Felsefi Yaklaşım
Zaman felsefesine zamanınız var mı? | Zaman felsefesine zamanınız var mı? |
|
|
| Yazan Umut YAVUZ | |
| Monday, 01 January 2007 | |
|
Örneğin: Dünya dönüşünü durdursa, rüzgârlar esmese ve neticesinde yapraklar dahi kıpırdamasa… Sonra kalplerimizin tik takları bir anlığına sükut etse, yeryüzünün üzerinde yürüyen bütün canlılar hareketlerini dondursalar, yıldızlar kaymasa, güneş yer değiştirmese semada… Bir de bu durağanlığa hücrelerimizdeki organeller ile maddelerin yapıtaşlarını oluşturan atomların etrafında dönen elektronlar da katılsalar… Bütün kâinatın bir anlığına yağlı boya bir tablo gibi donakaldığını farzetsek mesela… Böylesi bir durumda zamanın geçtiğini nasıl anlardık? Donuk bir tablo olsaydı kâinat, insan için zaman mefhumunun bir anlamı olur muydu yine? Olmazdı çünkü insan için zaman iki hareket arasında geçen süreden ibarettir. Bu durum zamanın aslında bilinçten bağımsız olmadığının göstergesidir. Onun akmadığı bir ortamın imkânlı olduğunun göstergesidir. O halde zamanın akışı zorunlu değildir. Nitekim uzayın bazı noktalarında farklı zaman akışları da bu görüşü desteklemektedir. Einstein da zaten ikiz kardeşlerin birinin dünyada, diğerinin ise uzayın farklı bir yerinde bulunduklarını farzederek, yıllar sonra iki kardeşten birinin diğerinden farklı yaşta olacağını öne sürmüştür. Çünkü uzayın başka yerinde zaman dünyadakinden daha farklı akacaktır. Diğer yandan: Kimisi için bir dakika yıllara bedel olur, kimisi için saatler saniye hükmünde geçer. Güzel anlar çabuk biter, acılı dakikalar ise asırlar gibi sürer. Bazen olur ki zamanın hükmü kişiye göre farklılık gösterir. Durumuna göre bazen bir milisaniye bile çok kıymetli olurken, zaman zaman da insan günlerini, hatta yıllarını boşa sarfedebilir.
Bu durum da zamanın göreceli olduğunun bir başka ifadesidir. Felsefeciler çok laf üretmekten zevk alır gibi görünürler ama esasında her söylediklerinin bir bilimsel dayanağı vardır. Zira zaman görecelidir diyen; bir felsefeci olduğu kadar, bir fizikçidir aynı zamanda. O, zamanın üç boyutun haricinde farklı bir boyut olduğunu da düşündürmüştür insan zihnine. Öyle ya hayatımızda her durumu farklı boyutlarda yaşarız. Örneğin yürüme hareketini insan iki boyutta gerçekleştirir. Öne-arkaya ve de sağa-sola… İnsan uçmayı keşfettiğinde ise hareketine üçüncü bir boyutu da katmış olur böylece. Aşağı veya yukarıya… Hayatın bir de zaman boyutu vardır ki, bu da dördüncü boyuttur insan için. Ancak insan zamanda sadece durağandır fiziksel olarak. Geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan bir süreçtir zaman. Öyleyse insan sadece ve sadece şimdide vardır. Öncesi ve sonrası onun için zayi ve meçhuldür. Yani yitirilmiş ve bilinmezdir. Gelecek sadece bir ihtimaldir insan için bu noktada. Geçmişe hatıralarla, geleceğe ise hayallerle yolculuk yapabilir. Bunlar mukayyed insan için geçerli şeyler tabii ki. Peki zaman üzerinde gerçekten bir yolculuk mümkün müdür? Zaman düz bir çizgi değildir bazılarına göre. O bir çok anların birleşmesinden oluşmuştur. Tıpkı sinema filmleri gibi. Sinema filmleri de her bir donuk karenin bir biri ardına hızlıca dizilişidir esasında. Bir çok durağanlıktan bir akıcılık meydana gelir böylece, bunu da film makinesi gerçekleştirir. Zaman da bütün karelerin bir araya gelmesidir ve bu bütün karelerin bir arada bulunduğu bir sarmal gibi düşünülebilir, öyle olunca da nasıl ki filmde bir önceki kareye yahut bir sonraki kareye gitmek mümkünse zamanda da bir sonraki kareye geçmek mümkün olabilir. Esasında insan her gece zamanda yolculuğa çıkmaktadır da farkında değildir. Nasıl mı? Biliyorsunuz ışığın belli bir hızı vardır. Uzay da tahmin ettiğimizden çok büyüktür. Biz gece gökyüzüne baktığımızda binlerce yıldız görürüz çıplak gözle. Bu gördüğümüz yıldızların ışıklarının bize ulaşması elbette belli bir süre gerektirir. Biliyoruz ki güneşin bile ışığı bize 8 dakika 20 saniye sonra ulaşır. Yani biz güneşi doğduktan tam 8 dakika 20 saniye sonra görebiliriz ancak. Çünkü biz insanlar, bir cismi görebilmemiz için onun yaydığı ışığın gözümüze ulaşması gerekir. Bütün cisimleri ancak bu şekilde görebiliriz. Aynı şekilde binlerce ışık yılı uzaklıktaki yıldızların da ışıklarının gözümüze ulaşması için yıllar geçmesi gerekebilir. Yani dün gece sizin gökyüzüne bakarken gördüğünüz yıldızlar esasında şimdi orada olmayabilirler. Biz onların günler, aylar hatta uzaklığına göre yıllar öncesindeki hallerini görmekteyiz. Belki onun ışığı bize ulaşana dek o yıldız sönmüştür bile. İşte insan tek bir bakışlar yıllar öncesine gitmiş oluyor böylece. Gece bulutsuz bir gecede gökyüzüne baktığınız zaman geçmişi seyredersiniz de farkında değilsinizdir belki de… Herşey algılayışa göre değişiyor... Anlayacağımız o ki zaman, saatimizin gösterdiği dakikalar ve saniyelerden çok ötedir. Bu sebeple zamanın değerini bilmek gerekir, ta ki gerçek bir zaman makinesi üretilene dek... (Bu makale 9003 kere okundu.) Copyright © GencYaklasim.com - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir. | |
Bu yazarın tüm makalelerini görüntüle |
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Ânı geçmişe uğurlarken... |
| “Ey insan! Zaman sensin. Sen iyi olursan, zaman da iyi olur. Kötü olursan, zaman da kötüdür” der Hz. Muâviye (ra). İnsan, kendi şahsî zamanını şekillendirmek noktasında tesir sahibi olduğu gibi; insanlık tarihiyle ilgili zamanın genel akışına da etki eder. |
| Devamı >> |