geldiğimizde ise, I. Cumhuriyetçilerin ya da Ulusalcı-Kemalist (solcu Kemalist, Che resimli siyah tişört ve Deniz Gezmiş montu giyen solcu takım ve hem Kemalist hem demokrat, hem dindar, hem de Atatürkçü vb... Hepsi farkında olmasalar bile bu kesime dahildir) güruhun çağdaş yaşam fantezisi T.C. kurucu kadrosunun hayallerine dayanmaktadır. Aslına bakılırsa bu bir çağdaşlaşma değil, apaçık irtica (geriye dönüş) talebidir. Çünkü 21. yüzyılda artık diktalar değil, demokrasi revaçtadır.

Bir kaç istisna dışında cumhuriyetler tasfiye edilmiş ya da yerini demokratik krallıklara bırakmıştır. Medeniyet, tercihini demokrasiden yana kullanmıştır. Bu noktada cumhuriyete dönüş irticanın en büyük bir numunesini teşkil edecektir. Üstelik çağdaşlaşma ve toplumu çağdaşlaştırma çabasındakilerin metotları incelendiğinde anti-demokratik ve faşist noktalar dikkat çekmektedir.

Bir kere halka rağmen halk için miras olarak alınmış, “sivil” olmayan sivil toplum örgütleri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca darbe şakşakçılığıyla2 yine miras edindikleri darbeci geleneği sürdürmektedirler.

Buraya kadar mantıksal açıdan bir mesele yok. Asıl sorun, tüm bu yapılanların ilericilik adına kayda geçirilmesi, tüm bunlara karşı çıkanların da mürteci diye damgalanmasıdır. Oysa kimin mürteci olduğu gayet aşikârdır.

Yukarıda ifade ettiğimiz devletin çağdaşlaşmasının ne anlama geldiği, kavram karışıklığından pek de anlaşılamamakta, bağnazca bir itaatkârlıkla desteklenmektedir. Bunu yapanların tümü de irticaya karşı olduğunu gururla ifade etmektedirler.

Daha önce dediğimiz gibi kavram karışıklığı T.C.'nin en büyük projelerindendir. Bir nevi çiftdüşün de denilebilir. 1984'de değiliz belki, ama ütopyayı yaşamadığımızı söyleyemeyiz.

Devletin çağdaşlaşması fantezisi Köy Enstitüleri ve Halkevlerinin açılmasının ardından halkın çağdaşlaşması ve “vatandaş” seviyesine yükseltilmesi projesinden her zaman kuvvet almıştır.

Gerek T.C.'nin kuruluşunun ilk yılları ve 1950'ye kadar olan dönemde; halk yetiştirilmesi gereken, cahil, gayri medeni bir insan yığını olarak görülmekteydi. Bu faşist önyargının sahipleri, yine darbeci İttihat ve Terakki (İT) kadrolarının Osmanlı'ya karşı batıcılık adına bayrak açmalarından ve Osmanlı'yı Batı karşısında mutlak mağlup olarak kabul etmelerinden ilham almıştır.

“Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor” hezeyanı bu zihniyetin tezahürüdür. Yakın dönemdeki manken oyu-çoban oyu denklemi ise yine aynı kaynaktan beslenmektedir.

Bu zihniyetin terki ise, ancak demokrasi dışı her yolun kapanması ve Kemalistlerin elitizmi terk etmek zorunda bırakılmaları ve Kemalizm’in demokrasi içinde diğer görüşlerle fırsat eşitliği çerçevesinde tartışılabilmesiyle mümkün olabilecektir. Yoksa her fırsatta eski günlere dönme isteğiyle darbe girişimleri olacak, demokrasi serüvenimiz daha da lekelenecektir.

Dipnotlar:

1.Özellikle Hitler Almanya'sı ile sıkı ilişkilerimiz, benzeme çabamız konusunda hangi kesime yakın olduğumuzu göstermektedir. Ki, yine T.C. kurucu kadrosunun Osmanlı yönetimini Almancı olduğu için suçlamasına, hem I. Dünya Savaşı'nı Almanya'yla birlikte kaybetmemize; Hitler ise ikinci kez bir dünya savaşına meydan verecek uygulamalar yapmasına rağmen, bu tip bir ilişki ancak ciddi bir özenmenin tezahürü olabilir.

2.Ki, T.C. kurucu kadrosu İttihat ve Terakki'nin (İT) darbeci kadrosudur. Meşhur Babıali Baskını (darbesi) ile iktidara gelmişlerdir.


(Bu makale 2858 kere okundu.)

Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.

Faruk Saim Akhan
Yazar hakkında:
Kendisi şu ana kadar bize biyografisini göndermediği için ayrıntılı bilgi veremiyoruz...
 

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

Anket

Ergenekon operasyonu derin devleti temizleyecek mi?
 

KAPAK KONUSU

Allah yaratır alet kullanmadan
-Evrim teorisine eleştirel bir yaklaşım ve yaratıcı zorunluluğu-   Giriş: Ünlü filozof Aristo, kurbağaların bataklıklardan teşekkül edişini “spontane generasyon” diye isimlendirmiş, yani “kendiliğinden oluşma” şeklinde ifade etmişti. Aristo çok tanrılı Yunan mitoloji döneminden, tek tanrılı döneme geçişin filozoflarından biridir.
Devamı >>

Üye Girişi






Sifremi unuttum !
Siz de bize katilin? KAYIT Olun

Kimler Online

Su anda 1 ziyaretçi çevrim içi

İstatistikler

Üyeler: 561
Haberler: 612
Baglantilar: 7
Ziyaretçiler: 5758968